Tanrı’ya mı Yoksa İnsana mı Güveniyorsunuz?


İnsana güvenmek felakete yol açar. 1978 YILINDA gazete başlıklarının en şok geçirten haberi, hiç şüphesiz Guyana’nın, Jonestown’unda meydana gelen korkunç facia olmuştur. Bu olay, Masada’da, Romalıların kuşatması altında teslim olmaktansa ölmeyi tercih eden 960 Yahudi partizanın durumuna benzetilmişti. Aynı zamanda bu olay Amerikalı askerlerin Saipan adasını almaları üzerine sivil 1000 Japon’un kendilerini bir uçurumdan aşağı atmalarına da benzetilmişti. Guyana faciası, dünya çapında, gazetelerde günlerce konu olmuştu. İlk başta ölü sayısı 400 sonra 500 iken 780’e çıkmış ve sonra şu haber yayımlanmıştı: “GUYANA’DAKİ ÖLÜ SAYISI A. B. D.’YE GÖRE KOLONİDEKİ KURBANLAR ARASINDAKİ 260 ÇOCUK İLE BİRLİKTE EN AZINDAN 900’E ÇIKMIŞTIR.” (New York Times, 26 Kasım 1978) Sonun bu sayı 913’e kadar yükseldi.
Bu facianın, direkt olarak şu soru ile ilgisi vardır: “Güvenini Tanrı’ya mı yoksa insana mı bağlıyorsun?” Belki şöyle cevap vereceksin: “Muhakkak ki güvenimi insana bağlamaktansa Tanrı’ya bağlamak daha hikmetli bir hareket olacaktır.” Gerçekten de bu cevap doğrudur, çünkü Mukaddes Kitap şu uyarıda bulunuyor: “Emirlere [asilzadelere, YD] ve kurtarışı olmıyan âdem oğluna güvenmeyin.” (Mezm. 146:3) Tanrı seni kurtarabilir, çünkü “Yehova’nın (YD) ismi kuvvetli kuledir; salih onun içine koşar, ve emin olur.” (Sül. Mes. 18:10) Bununla beraber bir kişinin güvenini Tanrı’ya bağlamış olduğunu beyan etmesi, sözlü iddialardan daha fazlasını içine alır. ‘İman işler olmayınca ölü olduğu’ için yapılan işler önem taşımaktadır. Tanrı’ya güvenen kişi, Tanrı’nın sevdiği şeyleri sevecek, Tanrı’nın nefret ettiği şeylerden nefret edecek ve Mukaddes Kitap prensiplerine göre yaşayacaktır.—Yak. 2:26; İbr. 1:9.

İnsan yönecilerine güvenimizi bağlamamak konusunda İsa’nın sözleri, Mezmur yazarının sözleri ile uyum içindedir: “Yeryüzünde kimseyi babanız diye çağırmayın; zira babanız birdir, semâvi Babadır. Ne de efendi diye çağırılın; çünkü efendiniz birdir, Mesihtir.”—Mat. 23:9, 10.

Bununla beraber, İsa’nın bu sözleri söylediği zamandan beri geçen 19 yüzyıl boyunca onu takip ettiklerini iddia eden insanlar bunun tam tersini yapmışlardır. Birçok erkeği “baba” ve “peder” olarak adlandırmaktan başka, Büyük Konstantin, Şarlman, Napolyon ve Hitler gibi kişileri tanrılaştırmışlar ve bunların takipçileri olmuşlardır. Binlerce, evet milyonlarca insan güvenlerini insanlara bağlamışlar ve hatta ölüm noktasına kadar onların ardınca gitmekte kararlı olmuşlardır. Hitler’in sahip olduğu etkiye değinerek, o zamanlarda Almanya’da yaşan biri geçenlerde şunları söylemiştir: “Savaşın bitimi görünür olmasına rağmen, birçok Alman, Hitler’in kendilerini hayal kırıklığına uğratacağına inanmayı reddetmiş ve onun son zaferi getirecek süper silahlar (Wunderwaffen) konusundaki vaatlerine inanmışlardır.” Bu tip insanlara güvenlerin bağlayan kişilerin sonu üzüntü ve çok defa ölüm olmuştur. Onlar, güvenlerini Tanrı’ya bağlamamışlardır.

Bazı kişilerin diğerlerini kontrolleri altında tutabilmelerinin nedeni nasıl açıklanabilir? Günümüzde bu, “karışma” olarak adlandırılan ve “bir devlet adamı veya akseri bir komutan için halkta özel vefa veya coşku uyandıran liderliğin şahsi büyüsü” diye tanımlanır. Bunun çarpıcı bir örneği Napolyon tarafından canlandırılmıştı. Elbe adasından takriben 1000 askerle kaçtıktan sonra kısa bir zamanda ordusuna binlerce kişi katıldı. Grenobi’a vardıkları zaman, ordusu, 6000 kişilik bir düşman ordusuyla karşılaştı. Napolyon kendi ordusuna durmayı emrettikten sonra atını düşman ordusuna doğru sürdü. Yaklaştığı zaman atından indi ve bu insan kalabalığına doğru yürüdü. Komutanları askerlerine ona ateş etmelerini emretti. Adamlar silahlarını doğrulttular, fakat karşılarında duran bu lidere hayran kalarak, tek bir kişi bile, Napolyon’un Fransa’daki iktidarına dönüşüne son verecek olan kurşunu sıkmak için silahını ateşleyemedi. Bir keresinde Napolyon yerinde olarak şunları söylemişti: “Olağanüstü bir etkileme ve emretme kudreti İskende’e, Şarlman’a ve bana verilmiştir. Fakat bizim için şahsen orada hazır bulunmak gereklidir.” Kendisi daha sonra bu yöndeki kudretini, hazır bulunmamasına rağmen gerçekleştirebilen İsa Mesih’inkiyle karşılaştırmıştır

                     <strong>JONESTOWN’DAKİ FACİA</strong>

1978 yılında adı haberlerde çok geçen ve başkalarını etkileme yeteneğine sahip olduğunu iddia eden biri vardı; bu adam James Warren Jones’di. Jones ile San Francisco insan Hakları Kurulunda hizmet etmiş olan emekli bir Katolik Papazı şunları söyledi: “Onun insanlar üzerinde garip bir kudreti vardı ve bu kudret insanın başını döndürüyordu.” San Francisco’daki Halkın Tapınağında vaız verdiği zaman binlerce kişi toplanmış ve yüzlerce kişi Guyana’da kurmuş olduğu ve “Jonestown” (Jones Şehri) olarak adlandığı yerleşim bölgesine gitmek üzere onu takip etmişti. Onlar sadece onu o yere kadar takip etmekle kalmayıp, sonunda, buyruğu altında intihar bile ettiler. Silahlı muhafızlarının kendisini cesaretlendirmelerine dayanarak 909 kişinin intihar etmesinden sonra kendisi de aynı şeyi yaptı. Bu, dünyayı şaşırtan bir facia oldu.

Bu örnek, insanların güvenlerini Tanrı’ya bağlayıp O’nun tayin etmiş olduğu lider İsa Mesih’i takip edeceklerine, bir insan yöneticiye, prensipsiz bir demagoga güvenmelerinin sonucunda başlarına gelen çarpıcı ve feci bir örnektir! Aşağıdaki tezatlar bu şekilde hareket etmenin ne kadar akılsız bir davranış olduğunu gösterir.
İsa Mesih ve verdiği mesaj hayata yöneliktir: “Ben onlarda hayat olsun, çok hayat olsun diye geldim,” evet “ebedi hayat.” (Yuh. 10:10; 3:16) “Muhterem” Jones ise, onları ölüme sevk etti. Alınan haberlere göre kendisi “mezhebine ait olan her üye ile bir intihar antlaşması yapmıştı.” Aynı zamanda kendisi “ölümün asaleti ve ölmenin güzelliği”ni de övmüştü. O devamlı olarak, gerçek olmamakla beraber, bir alıştırma olsun diye takipçilerinin zehirli bir ilaç içmekle vefalarını göstermeleri için ayinler yaptırıyordu. Bu ayinler, sonunda feci gerçeğe dönüştü.

Ayrıca, İsa’nın, çocukları sevdiğini okuyoruz. Şakirtleri İsa’nın, çocuklar tarafından rahatsız edilmemesi gerektiğini düşünmelerine rağmen, o böyle düşünmüyordu. Çünkü Tanrı’nın oğlunun şunları söylediğini okuyoruz: “Bırakın, çocuklar bana gelsinler; onlara mani olmayın.” Ondan sonra İsa “onları kucaklayıp ellerini üzerlerine koyarak hayır dua etti.” (Mar. 10:13-16) Öte yandan Jones, çocukları cezalandırmak için onları karanlık bir odaya kapatıp, elektrik şoklarının etkisinde bırakmak için onlara elektrodlar bağlıyordu. Veya onları su dolu bir kuyuya indiriyor ve yeteri kadar bağırmadıkları zaman bunu tekrarlıyordu. Feci olayda, aşağı yukarı 200 çocuk zehirli sıvıyı içmeye zorlandılar veya bu sıvı boğazlarından aşağıya şırıngalarla akıtıldı.

İsa, “kılıç tutanların hepsi kılıçla helâk olacaklardır” diye uyararak sulh için şiddet kullanmamayı va’zetmişti. (Mat. 26:52) Buna rağmen “muhterem” Jones’un sadece şiddete başvurmakla kalmadığını, Birleşik Devletlerin biri Millet Meclisi üyesi ile üç gazetecisini kendi yerleşim bölgesi hakkındaki zarar verici haberlerle geri dönmelerine engel olmak amacıyla, onları öldüren uşakları vardı. Bundan daha da fazlası kendisi halkını intihar etmek üzere çağırırken, zehiri içmekte tereddüt edenleri tehdit etmek üzere silahlı uşaklar da bulunduruyordu.

İsa Mesih yüklerden kurtuluş ve özgürlük getirmişti. Kendisi yerinde olarak şunları söyleyebilmişti: “Ey bütün yorgunlar ve yükleri ağır olanlar, bana gelin, ve size ben rahat veririm. Boyunduruğumu takının, ve benden öğrenin; zira ben halim ve alçakgönüllüyüm; ve canlarınıza rahat bulursunuz. Çünkü boyunduruğum kolay, ve yüküm hafiftir.” (Mat. 11:28-30) Aynı zamanda şöyle demişti: “Eğer siz benim sözümde durursanız, gerçekten benim şakirtlerimsiniz; siz hakikati bileceksiniz; ve hakikat sizi azat edecektir.” (Yuh. 8:31, 32) Guyana’da Jones, Jonestown’u bir temerküz kampı haline getirmiş, tüm ardınca gidenlerin elinden pasaportlarını alarak onların orada hapis kalmalarını sağlamıştı. Onları, sabahın erken saatinden akşamın geç saatine kadar sıcak tropikal güneşin altında esir gibi çalıştırmıştı. Gıdaları sadece günde üç öğün pirinç ve et suyu idi. Aldıkları gıda gittikçe bozulmaktaydı. Kaçmak isteyen bu mezhebin üyelerinden biri “orası cehennemdir” demişti.

İsa hakkında bize şunlar söyleniyor: “Onun fakirliği ile siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde fakir oldu.” (II. Kor. 8:9) Fakat Jones’un o kadar para hırsı vardı ki, takipçilerinin varlıklarını ve hatta sosyal-sigorta çeklerini kendisine devretmelerini isteyerek onları zorlamıştı. Böylece öldüğünde o 10 ilâ 15 milyon dolar sahibi idi.
Tanrı’nın kâmil Oğlu Mesih İsa günahsızdı. Yerinde olarak kendisine karşı gelenlere şunu sorabilmişti: “Bende günah olduğunu sizden kim ispat eder?” (Yuh. 8:46) Kendisi “mukaddes, suçsuz, lekesiz” idi. (İbr. 7:26) “O günah işlemedi.” (I. Pet. 2:22) İsa ile din adamı olan Jones arasında bundan daha büyük bir çelişki düşünmek olanaksızdır. Ayrıca raporlara göre, Jones, “kendisine yakın olan her kadından kendisiyle muntazaman cinsel ilişkide bulunmayı talep etmişti.” Aynı zamanda bir karısı olmasına rağmen, bir de metresi vardı. Bunlarla yetinmediği ayrıca birtakım erkek sevgilileri de olduğu rapor edilmiştir.

İsa Mesih, Mukaddes Kitabı Tanrı’nın Sözü ve otoritesi olarak kabul ederek şunları söylemiştir: “Senin sözün hakikattir.” (Mat. 19:4-6; Yuh. 17:17) Halbuki Jones, Mukaddes Kitabı kabul etmekten uzak bir davranış içinde, vaızlarını Mukaddes Kitap aleyhinde atıp tutarak vermiştir. Hatta bir keresinde Mukaddes Kitabın bir nüshasını yere atıp şöyle bir şikâyette bulunmuştu: “Çok fazla insan bana bakacağına buna bakıyor.”

Tanrı tarafından gönderilmiş olan Lider ile kendi kendini Mesih yapan Jones arasında daha birçok çelişki gösterilebilir. Son olarak bir tanesini daha söylemek yeterli olacaktır. İsa hiçbir zaman, kendisinin evrenin Yaratıcısı Tanrı “Alfa ve Omega” olduğunu iddia etmedi; sadece “Allahın Oğluyum” dedi. (Yuh. 10:36; Vahiy 1:8) Jones hakkında ne demeli? Arkadaşlarından biri şunları söyledi: “Jim tekrar beden alan İsa olduğunu söylemekten vazgeçip kendini Tanrı olarak adlandırmaya başladı. Yeri ve göğü yaratan gerçek Tanrı olduğunu iddia etti.” Aynı zamanda Guyana’daki yerleşim merkezinde şu şekilde bağırmağa devam etti: “Ben Alfa ve Omegayım!”

    <strong>“KORKUNÇ BİR OLAYIN GÖSTERİSİ”</strong>

Hiç şüphe yoktur ki, Jonestown’daki facia, körün körü güderek ikisinin de çukura düştüğü olayıdır. (Mat. 15:14) Bu olay tümüyle İsa’nın, insanı yüceltmemek konusunda verdiği emrindeki hikmetin önemini belirtiyor. Hiç şüphe yok ki, Jones’u takip eden birçokları, bir zamanlar Hıristiyan âleminin çeşitli mezheplerine ait idiler. Fakat onlar kendini Mesih olarak ilan eden ve sosyalist bir cennetin rüyetini gören bu kişinin cazibesine kapılmışlardı. Bu feci olay, “başkalarını etkileyebilme yeteneğine sahip olan bir liderin, kendisini takip edenlerin zihnini nasıl sahte fedakârlık ile karışık psikolojik bir tahakküme nasıl yöneltebileceğini gösteren korkunç bir olay” olarak açıklanmıştır.
Fakat hâlâ biri, Jones tarafından aldatılan insanların saflığı konusunda merak edebilir. Onlardan yüzde sekseninin genellikle fakir durumlardan gelen zenciler olduğu söylendi. Fedakâr bir saike sahip bazı siyah ve beyaz insanlar Jones’un ırk eşitliğine verdiği önem ve aynı zamanda ilk başta savunduğu değişik insancıl projeler nedeniyle ona katılmışlardı. Bununla beraber onların doğru prensiplere olan bağlılıkları merak edilebilir. Zira Jones’un yaptığı ve yaptırdığı bütün kirli işlere göz yuman ve onunla işbirliği yapanlar, kesinlikle güvendikleri kimsenin Tanrı olmadığına dair ve de İsa Mesih’i takip etmek konusu ile hiç ilgilenmediklerini göstermişlerdir.

İnsanlar üzerindeki kudretini gururla gösteren ve bencil mali ve cinsel tatmin için duyduğu doymaz ihtiraslarını yerine getirmeye onları zorlayan bir adama, bu kişiler, nasıl bu kadar kör bir bağlılık ve vefa verebilmişlerdir?

Mukaddes Kitap Tanrısına güvenlerini bağlayanlardan hiçbiri, başkalarını etkilemek üzere kudretini bencil ve ahlaksızca kullanan ve safça gösterilen güveni zalim, kaba ve insafsız bir şekilde sömüren böyle aşırı kötü bir adam tarafından kandırılamaz. Hakiki Hıristiyanlar, âdemoğluna güvenlerini bağlamaktan ileri gelen korkunç sonuçlardan korunurlar. Tanrı’nın Sözü olan Mukaddes Kitap, sadece onlara hakiki dini göstermekle kalmaz, aynı zamanda kaçınmaları gereken din türlerini de açıkça belirtir. Bu, genellikle insan olan bir liderin veya insan yapısı bir tapınma sisteminin yüceltilmesine dayanan mezhepçiliktir.

Resul Pavlus “yahut bilmez misiniz ki haksızlar Tanrı’nın krallığını (YD) miras almıyacaklardır? Aldanmayın; ne zaniler, ne putperestler, ne facirler, ne muhannesler, ne lûtiler, ne hırsızlar, ne tamahkârlar, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de gasıplar Tanrı’nın krallığını (YD) miras alacaklardır,” diye yazdığı zaman, “Muhterem” Jones’un tipik özelliklerine sahip olan ahlaksız kişilere işaret etmişti. (I. Kor. 6:9, 10) Kayıtlar Jonestown’un liderinin bu şeylerden çoğuna sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Birçok kişi yanlış yola sevk edilmişti.

Bu dini demagog için ve kendisi gibi insan yapısı dinlerin taraftarları için durum, Mukaddes Kitapta açıklandığı gibidir: “Bedenin işleri bellidir; onlar zina, pislik, şehvet, putperestlik, sihirbazlık, düşmanlıklar, münazaa, kıskançlık, gazaplar, çekişmeler, ayrılıklar, fırkalar, hasetler, sarhoşluklar, sefahatler ve bunlara benzer şeylerdir.” Resul Pavlus son yıllarda, ortaya çıkacak olan birçok değişik sahte Hıristiyanlar hakkında önceden uyarmak üzere sözü geçenleri yazmıştı ve tekrar şunları eklemişti: “Bu gibi şeyleri yapanlar Tanrı’nın krallığını (YD) miras almıyacaklardır.” Devamen Pavlus, Krallığı ve onun bereketlerini miras alacak olanların “ruhun meyveleri (YD) olan sevgi, sevinç, sulh (YD), tahammül, lûtuf, iyilik, iman (YD), hilim, zaptı nefs”i geliştirenler olacaklarını da söyledi.—Gal. 5:19-23.

Bu meyveler, herhangi bir insana tapınmak için oluşturulan bir kampın duygusal bozukluğunda bulunmaz. Bu meyveler daha ziyade, “Yehova (YD) için derim: Sığınacak yerim ve hisarımdır; Allahımdır, ona güvenirim” diyenler arasında bulunur.—Mezm. 91:2.

Gayretle Mesih’in İzinden Gidiyor musunuz?

Nasıl yaşamanız gerektiğini öğrendiniz; nitekim öyle de yaşamaktasınız. Fakat bu konuda daha da gelişmenizi rica ediyoruz’ (1. SEL. 4:1).
İSA’NIN yeryüzünde olduğu sırada yaşamak acaba nasıl olurdu diye hiç düşündünüz mü? Belki İsa’nın sizi iyileştirdiğini ve hastalığınızın ya da sakatlığınızın getirdiği sıkıntılardan kurtulduğunuzu hayal etmiş olabilirsiniz. Ya da İsa’yı görmenin, sözlerini işitmenin, ondan bir şeyler öğrenmenin ve mucizelerine tanık olmanın ne kadar heyecan verici olacağını düşünmüş olabilirsiniz (Mar. 4:1, 2; Luka 5:3-9; 9:11). Böyle özel bir dönemde yaşamak, İsa tüm bunları yaparken orada olmak gerçekten harika olurdu! (Luka 19:37). O zamandan beri hiçbir nesil böyle şeylere tanık olmadı. İsa’nın günahlarımızın silinmesi için “kurban edilişi” de bir daha asla tekrarlanmayacak (İbr. 9:26; Yuhn. 14:19).
Ancak biz de benzersiz bir dönemde yaşıyoruz. Şu anda Kutsal Yazıların ‘son vakit’ ya da “son günler” olarak adlandırdığı dönemdeyiz (Dan. 12:1-4, 9; 2. Tim. 3:1). Bu dönemde Şeytan gökten atıldı ve yakında bağlanıp “dipsiz derinliklere” atılacak (Vah. 12:7-9, 12; 20:1-3). Ayrıca ‘Krallığın iyi haberini’ dünya çapında duyurma ayrıcalığına sahibiz. Yeryüzünün yakında cennete dönüşeceği ümidini insanlara bildirmek için yapılan bu faaliyet bir daha asla tekrarlanmayacak (Mat. 24:14

İsa göğe çıkmadan hemen önce öğrencilerine şöyle dedi: “Yeruşalim’de, bütün Yahudiye’de, Samiriye’de ve yeryüzünün en uzak yerlerine dek şahitlerim olacaksınız” (Elçi. 1:8). Evet, İsa’nın öğrencileri küresel bir öğretim faaliyeti yerine getirecekti. Amaç neydi? Son gelmeden önce, İsa’nın izinden gidecek yeni öğrenciler yetiştirmek (Mat. 28:19, 20). Peki biz bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için ne yapmalıyız?

Elçi Petrus’un şu sözlerine dikkat edin: “Kutsal davranışlar ve Tanrı’ya bağlılık yansıtan işler açısından ne gibi kişiler olmanız gerektiğini bilin. Ve Yehova’nın gününü aklınızdan hiç çıkarmadan bekleyin” (2. Pet. 3:11, 12). Petrus’un sözlerinin de gösterdiği gibi, bu son günlerde yaşamımızdaki ilk yeri Tanrı’ya bağlılık yansıtan işlere vermemiz çok önemlidir. Bu işlerden biri de iyi haberi duyurmaktır. Bu nedenle, kardeşlerimizin dünya çapında duyuru işini yerine getirirken gösterdiği gayreti görmek bize büyük sevinç veriyor. Ancak Şeytan’ın dünyasının ve günahkâr eğilimlerimizin yarattığı baskıların gayretimizi günden güne azaltmamasına dikkat etmeliyiz. Öyleyse Mesih’in izinden gitmeyi sürdürmek için neler yapabileceğimizi görelim

Tanrı’nın Verdiği Sorumlulukları Sevinçle Kabul Edin
Elçi Pavlus Yeruşalim’deki İsa’nın takipçilerine yazdığı mektupta onları, o zamana kadar muhalefet karşısında bile sadık kaldıkları için övdü. Şöyle dedi: “O ilk günleri aklınızdan çıkarmayın; aydınlanmanızın ardından acılarla dolu büyük bir mücadelede dayanmıştınız.” Evet, Yehova onların Kendisi için yaptıklarını unutmamıştı (İbr. 6:10; 10:32-34). Pavlus’un övgü dolu sıcak sözleri bu kardeşleri çok güçlendirmiş olmalı. Ancak Pavlus aynı mektupta, dikkat edilmezse Tanrı’ya hizmet ederken gösterilen gayreti zayıflatabilecek bir eğilime karşı da uyarıda bulundu. Bu eğilim Tanrı’yı ‘dinlemezlik etme’, yani O’nun emirlerine uymamak için mazeret bulma eğilimidir (İbr. 12:25).
Bugün de, Tanrı’nın verdiği sorumlulukları kabul etmemek için mazeret bulma eğilimine karşı koymalıyız. İsa’nın takipçileri olarak sahip olduğumuz sorumlulukları asla hafife almamaya ve hizmetteki gayretimizin zayıflamasına izin vermemeye kararlı olmalıyız (İbr. 10:39). Sonuçta kurtulmamız kutsal hizmet sunmamıza bağlıdır (1. Tim. 4:16).
Tanrı’ya karşı sorumluluklarımızdan kaçmak üzere mazeret bulmaktan kaçınmamıza ne yardım edebilir? Bu eğilimle mücadele etmenin önemli bir yolu, sık sık Tanrı’ya adağımızın anlamı üzerinde düşünmektir. Kendimizi Tanrı’ya adadığımızda O’nun isteğini yapmaya yaşamımızda ilk yeri vereceğimize söz verdik ve sözümüzü tutmak istiyoruz (Matta 16:24’ü okuyun). Bu nedenle zaman zaman durup kendimize şöyle sormalıyız: ‘Adağıma uygun yaşamaya vaftiz edildiğim günkü kadar kararlı mıyım? Yoksa gayretim azaldı mı?’
Kendimizi dürüstçe sınadıktan sonra zamanla gevşemiş olduğumuzu fark edersek, Tsefanya’nın şu canlandırıcı sözlerini hatırlayalım: “Elin ayağın gevşemesin. Tanrın Yehova seninle birlikte. Kudretli Tanrın seni kurtaracak. O senin için sevinçten coşacak” (Tsef. 3:16, 17). Güven veren bu sözler Babil’deki sürgünden Yeruşalim’e dönen İsrailoğullarına söylenmiş olsa da, Tanrı’nın günümüzdeki toplumu da aynı güvenceye sahiptir. Yaptığımız iş Yehova’nın işi olduğundan, Yehova ve Oğlu İsa hep arkamızda olacak ve sorumluluklarımızı tam anlamıyla yerine getirebilmemiz için bizi kuvvetlendirecektir (Mat. 28:20; Filip. 4:13). Tanrı’nın verdiği işi gayretle yapmaya devam edersek O bizi ödüllendirecek ve ruhen ilerlememize yardım edecektir

          ‘Krallığa Yaşamınızda İlk Yeri Verin

İsa, Ferisi yöneticilerden birinin evinde yemekteyken büyük bir akşam yemeğiyle ilgili bir örnek verdi. Farklı kişilere Krallığa girme fırsatının sunulmasını anlatan bu örnek, ‘mazeret göstermenin’ ne anlama geldiğine de işaret etti (Luka 14:16-21’i okuyun). Örnekteki yemeğe davet edilenler katılmamak için mazeret göstermeye başladılar. Biri, yeni aldığı tarlayı gidip görmesi gerektiğini söyledi. Bir başkası aldığı sığırları denemeye gideceğini söyledi. Bir diğeri de “Yeni evlendim, gelemem” dedi. Bunlar anlamsız mazeretlerdi. Tarla ya da sığır alacak kişi normalde bunları önceden kontrol ederdi, dolayısıyla sonra tekrar kontrol etmesi acil değildi. Birinin yeni evlenmiş olması da böyle önemli bir daveti geri çevirmesini gerektirecek bir şey değildi. Örnekteki ev sahibinin öfkelenmesine şaşmamak gerek!
Tanrı’nın toplumundaki herkes İsa’nın bu örneğinden ders alabilir. İsa’nın örneğindekilere benzer kişisel meseleler yüzünden Tanrı’ya hizmetimizi asla arka plana atmamalıyız. Kişisel uğraşları dengede tutmazsak hizmetteki gayretimiz zamanla azalır (Luka 8:14’ü okuyun). Bunun olmaması için yaşamımızda İsa’nın şu öğüdünü rehber alıyoruz: “Tanrı’nın krallığına ve O’nun istediği doğruluğa yaşamınızda daima ilk yeri verin” (Mat. 6:33). Bu sözleri Tanrı’nın genç yaşlı birçok hizmetçisinin uyguladığını görmek bizi yüreklendiriyor. Hizmete daha fazla zaman ayırmak isteyen birçok kardeş yaşamını sadeleştirmek için adımlar attı. Onlar Krallığa ilk yeri vermenin gerçek mutluluk ve doyum getirdiğini yaşayarak gördüler.
Tanrı’ya hizmet ederken gayretli olmanın önemini görmek için İsrail kralı Yehoaş’ın örneğine bakalım. İsrailoğullarının Aramiler karşısında ağır bir yenilgiye uğrayacağından korkan Yehoaş ağlayarak Elişa’nın yanına gitti. Elişa ona pencereden Aram’a doğru ok atmasını söyleyerek Yehova’nın o ulusa karşı zafer kazanacağını gösterdi. Bunun kralı canlandırması gerekirdi. Ancak Elişa sonra Yehoaş’a okları alıp yere vurmasını söyleyince Yehoaş yere sadece üç defa vurdu. Elişa buna sinirlendi, çünkü Yehoaş yere beş ya da altı kez vursaydı ‘Aram’ı kesin bir yenilgiye uğratacaktı.’ Ama Yehoaş yeterince gayret göstermediği için sadece üç kez zafer kazanacak, yani tam bir başarı elde edemeyecekti (2. Kral. 13:14-19). Bu kayıttan ne öğreniyoruz? Yehova’nın bizi bol bol ödüllendirmesi için O’nun işini tüm yürekle ve gayretle yapmalıyız.
Yaşamdaki sıkıntılar yüzünden, Tanrı’ya hizmet etme kararlılığımızı ve gayretimizi korumakta zorlanabiliriz. Birçok kardeş ekonomik sorunlarla mücadele ediyor. Bazıları da ciddi sağlık sorunları nedeniyle Yehova’ya artık eskisi kadar hizmet edemedikleri için üzülüyorlar. Yine de hepimizin, gayretimizi korumak ve Mesih’in izinden gitmeye devam etmek için yapabileceği şeyler var. “Mesih’in İzinden Gitmeyi Sürdürmek İçin Neler Yapabilirsiniz?” başlıklı çerçevedeki önerilere ve ayetlere lütfen bakın. Onları nasıl en iyi şekilde uygulayabileceğinizi düşünün. Bu konuda elinizden geleni yaparsanız çok yarar göreceksiniz. Hizmetle meşgul olmak dengemizi korumamızı sağlar, yaşamımızı zenginleştirir ve huzurumuzu ve mutluluğumuzu artırır (1. Kor. 15:58). Tanrı’ya tüm benliğimizle hizmet etmek ‘Yehova’nın gününü aklımızdan hiç çıkarmamamıza’ da yardım eder (2. Pet. 3:12

     Durumunuzu Dürüstçe Değerlendirin

Ancak unutmayalım ki, tüm benliğimizle hizmet edip etmediğimizi hizmette kaç saat geçirdiğimize bakarak anlayamayız. Sonuçta herkesin koşulları farklıdır. Biri ayda sadece bir ya da iki saat hizmet edebiliyorsa ve sağlığı gerçekten de bu kadarını yapmasına izin veriyorsa, Yehova onun hizmetinden memnun olur (Markos 12:41-44 ile karşılaştırın). Bu nedenle, ‘Tanrı’ya tüm benlikle hizmet etmenin’ kendi durumumuzda ne anlama geldiğini görebilmek için yeteneklerimizi ve koşullarımızı dürüstçe değerlendirmeliyiz. Ayrıca Mesih’in takipçileri olarak onun gibi düşünmek istiyoruz (Romalılar 15:5’i okuyun; 1. Kor. 2:16). İsa için hayattaki en önemli şey neydi? O, Kefernahum’daki kalabalıklara şöyle dedi: “Tanrı’nın krallığı hakkındaki iyi haberi . . . . bildirmeliyim, çünkü ben bunun için gönderildim” (Luka 4:43; Yuhn. 18:37). İsa’nın hizmetteki gayretini örnek alın ve hizmetteki payınızı artırıp artıramayacağınızı görmek için koşullarınızı gözden geçirin (1. Kor. 11:1).
Koşullarımızı dikkatle gözden geçirdikten sonra, hizmete aslında daha çok zaman ayırabileceğimizi fark edebiliriz (Mat. 9:37, 38). Örneğin son yıllarda, okulunu bitiren binlerce genç kardeşimiz hizmetteki payını artırdı ve şu anda öncü olarak hizmet etmenin sevincini yaşıyor. Siz de bu sevinci tatmak istemez misiniz? Bazı kardeşler koşullarını gözden geçirdikten sonra ihtiyacın daha büyük olduğu başka bir yere, hatta başka bir ülkeye taşınmaya karar verdi. Bazıları da yabancı dil konuşan kişilere yardımcı olabilmek için yeni bir dil öğrendi. Hizmetteki payımızı artırmak çaba harcamayı gerektirse de bol bol nimet getirir ve birçoklarının ‘hakikatle ilgili tam bilgi edinmesine’ yardım etmemizi sağlayabilir (1. Tim. 2:3, 4; 2. Kor. 9:6).

                           Örnek Alabileceğimiz İmanlı Kişiler

Mesih, elçileri takipçisi olmaya davet ettiğinde onlar nasıl karşılık verdi? Matta hakkında şöyle okuyoruz: “Her şeyi bıraktı ve kalkıp onun ardından gitti” (Luka 5:27, 28). Balık tutan Petrus ve Andreas ise “hemen ağları bırakıp onun peşinden gittiler.” İsa sonra, babalarıyla birlikte ağlarını onaran Yakup ve Yuhanna’yı gördü. Acaba onlar İsa’nın davetine nasıl karşılık verdi? “Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp onun ardından gittiler” (Mat. 4:18-22).
Bir diğer örnek, sonradan elçi Pavlus olarak da tanınan Saul’dur. O, Mesih’in takipçilerine zulmeden biriydi, ama değişti ve Mesih’in ismini bildirmek üzere “seçilmiş bir araç” oldu. Pavlus, İsa’nın “Tanrı’nın Oğlu olduğunu havralarda vakit geçirmeden duyurmaya başladı” (Elçi. 9:3-22). Ayrıca birçok zorluğa ve zulme dayanmak zorunda kaldıysa da gayreti hiçbir zaman azalmadı (2. Kor. 11:23-29; 12:15).
Elçileri örnek alarak İsa’nın davetine tereddüt etmeden ve canla başla karşılık vermek istiyoruz (İbr. 6:11, 12). Gayretle Mesih’in izinden gitmeye devam ederken hangi nimetleri tadıyoruz? Tanrı’nın isteğini yapmak bize zevk veriyor, ayrıca cemaatte hizmet ayrıcalıkları ve sorumluluklar almanın verdiği doyuma sahip oluyoruz (Mezm. 40:8; 1. Selanikliler 4:1’i okuyun). Evet, var gücümüzle Mesih’in izinden giderken doyum, huzur, Tanrı’nın onayı ve sonsuz yaşam ümidi gibi zengin ve kalıcı nimetlere sahip oluyoruz (1. Tim

Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM) ve Hayat nedir ve toplum hayatı nasıl organize edilmelidir?

Öylesine kötü kurgulanmış bir yaşam sistemi içindeyiz ki,
► ya yaşam mücadelesinden başımızı kaldırıp, doğru olduğuna inandığımız bir işlemi yapacak zaman bulamıyoruz;
► ya da, öylesine pasifleştirilmişiz veya umutsuzuz ki, “ne yapsam boşuna, benim bir oyumla veya işlemimle mi bu dünya düzelecek” şeklinde bir davranış içindeyiz.
Bu tür yanlışlıklarımız nedeniyle, geleceğimizi düşünerek,
► ya üç-beş kuruş para kazanarak yarını kurtarma
► ya biraz mal-mülk edinerek çocuklarımızın geleceğini biraz da olsun güvence altına alabilme çabaları peşinde koşuyoruz. Daha başka türlü bir şey yapmak aklımıza gelmiyor.
Hâlbuki çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras, birkaç kuruş para veyahut biraz-mal-mülk değil, hayatın ne olduğu, niçin yaşandığı, nasıl yaşanması, nasıl örgütlenilmesi gerektiği gibi temel konular olmalıdır.
Neden mi?
Hücrelerimize bakalım, onlar gelecek nesillerine neyi miras bırakıyorlar?
Bir beden nasıl oluşturulur, hangi tür faktörlere bağlıdırlar, vs. gibi milyonlarca farklı faktör bilgilerinin bulunduğu bir genetik kitapçık bırakıyorlar. Her yeni nesil hücre de bu kalıtsal bilgilere göre, doğduğu doğal sistem içinde kendisine bir yer bulmaya ve yaşamaya çalışıyor. Kendisine miras kalan bilgilerin doğadaki sisteme uygunluk derecesine göre de başarılı oluyorlar.
İşte bu nedenle bizlerin temel hedefi de, çocuklarımıza nasıl bir toplumsal hayat sistemi miras bırakmalıyız ki, onlar gelecekte onlara bırakacağımız bu miras bilgilerinden yararlanarak, arılar-karıncalardaki gibi işleyen bir süper-organizma tipli bir toplum hayatına kavuşsunlar!
İşte DOM-sistemi böyle bilgiler içeren bir tartışma ortamıdır. Ayrıntılı DOM-sistemi dosyaları
Websayfamda bulunmaktadır.
Saygılarımla
Ismet Gedik

Beğenilme arzusu hastalığı

Sohbetlerde tercihiniz doğruyu söylemektense, başkalarının sizden hoşlanmasını sağlamak oluyorsa. Karşınızdaki memnun etme arzunuz yüzünden saçma esprilere gülüyorsanız. Tanımadığınız insanlara karşı, otelin zengin müşterilerine selam verirken onlara yaranmaya çalışan bir kapıcının yılışık tavırlarını takınıyorsanız. İstisnasız herkes tarafından sevilmeyi istemek gibi hastalıklı bir arzudan kaynaklanan o salyalı coşkuyu yaşıyorsanız. Bir topluluk içindeyken, çoğunluk tarafından kabul gören fikirleri sorgulamaya kalkmıyorsanız. Alanlarında otorite olmuş kişilerin onayını almaya çalışıyor, onlarla karşılaştıktan sonra da acaba beni beğendiler mi diye endişelenip duruyorsanız. Gümrük kontrolünden ya da polis arabalarının yanından geçerken, üniformalı memurların sizin için iyi şeyler düşünmesini istiyorsanız gizliden gizliye.

Beğenilme arzusu hastalığına yakalanmışsınız demektir.