Varlıklar (insan da dahil) erk’i ile orantılı olarak, iradelerini kullanmakta tamamen özgürdür. Bu özgürlük hem mümkündür, hem de onların gelişmişlik derecelerine göre bir hak’tır. Bir varlık neyi düşünebilirse / düşleyebilirse, daha doğrusu neyi isteme gücünü gösterebilirse, iradesini o yolda kullanma özgürlüğüne sahiptir. Evrensel Yönetici Mekanizma Kanunları, bunu evrimin bir yolu olarak, tüm varlıklarda daima ileriye doğru yürütmeyi amaçlamaktadır. Burda, Evrensel Yönetici Mekanizma Kanunları bizim Tabiat Kanunuları dediklerimizi de kapsayan tüm evren ve boyutlarının bir kaos yerine bir düzen içinde olmasını sağlıyan kanunlar olarak anlamalıyız. Bu kanunlar hiçbir nedenle veya güçle değiştirilemiyeceği gibi hiç bir kişiye farklı şekilde uygulanmaz. Birbiriyle çelişen bazı kanunlar olduğunu varsaymak, bilgisizlik ve yeterli evrim seviyesine ulaşamadığımızın bir nedenidir. Büyücü (b), bu Evrenesel Yönetici Mekanizma Kanunlarını sıradan insandan daha yüksek bir seviyede bulunduğundan çok daha kapsamlı olarak kullanabilmektedir veya tersten gidersek Evrensel Yönetici Mekanizma Kanunlarını daha iyi kullanabilen kişilere büyücü denir.
Kategori: Genel
HOUDİNİ’nin KAPISI
Ünlü sihirbaz Harry Houdini yanına hiç bir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü.
İngiliz Adalar’ındaki küçük bir kasaba Houdini’yi davet etti. Houdini kasabanın çağına göre modern hapishanesine geldiğinde, hücresine yerleştirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında onun o hücreden çıkabileceğine kimse inanmıyordu. Houdini’nin kemerinde yirmibeş santimlik bir çelik parçası bulunurdu ve bütün kilitleri onunla açardı. Otuzuncu dakikanın sonunda, yüzündeki kendine güven ifadesi yok olmuştu. Bir saat geçtiğinde artık ter dökmeye başlamıştı. İkinci saatin sonunda kapının üzerine yığıldı ve kapı o anda kendiliğinden açıldı.
nasıl?
PERDE
Adam perdeye baktı. Ve perdenin ardındaki dünyayı hayal etti. Perde ise, bir yüzüyle ardındaki dünyaya bakarken, diğer yüzüyle adama bakıyordu. Adam düşündü: “Şu anda, benim ancak hayal edebileceğim bir dünyayı, perde, diğer yüzüyle görmekte.” Ama, perdenin ardındaki dünyaya bakan yüzü adamdan, adama bakan yüzü, ardındaki dünyadan habersizdi.
Adam ayağa kalktı. Gölge, perdeye vurdu. Perdenin adamı bilmeyen yüzü, içinde oluşan bu karartıdan ürktü. Ve dışarıdaki ağaçların, ay ışığında perdeye vuran gölgeleri de, onları bilmeyen diğer yüzü korkutuyordu. Pencereden sızan hafif bir esinti, perdenin ürperişini adama gösterdi.
Ve adam, perdenin gafilliğini bildi ve dedi: “Ben de bu perde gibiyim. Bilincimle bilmediğim şeyler, diğer yüzümden süzülerek oluştuğunda, beni şaşırtıyor. Çünkü, duyularımın beslediği benliğim, Bütün’ü bölüyor. Beş duyumun gerdiği bu perde, Tek’in arasına girip, iki yüzümü yaratıyor. Önüm, arkam, ben ve benim haricim… Kendimi mekana ve mekanın doğurduğu zamana teslim ediyorum. Baş ve son, sebep ve sonuç tutsaklığına giriyorum. Göremediğim dünya batın, gördüğüm dünya zahir oluyor. Bildiğim ve bilmediğim yüzlerim doğuyor. Batınımda kalanın zahirimi etkileyişini anlayamıyorum.”
Yaşamı Tersten Yaşamak…
Üstad Can Yücel’ den
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir…
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Cami’de uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
Altmışlı yaşlara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Doğru mu? Değil mi? Elbette Doğru…
Sadri’ den
“Kuş Hatıraları”
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Yerli malı kullanan
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruüzüm incir fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm ve inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri…
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu…
Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nureddin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı…