Mustafa filmi aklımdan çıkmıyor.Atatürk’ten bir kez daha çok etkilendim ama tarihin o döneminde yaşamak hiç istemezdim öylesine yokluk ve cahillik (ki demek istemiyorum değil)…
Kanada’da mısırlı bir arkadaşım vardı müslüman , biz laik beyaz Türklerden nefret ederdi çünkü onlardan biri ile evliydi ve iki çocuktan sonra boşanmıştı.Kocası ondan tesettüre girdiği için boşanmıştı.kendisi ile 8 ve 10 yaşlarındaki kızları tesettürlüydü.ben de bu insanla sık sık laiklik müslümanlık ve türklük hakkında sohbetler yapardım. sohbetlerimiz genelde onun beni dine döndürme çabaları , onun Atatürk’ü yerme konuşmaları şeklinde geçiyordu.Ben de, gençlik işte, inatla ve şiddetle laiklik ve Atatürkçülük savunmaları yapıyordum.artık hiç kimseyi ve hiç birşeyi değiştiremeyeceğimi biliyorum.beni üzen ve kızdıran insanlardan uzak durmayı tercih ediyorum.sonra bizim ortama biri müslüman-türk,biri alevi-türk biri de arap-türk üç alie katıldı.Tabi benim mısırlı arkadaş hemen müslüman-Türk arkadaş ile samimi oldu. Birlikte Atatürkten nefret ile bahseden ve müslümanlığın bu derece ayaklar altına alındığı Türkiye konulu sohbetler yaptılar.Neden sonra bir gün mısırlı arkadaşım beni kahve içmeye çağırdı.Gözlerimin içine baktı ve neden söylemedin dedi . Çok şaşırmıştım.Neden Atatürk’ün yahudi olduğunu söylemedin dedi ve Selanik’ten geldiğini…Ben o anda anladım işte. Ne farkederdi Yahudi,Ermeni,Kürt ya da Türk…O Atatürktü benim için . Hayatı ve hayalleri Türkiye Cumhuriyetinin temelleri olmuştu.Gerçenten ne farkederdi ki.
İnsanlar birbirlerini damgalamayı çok seviyorlar sanırım bu sevmedikleri insanları kafalarında kategorilere ayırmalarına yarıyor.yardımcı fiil gibi birşey..
Kategori: Genel
Doğru… Yanlış…

Doğru insan, doğru zaman
Kim bilebilir ki,
Yüreğimin hissettiklerini…
Sence,
Başkalarının doğrularını,
Yaşamaya mahkum edilmek mi doğru?
Yoksa,
Özgürce kendini yaşamayı istemek mi yanlış?
Kendini yaşayamayan.
Mutluluğu yakalayabilir mi?
Kendini mutlu edemeyen insan,
Bir başkasını nasıl mutlu edebilir?
Öyleyse…
Doğru nerede?
Yanlış nerede?
Güneşin sıcaklığını,kavrulup kül olmadan,
Yüreğimin kaybolduğu yere gidebilmeyi istemekte mi?
YALNIZ BİR OPERA
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.
Sümerlerde mitoloji
-Sümerolog Muazzez İlmiye Çiğ’in Sümerli Ludingirra başlığıyla Türkçeye çevirip yayınladığı Sümer yazıtları (Tablet 2, 3, 10 ve 11), Sümer mitolojisi, tanrıları ve inançları hakkında geniş bilgiler içeriyor.
Bu yazıtlarda yer alan bilgilere göre:
Sümer Panteonun başı, yani tüm Sümer tanrılarının babası ve kralı hava tanrısı Enlil (Ellil)’dir. Enlil sözcüğü, bahsi geçen tabletlerin yazarı Ludingirra’ya göre, soluk, hava, nefes, ‘Havanın Beyi’ gibi anlamlara geliyor. Sümerler yeri ve göğü onun yarattığına inanırlardı.
-Onların inancına göre, çok eskiden (daha yer ve gök yok iken) her yer dipsiz, uçsuz bucaksız bir denizdi. Sümerler’de bu deniz tanrıca Nammu’nun şahsında kişileştirilir.
Bir gün bu deniz, yani kişi kimliğiyle tanrıca Nammu, koskoca bir dağ doğurur.
imlası bozuk yazılar2
Ya bir şey yapın ya da çenenizi kapayın
PERİHAN MAĞDEN
25/10/2008
Esasında bir-iki köşeci yazdı mevzuyu taraflıca.
‘Türkiye Türklerindir’ yazan bir gazetenin üstünde; baştan (balıkbalık) koktuğunu, böylesine siyaseten yanlışçı bir sloganın altında doğru gazetecilik yapmanın imkânsızlığını.
Hakikaten: Türkiye, Kürtlerin değil mi? Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Alevilerin, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin değil mi aynı zamanda Türkiye?
Onlar Bu Topraklar’a ait değil mi ve bu topraklar, onlara?
Sen şimdi en çok satan (sözümona) en prestijli gazetenin üstüne ‘slogan’ diye bunu çaktığın anda, bir duruş sergilemiş oluyorsun.
Siyaseten yanlışçı olmaktan serçe parmağım kadar imtina etmeyen bir duruş.
Milliyetçi, ultra milliyetçi, feci milliyetçi, faşizan bir duruş.
Kürtler’e sürekli bi şeyler vermekten söz ettiğimiz BU günlerde-
Onlara Marmaray’ın bitmesine 5 kaldığını müjdelemekten azıcık fazlasını vermemiz gerekiyor- değil mi? BU Günler’de?
Diyelim Bu Gazete, bu siyaseten (feci) yanlışçı sloganından; ansızın vazgeçebilir.
Bu Gazete, 60’ıncı yılımız vs. ayağına İnsan Hakları Treni diye bi şeyler üfürme ihtiyacını hissetmiş bir gazetedir.
Zira: devir böyle.
Devir, artık VE DAHİ DURALAR Devri. Artık şiirler, şarkılar, oyun havaları, kokoz barış heyetleri ve içi boş zırvalıkların ötesinde çok temel, çok küçük; ama çok vahim adımlar atmanın zamanı. Tammm zamanı.
Diyelim: İstiklâl Marşı’nın topraklarımızda yaşayan diğer milletleri rencide eden sözleri.
İstiklâl Marşı’nın sözlerini değiştirebiliriz.
Aleviler’e Diyanet bütçesinden hak ettikleri payı verebiliriz.
En göze batan gastemizin bu iliğine/kemiğine siyaseten yanlışçı sloganını alıp Tarih’in Yanlışlıklar Çöplüğüne fırlatıp atabiliriz.
Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarını düzeltebiliriz.
Kürtçe eğitimi ilkokul müfredatına dahil edebiliriz.
Diyelim bunlar (bence) çok küçük, çok temel, çok insani, çok gecikmiş, çok mühim adımlar.
Böyle temel adımlarla başlayabiliriz.
İşe koyulabiliriz.
Yok barış zımbırtısıymış, yok o heyetmiş, şu çenesi kapanmaknedirbilmeyenşişikegoların mütemadiyen kendini gösterme gösterisiymiş-
Benim bütün bu esasında adım olmayan danslara karnım TOK.
Sanırım Kürtler’in de öyle.
SOMUT şeylerden başlayalım.
Sembolik olduğu kadar ağırlığı olan şeylerden.
Neden Meclis’te Kürtçe yemin edilmesin?
Ne sakıncası var?
Tabii benim söylediklerim ÇÖZÜME YÖNELİK şeyler.
Türkiye Cumhuriyeti’ne demokrasi sınıfında sınıf atlatacak şeyler.
Bizi Muasır Medeniyet Demokrasisi seviyesine taşıyacak şeyler.
“YOK! Bunlar yapılmaz” diyorsanız (ki, diyorsunuz) oturun aşağı.
Kapayın çenenizi.
Lagaydı da, lugaydı da, şiirdi de, mertekti de: oyalamayın ortalığı.
Zira: FECİ SIKTINIZ.
Zaten: ceberruttunuz, sıkıcıydınız, geriydiniz, çekilmezdiniz, antidemokratiktiniz, faşizandınız, şirrettiniz; ama iyice çekilmezleştiniz.
Zira: HABİRE AYNI ZIRVALAMALARLA mütemadiyen konuşup hiçbir şey söylemeyerek yoruyorsunuz adamı. Geriyorsunuz ortamı. Şişiriyosunuz da şişiniyosunuz.
PATLAYACAK MEMLEKET SİZDEN. Karnı tok size. Sizin palavralarınıza. Kurusıkılarınıza.
Donuk balık gözleriniz, çirkin alt
dişleriniz, biteviye hakikatsiz laf dizinlerinizle ONCA ortalıkta olmanızdan cümle âleme böğürtüler geldi.
Sonra tabii İnsan Hakları Treni kaldırıp (böyle bi ihtiyaçlar+ihtilaçlar) içinde, “Be hey size kaldıydı insanıydı haklarıydı” diye insanın tepesini attırırsınız.
Memlekette gerçek bir çağdaş sanatçı olsa, gider koca bi Kıç’la karşılardı sizi istasyonlardan birinde.
Gülen bi Kıç’la. Mekanik ve devvv Kıç’ı güldürürdü treniniz istasyona girdiğinde.
‘Kıçıyla gülmek’ lafının protest sanata dönüştürülmüş hali- olurdu.
Somut bi hareketiniz yoksa, olmayacaksa: bir düzeltme, bir jest, bir hak verme, bir özür, bir nedamet-
Kapayın o yerlerden kalkmayan çenelerinizi artık! Konuştukça boşalıyorsunuz ve yara kaşıyorsunuz. Açık kalmasında ısrarcı olduğunuz yaralar- habire toprakların üstüne üstüne kanıyorlar.