Olasılıklar Evreni

Termodinamiğin kanunlarını bilirsiniz. Bu kanunların sonucuna göre şöyle bir cümle kurabiliriz.

“Düzensizlik ya değişmez ya da artar.”

Her ne kadar bir kesinliği içerse de aslında durum tam olarak bu değildir. Basit bir örnek üstünden gitmeye çalışacağım.

Odanın bir köşesine konmuş içinde Klor gazının bulunduğu ucu açık bir tüp düşünelim. Tüpün içinde bulunan klor gazının odaya dağılıp dağılmaması durumunu bu kanunlar ışığında düşünelim. Termodinamiğe göre entropi artışı olacak ve klor gazı mutlaka odaya yayılacaktır.

Oysa durum tam olarak böyle değildir. Klor gazının odaya yayılması sadece bir olasılıktır. Fakat tüp içinde kalma olasılığı yayılma olasılık dağılımına göre çok daha düşük olduğu için gerçekleşmesi ihtimali zordur. Ama imkansız değildir.

Olasılık kuramları 1900 lü yıllarda gelişip “istatiksel mekanik” geliştirilmiştir. Termodinamik değerlerden sapmalarla bu teori ispatlanmıştır.

Bunu para örneği ile açıklayabiliriz. Diyelim ki aynı anda bir milyon bozuk para atılıyor. Hepsinin tura gelme olasılığı vardır. Daha eşit bir dağılımların yüzdesi ise çok daha fazladır. Fakat sonuçta gelen parça dağılımı ne olursa olsun aslında hepsinin tura gelmesiyle aynı olasılığa sahip bir dağılım olacaktır.

Yanisi şu. Her olay, milyarlarca olasılıktan sadece birisidir ve yaşadığımız bu evren tamamen matematiksel olasılıklar evrenidir.

İHTİRAS

Lezbiyen düşünceye sahip değilken şuan kadınlara ilgim var. Bunu önleyemiyorum. Bu ihtirasın nedeni nedir? Sexte arayış mı ? Doyumsuz ruhum farklı şeyler mi istiyor? Yoksa lezbiyen mi oluyorum? Güçlü erkeksi bir kadının yatağında uzanıp sadece acaba şimdi ne yapacak diye düşünmek istiyorum. Yada ürkek bir genç kadına hayatında yaşayacağı en doyumsuz deneyimi yaşatmak istiyorum. Bu konuyu tartışmaya açıyorum. Sizce bunu yapmalı mıyım? yoksa bastırmalı mıyım? Bu ihtirasa yenik düşmek beni tamamen lezbiyen yapar mı?

Celal ve Cemal’in dehlizleri…Bütün’ü sezmek

Casiye suresi 23.ayet:
Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?

İsmi Yüce Olan Huve/O’nu ….O’nun bütün’lüğünü bilerek ve kabul
ederek sevmek.
Celali ile…Cemali ile…ve bunların sentezi olan Kemali ile.
Herhangi bir noktasını değil,Tüm’ünü sevmek…
Bütün’ünü sevmek.
Gün dediğimiz zaman diliminin,gece ve gündüzden oluşması gibi
evren ve içre evrenler Huve/O Yüce Olan’ın Celal ve Cemal
sıfatlarının tecellisi ile oluştu….vücut buldu.
Külli enerji ve Külli aklın sentezi olan Saf Düşünce’nin ”KÜN”'(OL)
nidasının titreşimleri, boyutları ve evrenleri var etti.
Huve/O,kendisinde külli olan ne varsa,cüz-i olarak yarattıklarına da verdi.

Celal sıfatı nedir?
Büyüklük,Kibir,Yücelik,Ululuk,Gurur,Kızgınlık,Öfke,Kahır,Gazab,Savaş…
Yaratılışın negatif kuvvetinin sonsuzdaki ana kaynağı.

Cemal sıfatı nedir?
Güzellik,İyilik,Hayır,bağışlayıcılık,Yumuşaklık,Hoşgörü,Lütuf,
İkram,Barışçılık…
Yaratılışın Pozitif kuvvetinin sonsuzdaki ana kaynağı.

İnsanların bir kısmı,Negatif kutba meyl ederek Bütün’den uzaklaşırken;
Bir kısmı da Pozitif kutba meyl ederek aynı hataya düşüyorlar.

O/Huve,bizim kafamıza göre bir İlah değildir.
Heva ve hevesimize göre değil yani…
Huve/O,bir Bütün…Celal-Cemal-Kemal sıfatları ile Bütün.
Hepsi O…Herşey O.
Dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta da şudur;
Huve/O’nun Pozitif kuvvetin tecellisini sınırsız bırakarak,Negatif
kuvveti sınırladığını ve”Rahmetim Gazabımı geçmiştir” sözünü
idrak edelim.
.Ayrıca Negatif yola ruhsatının olduğunu ve fakat,
rızasının olmadığını da bilelim.
O’nu Celali ve Cemali ile sevebilmeyi başarabilenler…
O’nu azda olsa anlayabilenler…
Celal ve Cemal sıfatlarını hazım edip,bunları içte sentezleyerek
Kemal’e erenler…
İşte bunlar Bütün’ü sezebilenlerdir.

Şöyle bir ifade ile konuyu açmaya çalışalım;
Yüce Olan Hakk’ın tüm sıfatları ve esmaları
neticede gider gider üç kalemde toplanır:
Celal,Cemal ve Kemal sıfatlarında.
Bunlar, aslında aynı kaynaktan çıkıp,yine aynı kaynağa dönen
ve dolayısı ile çember oluşturan şuurlu ve diri titreşimler.
Buyrunuz…yine geldik ”Çember”’e.
Bu çemberde önemli şeyler var sanki…
Çember ve dönme hareketi…..önemli ve anlamlı.
Evrende herşey de öyle…Hem dönüyorlar,hem de
çember(Yörünge)çeviriyorlar değil mi?
Atomdan gezegene ve yıldızlara kadar….öyle.

Karşıtlık-Zıtlık titreşimlerin alt boyutlarında ortaya
çıkıyor…üste doğru yükseldikçe zıtlıklar ortadan kalkıyor.
Celal ve Cemal sıfatları iki yapışık çember gibi birbirine
sürtünürcesine geçiyorlar.
Her sıfat(Celal-Cemal) çok sayıda esmalar grubunu içeriyor.
Kemal sıfatı ise tek bir esmaya sahip:
Kemal-Olgun-Kamil =İnsan-ı Kamil.
Esas olan da zaten budur.
Hedef budur.
Yarışın/Mücadelenin/Tekamülün finişi budur:
İnsan-ı Kamil olmak….Adam olmak,
veya daha açıkça dersek:
ADEM olmak.

Celal ve Cemal sıfatları evrenlerin her noktasında
mevcut ve kaynak olarak aynı kaynaktan geliyorlar:
Huve/O’ndan…Hakk’tan geliyorlar.
Ve merkezi yayınları frekansları var.
Ve;
Siz,hangi frekansa göre beyninizi ayarlarsanız
o yayını üzerinize çekersiniz.
Ve,öyle bir adam olursunuz.

Püf nokta şudur:
Bunlardaki zıtlıklara bakarak bunları ayrı şeylermiş gibi
görmek yanılgısını terk edenler…
İşte onlar,Bütün’ü sezmeye başlamış demektir.
Bu da büyük bir avantaj ve aşamadır.
Zira;
Alemlerde Tek bir Sultan var…Tek bir ”’ Şey ”’var.
Ve,O’nun irade-i İlahisinin tecellileri var.
O tecellilerin ”””Amelelerine”’ bakarak aldanmamak lazım.
Huve/O’nun arzu hilafına bir yaprak bile kımıldayamaz.
Ve,elbette ki O güçlüdür Hakimdir.

Sağlıcakla kalınız.

Atletizm ve Yüzme

Atletizm insan organizmasının ve limitlerinin testidir. En saf ve direkt spordur. İnsanin fiziksel limitlerini zorlayıp aşmak için çocukluğun ve gençliğin (belki de) feda edilmesidir.

Yüzme de olayın sudaki devamı. Uçamadığımız için 3’leme olamıyor. Böyle bir sporun gerçekten var olduğundan ve ciddi olduğundan Türkiye’deki geniş kitlelerin haberdar olması ilk defa televizyondan verilen 1972 Münih Olimpiyatlarıyla olmuştur.

Açılışı, halen dünyanın en hızlı insanıyla yapıyorum :

Ateist – Agnostik karşılaştırması

Son zamanlarsa sıkça şahit olduğum; ateistlerin agnostiklere karşı özellikle tanrı ile ilgili inançlarından henüz kurtulamamış olmaları ve agnostiklerin de ateistlere karşı aynı teistler gibi “tanrı yok inancına” sıkı sıkaya bağlı olduğu suçlaması durumunu görmemdir.

Yani ateist olduğunu iddia eden kişi agnostiklerin bilinemezciliğinin teistlere yaradığını iddia ederken, agnostik olduğunu iddia eden kişi de ateistlerin aynı teistlere benzediğini sadece zıt yönde olduklarını iddia ediyor.

Karşılıklı bu ve benzer suçlamaları ve konuyla ilgili düşüncelerinizi belirtirseniz iyi bir kaynak olabileceğimizi düşünüyorum.