Zihinden geçenlerden

Zihin…o hiç uyumaz.
Düşünceler akar durur.
Bir kısmını açmak/paylaşmak istedik.

Madde,aslında enerjinin bir halidir.
Enerji artmazmış,eksilmez miş te ..

”’Var olan enerji yok edilemez.
Yoktan da enerji var edilemez.”’

Bu, enerjinin sakımı kanunudur değil mi?
Herşey aslında enerjidir.
Düşünceler de enerjidir.
Beyin,düşünürken elektromanyetik dalga yapısında
enerji üretir.
Hatta,hastanelerde bunu ölçen bir alet bile vardır:

Elektroensefalografi.

Bu alet,beyinden boşalan elektriği/enerjiyi ölçer.
Sara hastalıklarının teşhisinde bundan faydalanılır.
Demek ki…düşünce ile madde arasında bir ilişki vardır.
Çünkü ikiside enerjidir…köken aynı.

Düşündü…Kün(OL) dedi…ve oldu.
Demekki evren/evrenler,düşüncenin ürünleridir.
Tabii ki,içindekiler de öyle.
Bazı şeyler …sanki…
Sanki,
biz öyle istediğimiz ve öyle baktığımız için öyleler.
Öyle değiller aslında…ama nasıl istersen öyle görünürler gibi.
Uzak fersahlardan,ışık yılı uzaklıklardan gelen kozmik ışınlar var.
Bu enerjiler nasıl bir bilgi kodu taşıyorlar ki…acaba?
Bizim beynimiz henüz bunları almıyor/algılayamıyor.

MÖ.8000’ler.
Son buzul çağı sona erdi.
Bir şey oldu….Acaba N’oldu ?
İnsanlar hızla düşünmeye ve yapmaya başladılar.
O günden bu güne çok şeyler başardık.
Marsa kadar ulaştık bu gün.
Epi topu 10.000 yılda !
Peki daha öncelinde,
2 milyon yıl neden yattık-uyuduk ki acaba?
Magaradan -kovuga gez babam gez.
Hıımmm….
Acaba biz düşünmeye başladığımız yılı 10 bin yıl değil de…
2 milyon yıl olarak saysa idik…
Acaba bu gün insanlık nerede olurdu ki?
De mi yaaaa?
Sayısız evrenler ve bu kadar şuurlu varlıklar/sakinler…
Bu kadar düşünce-deneyim-tecrübe-bilgi-birikim…
Bir yere gidiyor/boşalıyor olmalı herhalde.
Ve…
O merkezi bilinç/Toplam Bilinç/Küll-i Bilinç..
Veya her ne ise O.
Bilinçaltından o merkez arasında bir bağlantı olmalı ki,
oraya atılan oraya gönderilsin.
Ve,gerektiğinde O’ RA ile temas ta kurulabilsin.

İnsanlığın gizli tarihi, insanlıktan saklanmaktadır.
Veya,ben öyle düşünüyorum.
Hımmmm.
Bunu saklamakta kolay olmasa gerektir.
Böyle bir şeyi nereye saklardım acaba?
Buldum;
Buzdolabında !
Hem, gerektigi güne kadar da tazece saklar dolap.
Böyle bir yer var mı Dünyada?
Var…
Antarktika….!
Sahi…birden aklıma geldi.
Yahu,her kıtanın bir adamı var değil mi?
Asyada sarı-çekik gözlü ırk.
Afrikada zenciler.
Avrupada beyaz,renkli gözlü ırk.
Amerikada kızılderililer.
Avustralyada Aborjinler.
Ya Antarktika ?
Orası bugün 2 ila 4 km buzla kaplı olabilir.
Ancak,eskiden böyle olmadığını ve tropikal bir iklime sahip
olduğunu biliyoruz bu gün.
Antarktikalılar neredeler acaba?

Geçmişin ilkellerinin ”Tanrı” dedikleri,herşeyi bize
onlar öğretti dedikleri ”Tanrılar” nerden gelmişlerdi?
Göklerde gürleyerek ilerleyen taşıtları/Vimanaları ile gezen
ve kıtalar arasında bir jet sosyete gibi dolaşanlar…
Piramidal mimariyi üç kıtada da başlatanlar(Asyada Sumer,Çin,
Kamboçya-Anghkor,Amerikada Meksika ve Peru piramitleri,
Afrikada Mısırın Ehramları),
Heykellerde tıpkı biz insanlara benzedikleri görünenler…
Nefilimler de denilenler…
Armut tipli,arkaya uzanmış geniş kafataslı ve,
Aşırı beyaz-parlak tenliler…
altın rengi engereksi gözlüler,İnce-uzun boylular…
Antarktika ırkı- mıydı acaba?
Cevap orada…2-3 km kalınlıktaki buzların altın da mı ki acaba?
Hımmm.
Sahi…sakın bu Atlntis falan diyorlar ya hani..
Bu Atlantis te sakın ola da Antarktika’da buzların altında olmasın?
Mesela yani.

Düşünceler…düşünceler.
Sağlıcakla kalınız.

İspatsız İnançlar

Bu başlık altına, asla ispatlanamayacağını bildiğiniz buna rağmen inandığınız şeyleri yazalım. Ateist, teist, agnostik, deist, pagan, şaman farketmez her insanın inançları vardır. Bu inançlardan bazıları ispatlanabilir olur bazılarına ise öyle sıkı sıkaya bağlı oluruz ki ispatlandığını veya ispatlanabileceğini sanırız.

Çok az insan hem bir inanca sahip olup hem de bunun ispatlanamayacağını düşünür.

YERBÖCEK X

………..9876
Kapıyı iyi giyimli bir kadın açtı bize. Evde yoktun çünkü ışıklar yanıyordu hem de
Hepsi…
Mutfaktan reçel kokusu geliyordu…(YERBÖCEK sonraları vişne kokusu
olduğunu söyleyecekti duyumsadığımızın.)
Kadına seni sormadım, kadın bize hiç gülümsemedi.
Lunaparktan çaldığımız çarpışan otoyla o kenti terk ettik. …
YERBÖCEK içindeki ilk cini o vakitler düşürmüştü bir mevsimden diğerine uzarken
Zaten rüyalarımız eksilmese ikimiz de fark etmeyecektik.

CESEDİN BAGAJDA ŞARKI SÖYLEDİĞİNİ İLK DUYDUĞUMUZDA ÖLDÜĞÜMÜZÜ DÜŞÜNDÜK
VE BU BÜYÜK BİR HUZURDU.

Büyük naylon torbalarda ağzı sıkı sıkıya bağlanmış gülüşler bekliyordu az ilerdeki çöp bidonlarının yanında. Bir çöpçü değse ölecekti. Patlamaya hazır, pimi çekilecek gülüşlerdi. Bagajdaki ceset git gide sinirimizi bozuyordu. Zaten seni bulamamıştım ve sol gözüm sürekli kanıyordu. YERBÖCEK sürekli içiyor içtikçe daha çok arabaya çarpıyordu. Lunaparktan çalınan çarpışan oto hayatımızın bir lunapark olduğuna inanmıyordu.

Her kent girişinde biraz daha terleyen CESET ŞARKI SÖYLEMEYİ BIRAKIP AJANS HABERLERİNE GEÇTİ…

………ölü sayısı artıyor

     Görevlilerin kimlik tespit çalışmaları ise aralıksız devam ediyor. 

AVCUMDAKİ KELEBEK ÖLDÜ YERBÖCEK…….

Kent girişlerinde kimlik kontrollerimiz yapılırken sürekli içiyorduk aslında bunda bir sorun yoktu fakat görevli sürekli uykusunu yüzümüze bulaşltırıyordu ve biz kan kokuyorduk bu yüzden. Bizi ve bagajdaki cesedi ele verecek olan buydu. Görevli, şişman, sivilceli ve karbon kağıdından yapılmış çocuklarını anlatırken YERBÖCEK bir diğer cini düşürmüştü o vakitler. Görevli ayakkabılarımıza dikmişti gözlerini…

Evet! İzlemiştik o filmi çünkü afişini çok beğenmiştik ayrıca sinemada ölenler hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Arka koltukların birinde bırakılan kurşun askerle de bir ilgimiz yoktu. Zaten YERBÖCEK başını omzuma dayamıştı bu yüzden ileri derece miyoptuk. Kimseyi kandırmıyorduk. Ayrıca kilisedeki İsa tasvirinin yüzüne o bıyığı çizenler de biz değildik. Ama tüm bunlar neden soruluyordu üstelik gölge boylarımız daha fazla kısalmadan gidecek bir gece düşü bulmalıydık kendimize. Görevliye üzerinde gergedan resimleri olan bir takvim hediye ettik ve biz hızla olay yerini ve anını terk edip bize sorulanları dişlerimizin arasında çiğnerken takvimin yıllar öncesine ait olduğunu çok sonra fark edecekti ters dönüp düzünü unutmuş ve cengaverlik masallarıyla büyümüş o adam…

Uzun bir yolculuktan arta kalan kirli çoraplarımızı otobüs şoförüne verdik ve o bunu kirli, kötü kokulu bir düş sandı…

BİR MERYEM TASVİRİ ÖNÜNDE GÖZLÜK CAMLARINI PARLATMIŞTIN, BUNU BÖYLE ANIMSIYORUM ŞİMDİ…

Sonsuz/İlksel Okyanus

Evrenlerin tek bir Yaratıcı’sı var…
Bu,evrenlerin tek gerçek denilesi gerçegidir.
Kesin olan bir şey var ki;
”’Nur üstüne Nur”’ dan oluşan…
sonsuz bir Okyanus ile karşı karşıyayız.
Sümerin Abzu dediği…
Kadim Mısırın Noun veya Maat dediği…
Ve,yine Kur’an-ı Kerim de Hud suresi 7.ayette zikredilen su…

Hud 7.ayet:”O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan
etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. ”

Kadim dönemlerden beri zikredilen ve…
Son dönem dinlerinde de yankı bulan bu su,bu okyanus nedir?
Şudur:
Burası uçsuz bucaksız bir atomaltının da altı partikül okyanusu,
Nur denizidir.Yüzlerce Nur birleşerek en küçük parçacığı oluşturur ki;
bu parçacığa nötrino denir.Nötrinonun karşıtı /antisi ise
Leptondur ki o da neticede anti nötrinodur.
Burası her türlü potansiyellerin…var olmuş,var olacakların
ve henüz olmamış her şeyin kaynagıdır.
Şuur-u Mutlak’ın tezgahı burasıdır.
Bu okyanus ”Kün”emrine göre hemen oluşa geçmeye
hazır ve nazırdır.
Bilinen ve bilinemeyen ne varsa…herşey
O,Mutlak Şuur’dan doğan şuurlu nur damlacıklarının,
veya taneciklerinin eseridir.
Gerisi…ötesi herşey sadece serüvendir,figürdür.

Bu,Sonsuz Nur Okyanusu,hiçlik diyebildigimiz yerde ve
oradan varlık alemine südur ettiginden….
O Yüce Olan’ın zatı için ”Ama”dadır diye biliyoruz.
Ve,Alemlerden beridir/müstağnidir diyoruz.
İşte gerçek,işte kaynak…
Budur.
İşte,koptuğun Derya’da budur.
Koptun….
Nedeni-niçini-nasılı…kopmuş olmanın yanında,
Bu sorularının hiç anlamı yoktur.
Ama illede merak edersen deriz ki;
Bütün bunlar zaten İrade-i İlahi’nin planının bir parçası idi.
Süpernova patlamaları ile yapıtaşların oluşurken,
Sen nerede idin?
Yıldız tozu olduğunu ne çabuk da unuttun degil mi?
Tekrar oraya ulaşman gerek.
Acılara son vermenin tek yolu budur.
Her sevinç acı biriktirir,her acıda sevinç tohumları taşır.
Çözümün Pollyanna romanı okumakla bulunmayacak.
Pollyannacılık oynayarak ta .
İlmihal okuyarak ta olmaz.
Ateistim diye yırtınmakta beyhudedir.
O’nu inkar et veya ikrar et…N’olacak ki?
Bunlar O Yüce Olan için anlamsız -boş kümedir.
Sen bu okyanusta bir balıksın,ve seni yaratırken sana
sormadığı gibi seni vefat ettirirken de sormayacaktır.

İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin
diyor Kur’an da….geleceksin,çaren yok.
O Zat-ı Alâ,büyük patlamada(Yaratırken) ne kadar enerji harcadı
ise aynısını gökleri dürerken geri toplayacak…Santigram,hatta
nanogram bile geriye bırakmayacak bu sözüme dikkat et.
Bu kahhar güce dirensen ne olacak,boyun eğsen n’olacak?
Nereye kaçabileceğini sanırsın be akılsız?
Her nereye dönerseniz dönün,O oradadır diyor kitab.
Çıkış yok ki…Ateist de olsan yok,Satanistte olsan yok.

Sen debelendikçe bu film bitmez ve;
Sen arka koltukta tozlu ve havasız-karanlık köşede
esnemeye devam edersin.

Hem…şöyle bir düşün bakalım;
Bu sürgün gezegenine ne kadar da çok bağlanmışsın…
Tel örgüsü,kelepçesi olmuşsun bir de…
O parlak günleri unutalı ne de çok olmuş.
Kadim dönemlerde…İnsanların Tanrılarla(mecazen) yürüdügü
Günler nerede?
Işığın kararmış ve demir çağına yuvarlanmışsın.
Dünyanın kendisi bir perdedir.
İçerdigi herşeyiyle hemde…Bir perdeler korusu-ormanıdır.
Perde üzre perdedir.
Buharlaştığı okyanusu unutmuş bir yagmur damlası…
kopup düştügün bu gezegen bir çöl,bir kıraç tepedir.
Gördügün şeyler ise bir serap.

Geldigin Okyanus’u bulman lazım,kavuşman lazım.
Gerçek rahmine düşmen gerek…
Rahman ve Rahim’e varman gerek.
Derin sessizligin şarkılarını yeniden dinleyebilmen,
Boşluğun özgürlügünü yeniden hatırlaman için.
Bidiklerin azmış-çokmuş…
Ne gam…
Onları unut,bildiklerini unut.
Ne varsa bildiklerinden…
Hepsi birer perdedir.
Sonsuzluk,bizim oturupta ahkam kesebilecegimiz bir şey degil.
Hele ki bu sınırlı beyinle-akılla-ömürle…
Hiç degil.
Sonsuzluğu isimler,kelimeler ve rakamlarla ifade etmeye kalmak;
en hafifinden densizliktir.
Sınırlı duyularla olmaz…olamaz.
Sonsuzun eşidi-muadili gene sonsuzdur.
Duyularla degil,onlarda perdedir.
Bu haliyle Dinlerle de degil…onlarda perdedir.
Akılla degil,oda perdedir.
Duyusuzca,akılsızca,bilgisizce…bunlardan sıyrılarak…
Hakiykate ”ermek”gerkiyor.
Ermek için de…”’sezmek”’ gerekiyor.
Ve,sakın ola ki,ermeden…fark etmeden,fark ettim demeyesin.
Çünkü oda yeni bir kalın perde olur sadece.
Sen ile hakiykat arasında.
Unutulmamalı ki;
Sonsuzun kilidini ancak sonsuz olan birşey açabilir.
Sonsuza yol arayan şunu düşünsün…
Perdeleri kaldırıp,perdesiz iman isteyenler,
Yalınayak ve çıplakçasına ….
Okyanusuna kavuşmak için koşanlar şunu bilsinler:
Sonsuzun kapısını bana açacak kilit nedir?
Bende mevcut olan ve Sonsuzu bana açacak olan nedir?
Metinde zaten verdigimiz cevabı tekrar edelim:
”’Sezgi”’..nam-ı diger içgörü.

Sağlıcakla kalınız.