Dinle Neyden!

Bugün sinemaya gittim ve Dinle Neyden filmini izledim arkadaşlar. Orada Dede Efendi diyor ki;

“Hayatın anlamını bulmak istiyorsan, bunun iki yolu vardır; birincisi kitaplardan geçer, ki bu uzun olan yoldur; diğeri ve kısa olan ise sevgiden geçer.”

Ben balıklama atladım bu söze. “İşte bu!” dedim Da Vinci’nin şifresini çözmüşçesine. Ancak daha sonra kitaplar dikildi karşıma. “Biz olmasak da sevebilirdin, ama derinliğin ne olurdu ve ne kadar sevebilirdin?” diye benle dalga geçtiler.

Hele bir el atıverin arkadaşlar bu konuya Allah rızası için!

PAPAĞAN VE HİKAYESİ(Ölmeden Önce Ölmek)

Papağanın Hikayesi(Ölmeden Önce Ölmek)

Bir tacirin bir papağanı vardı. Kafeslere mahkum edilmiş güzel bir kuştu. Bir gün tüccar Hindistan’a gitmek için yol hazırlığına başladı. Kölelerinin, cariyelerinin her birine ayrı ayrı :

  • “Sana Hindistan’dan ne getireyim ne istersin?” diye sordu .

    Her biri ayrı bir şey istedi.

    Tüccar papağanına da sordu :

  • “Ey güzel kuşum sana ne getireyim sen Hindistan’dan ne istersin?” dedi.

    Papağan :

  • “Oradaki papağanları görünce halimi anlat ve de ki falan papağan benim mahpusumdur, ben onu kafeste besliyorum. Size selam söyledi. Ben gurbet ellerde kafeslerde sizin hasretinizle can vereyim, siz serbestçe ağaçlıklarda kayalıklarda dolaşın bu reva mıdır? Hiç değilse bir seher vakti ben garibi de hatırlayın ki ben de birazcık mutlu olayım, dedi.” de. Başka bir şey istemem.” dedi.

MUTLULUĞU ISKALAMAYIN

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş…
Hep şikayetçi hep bıkkınmış…
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
” Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler ” diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş.
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi
“Everest’in tepesine saklayalım ” demiş, kimisi “Atlas Okyanusu’nun dibine” demiş.
“Tac Mahal’in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi… ”
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş…
Derken meleklerden biri “kalplerine saklayalım ” demiş.
“Kimsenin aklına gelmez kalplerine bakmak” İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi kalbinde saklıymış…
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü… Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde……
Bu yüzden gözünüz hep içeride, kalbinizde olsun.
Çünkü; mutluluk kalbinizde saklı.
Kalplerine bakmayı bilenler, mutluluğu ıskalamaz.

Pers Tahtası ve ilginç hikayesi

Bu ilginç hikaye Pers ülkesinde geçmiş ama Hindistan’da hatta çin’de geçmiş de olabilir. Rivayete göre kralın baş danışmanı veziri azam yeni bir oyun içat etmiş. Oyun 64 siyah ve kırmızı kareden oluşan kare şeklinde bir tahta üzerinde taşları hareket ettirerek oynanıyormuş. En önemli taş kralmış. Önem sırasında ondan sonra gelen taş da vezir tarafından içat edilen bir oyundan bekleneceği gibi vezirmiş… Oyunda hedef düşman kralı ele geçirmekmiş ve bu yüzden oyuna farsçada şahmat( kral anlamında şah ve ölü anlamında mat)denmiş. Yani kral ölü. Burada anlatılan oyun tahmin ettiğiniz gibi satranç.Zaman içinde taşlar, taşların hareketleri ve oyun kuralları evrim geçirerek bugünkü halini aldı. Pers kralına veziri tarafından içat edilen bu oyun’a ‘krala ölüm’adı verilmesine karşın kralın bu oyundan niçin hoşlandığı esrarını koruyor. Ama hikayeye göre kral oyunu o kadar çok beğenmiş ki, veziri azama ”dile benden ne dilersen” demiş. Vezirin cevabı hazırmış ”ben tokgözlü biriyim ve sadece küçük bir ödül istiyorum” demiş ve kendi icadı olan tahtanın üzerindeki, yanyana ve yukarıdan aşağı dizilmiş kareleri göstermiş ve ilk kareye tek bir buğday tanesi,ikinci kareye bunun iki katı, üçüncü kareye ikincinin iki katı buğday tanesi konularak bunun bu şekilde sonuncu kareye kadar devam ettirilerek kendisine buğday tanelerinin verilmesini istemiş. Kral itiraz etmiş. Böylesi öenemli bir içat için bu kadar küçük bir ödül veriemeyeceğini söylemiş. Mücevherler, cariyeler, saraylar önermiş vezire ama veziri başını öne cevirerek hepsini ret etmiş. İstediği sadece küçük buğday tepecikleri imiş. Kral danışmanının alçakgönüllüğüne ve tokgözlülüğüne gizliden gizliye hayranlık duyarak istediğini kabul etmiş. Ne var ki krallığın tahıl ambarlarından sorumlu yetkili buğday tanelerini saymaya başladığında kral tatsız bir süprizle karşılaşmış. Başlangıçta tanecikler küçük sayılarmış; 1,2,4,8,16,32,64,128,256,512,1024…Ancak 64. kareye yaklaşırken buğday tanelerinin sayısı inanılmaz sayılara ulaşmış. Gerçekten de bu sayı yaklaşık 18.5 kentilyondur. Belkide veziri azam bol lifli bir beslenme rejimi uyguluyordu:)))
Peki 18.5 kentilyon buğday tanesinin ağırlığı ne tutar? Her tanenin milimetre boyunda olduğunu varsayarsak.taneciklerin toplam ağırlığı 75 milyar tonu bulacaktır. Buysa kralın tahıl ambarında depolanabilecek miktarın çok üstündedir. Aslında bu miktar dünyanın şimdiki tahıl üretimi temel alındığında , 150 yıllık üretime eşittir. Daha sonra neler geçtiğini bilemiyoruz. Aritmetiği iyi bilmeyen kralkrallığı vezirinemi devretti yoksa vezirmat denilen yeni bir oyun içat etme zorunda kalarak sıkıntı içine mi girdi?
Carl sagan’ın milyarlarca milyarlarca isimli kitabında satrançla ilgili okumuş olduğum bu hikaye beni çok etkilemişti. Bu hikayenin devamında Geometrik artıştan yola çıkarak dünyanın nüfus artışı konusunda vermiş olduğu bilgilerde çok daha ilginçti. Belki keyfim yerinde olursa onu da sizlerle paylaşabilirim, ya da belki siz kitabı alıp beni bu zahmetten kurtarırsınız. Kimbilir?
Benden de iyi reklamcı olurmuş:)))

Ruhun Yasaları

..Bilgenin sesi gittikçe yumuşadı.Adeta vecd halinde konuşuyordu:
-Kavrayabiliyor musun söylenenleri Gezgin? Sözlerimin doğruluğunu hissedebiliyor musun? Savaşın yerle bir ettiği köyde yanan çocuğun da , oraya bomba atan pilotun da kendin olduğunu anlayabiliyor musun? Annenin de ,yeni doğmuş bebeğin de , tecavüz kurbanın da, saldırganın da sen olduğunu biliyor musun? Her şey Tanrı adına ya da şeytan adına yapılıyor. Yırtık giysileri giyen de , altın sırmalı şatafatlı giysileri giyen de sensin. Şefkatle, gaddarlıkla, korkaklıkla, cesaretle yapılan her davranışta sen varsın.
….Her varlığın gözlerinden yansıyan gerçekte TEK olan Işıksın.Bu BİR’likle düşüncelerini biliyor ‘geçmiş yaşamlarından’ bahsedebilyorum: BİR olduğumuz için şu anda yaşanan TÜM geçmiş yaşamları da paylaşıyoruz. Çünkü geçmiş, şimdi ve gelecek BİR’dir.
….Ağaçların koruyucu dallarının altından çıkıp dağın aşağısına doğru yürümeye başladık. Eve götürecek patikaya doğru ilerliyorduk. Ayrılma zamanı yaklaşıyordu. Yürürken bilge geleceğimizle ilgili vizyonunu paylaştı:
-Global bilinç uyanırken Gezgin, kendimizi yoğun bir dönüşüm sürecinin ortasında bulacağız. Bu geçiş döneminde zorluklar yaşanacaktır.Ama Büyük Uyanış ölenin son nefesi, bebeğin ilk çığlığım kadar kaçınılmazdır. Şu anda ayrılık illüzyonu yerini adım adım Bütünlük gerçeğine bırakıyor.
Şimdi Dünyayı kucaklamanın zamanı. Daha sonra da evreni kucaklayacağız.