ADAMKADINKADINADAM’IN DAĞILIŞI

ADAMKADINKADINADAM’IN DAĞILIŞI

Bir Adam vardı. Ve bir Kadın vardı. Adam, Kadının yanına vardı. Adamvekadın oldular. Adam, Kadının elini tuttu. Adamkadın oldular. Önlerindeki yolda yürümeye koyuldular.

Adamkadın’ ın ardında tüm dünya el ele tutuştu. Ama Kadınadam bunu görmüyordu. Önlerinde her şey bir bir ayrı iken, onlar geçtikçe bir Bir oluyordu. Ellerindeki sevginin ateşi ardındaki her şeyi birleştirdi. Şimdi her şey Herşey’ di.

Yazık ki gözleri, geride kalan güzelliği görmedi. Anlamadılar. Bilemediler. Ve tartıştılar. Ve Kadın, Bir’den elini çekti. Adamı terk edip gitti. Dün/yanın yarısı Kadınla gitti. Dünyaları dün oldu. Adam yıkık, Adam yenik… Adam, Kadının ardından bakakaldı.

Ve Adam geri döndü. Ama artık gerideki her şey ayrı, gerideki her şey yarımdı. Onlar, Herşey’ i hiç tatmadı. Tatsalar ayrılmazlardı…

SOLUK SOLUĞA(SERÜVENCİ)

SOLUK SOLUĞA
Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
Ama atıldı yine de yeni serüvenlere
Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
-ki onlar daima birer yalnızdırlar

Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve halâ
Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
Korkular geçiren o kız nerdedir şimdi
Sensiz olursam yaşayamam diyen
O liseli kız hangi kentte geldi
Ve o sarışın
O afeti devran bekler mi hâlâ
Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
Aşkların, ayrılıkların ve anıların
İstese de kalamazdı vakti gelince
Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
Yürek burkulması ve hüzün ve keder
Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
Ay bile soğuktur o zaman
Bir buz parçasıdır
Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler
Biraz da serüvendi yaşamak
Belki yatkındı büyük yolculuklara
Ki serüvenler daima büyük aşklar
Ve büyük yolculuklarla başlar
Anıları, aşkları ve bir kenti
Bırakıp gidebilirdi apansız
Apansız başlardı yolculuklar
Hangi saatinde olursa olsun günün
Ve hep kar yağardı nedense
Durmadan kar yağardı yol boyunca
Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
Kent görünmez olunca arkada
Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarında
Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

AV-v

Sesleri ve uğultusu dinmiş bir tabiatın kendini incitmiş ve varlığını bir diğerine adamış iki yaratığı…ayrı düştüğümüz her yer her an bizi eksik ve yaşamsız kılıyor..birbirimiz üstünde varlık tanımı aramıyoruz..izlerimizi takip ediyoruz….bir kokuyu ya da ayak izini takip etmek gibi…..bir süre sonra bir diğerimizin olmayacak olması sadece birlikte yokluğumuzu vurgulayabilir……
Gezegenin karanlık yüzü bizi bu kuytuya gelmeye zorladı..burada birbirine dost ya da birbirine düşman olandan fazlasıyız….tabiat kutsalı vurguladı….kitaplarımızı bırakıp su kıyısında yüzümüzü yıkadık..parlak güneş…kristal, sudan minik küreler…..ışıldıyor…..sen burayı terkettiğinde ben tam da senin şu an durduğun noktaya ilerliyor olacağım…..tekrarlanan eylemlerin sürekliliğe yaptığı vurgu, an parçalardan oluşmuştur diyemiyorsak bilinmeyen kısmı bütünün ve az sonra silinecek olan…..yüzüme bir cevap bulmak için bakıyor……cevaplar sorulardan bağımsız ve şiirseldir diyorum…….
Burada yenilgi yoktur..aziz avcımın bana sunduğu yaşam olanağı takibimde gizlidir. Büyük cevaplara ihtiyaç yoktur…büyük soruların yanıtları çoğu kez küçük sıradan ve olağan tekrarlı bir harekette gizlidir….varoluşumun sırrı bana duyulan yok edilme arzusu değildir…karşılıklı var oluş isteği..aynı amacın yaşamsal odağı…
Yaklaşıyorum avcıma…..gözlerindeki derin keder beni öldürünce geçmeyecek ne kötü…bir an, sadece bir an sonsuz mutlu olabilirdik diye düşünüyorum…..hayır geçmeyecek, silahını güneşte bir kraliyet nişanı gibi taşıyor..mağrur. bu halde burada ne işi var……avcımı yalnız bırakıyorum düşünmesi için..türüne ait bir edimle bırakıp onu burada….türüme ait bir salınımla yerdeğiştiriyorum…..
Gözleri suyun kyısında bir takibi izliyor….benim salınımım onun bildiği…..ne ben gizleniyorum…ne de o arıyor…..yerdeğiştiriyoruz…üstelik kimliklerimizle….her seferinde silahı doğrulttuğunda bu tutkuya son verip vermeme isteğiyle sınıyor kendisini…kederli avcım..gözkıyısındaki kederle avım olabilecek takibim….gerekçesi hareketimin…..ve gerekçesi varlığımızın…
derin bir sesle ateşin başında büyülü sözler söylüyor…çağırıyor mu uzaklaşmam için yalvarıyor mu anlamak güç….yaklaştığımı biliyor…
fısıldıyorum, karanlıkta gölgeli ormanın uğultusu karışıyor sesime
fısıldıyorum, bana olaslıklarımı sunan bir diğerine sayılarla kuruyorsa bir evreni kusursuzluğa ulaşmak zorunda olması gerektiğini
fısıldıyorum, derisinden sıyrılırken duyuyor beni bir başka orman yaratığı
fısıldıyorum, burada uykuya yakın takipten azadeyim…..karanlıkta birlikte soluyoruz…aynı anda uyumak tek dileğimiz……varoluşumun bilgilerini taşıyor beni sana yakın kılan takip. Gözgöze geliyoruz.

Akıllı insan…


Ruhumun içinde beslenen bir başka ruh
Doğrusunu eğrisini algılayamadığım…
Algılayamıyorsan aklında uçtu dediler.
Akıl denilen bir bölge varmı ki beynimin içinde!
Olmadığını görebiliyormusun?
Ya olduğunu görebiliyormusun biçare insan?
Hissediyorsun… tıpkı duygularını hissettiğin gibi…
O zaman duygularınla hareket etmek neden akılsızlık?
Anlayamadın mı?
Biraz olduğunu söylediğin aklını kullansana…
22/10/2008
Mesa/ ANKARA

Sizce olaylar karşısında insanın duygularıyla davranışlarını belirlemesi akılsızlıkmıdır?