Poker Kumar Değildir

Matematik ve psikolojiden uzak olanlar pokeri kumar olarak nitelendirir. Oysa biraz incelediğinde profesyonel poker oyuncularının aslında yaptıkları şey olasılıkları hesaplayıp rakiplerin psikolojilerini çözmektir. Uzun vadeli risk almazlar. Küçük blöfleri kasten görüp para kaybettikleri bile olur. Uzun vadede geriye gelecek paradır bu.

Gelelim birilerinin parasını alma mevzusuna. Her eğlencenin bedeli olduğu gibi eğer profesyonel bir oyuncu değilseniz veya matematik ve psikolojiden anlamıyorsanız, poker oynayarak geçirdiğiniz eğlenceli zamanın da bir bedeli vardır. Ve bu bedelin büyük kısmı profesyonel poker oyuncusuna küçük bir kısmı ise oynadığınız casinoya gider.

Bir kaç poker sözü ile bu kısa yazımı noktalamak istiyorum.

“Hiç blöf yapmayan hiç kazanamaz, hep blöf yapan hep kaybeder.”

“İlk yarım saat içinde masadaki kaz’ı bulamazsanız masadan hemen kalkın. Çünkü masanın kazı sizsinizdir.”

Web Siteleri

Her gün internette dolaşırken bir sürü ilginç site ile karşılaşıyoruz. Bunların bazılarını daha önce burada paylaşmıştık. Fakat çok da detaylı değil.

Bu başlık altında ilginç, yararlı, kolay bulunmayan, size güzel gelen siteleri burada paylaşırsanız hepimiz yararlanmışız oluruz.

(Elbette site hakkında kısa bir tanıtım da eklerseniz harika olur)

Beden Dili

İlk çağlarda insanlar, konuşarak anlaşmayı öğrenmeden önce, iletişimlerini el, kol,vücut hareketleri ve çıkardıkları tuhaf seslerle sağlıyorlardı. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki uzun süreler, insanların bedensel hareketlerinden oluşan sözsüz mesajlarla yaşandı. Bireysel yaşama dayalı ilk çağ insanları, başka insanlara ihtiyaç duydukça,bedenleri ile gerçekleştirdikleri anlaşma yeteneklerini geliştirmek zorunda kaldılar.Beden dili, insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili durumunda olmuştu.

Sözel olmayan işaretlerin doğuştan gelme, sonradan öğrenilme, genetik olarak aktarılmış veya başka bir şekilde edinilip edinilmemiş olup olmadıklarını anlamak için epeyce araştırma ve tartışma yapılmıştır.
Kanıtlar, sözel olmayan işaretleri görsel veya işitsel kanallardan öğrenmeleri mümkün olmayan kör ve sağırların, dünyanın dört bir yanındaki pek çok farklı kültürdeki davranışların ve en yakın antropolojik akrabalarımız olan maymunların gözlenmesinden elde edilmiş.

Bu araştırmanın sonuçları bazı davranışların bu kategorilere girdiğini gösterdi.Örneğin, çoğu primat bebeği doğar doğmaz emme becerisine sahiptir. Bu da bu davranışın doğuştan gelme yada genetik olduğunu gösterir. Alman bilim adamları Eibl-Eibesfeldt kör ve sağır çocuklardaki gülümseme yeteneğinin de öğrenme yada taklit etmeden bağımsız olarak geliştiğini ve bunu da sonradan gelen bir davranış olması gerektiğini göstermiştir.
Fridsen ve Sorensen, beş farklı kültürden gelen insanların yüz ifadelerini incelediklerinde Darwin’in doğuştan gelen davranışlarla ilgili inanışlarının bir kısmını desteklediler.Her kültürde duyguları göstermek için aynı temel yüz hareketlerinin kullanıldığını gördüler ve bundan dolayı da bu davranışların doğuştan gelmesi gerektiği sonucuna vardılar.

Kollarınızı göğsünüzde kavuşturduğunuzda sol kolunuzu sağ kolunuzun üstünden mi geçirirsiniz yoksa bunun tam tersini mi yaparsınız? Çoğu kişi denemeden bu sorunun cevabını veremez. Bazıları bir şekilde rahat ederken, bazıları da bunu rahatsız bulur.Kanıtlar bu davranışın da değiştirilmesi imkansız davranışlardan olabileceğini göstermektedir.

Bazı davranışların kültürel olarak öğrenilen ve alışkanlık halini alan davranışlar mı? Yoksa genetik davranışla mı olduğu konusunda tartışma sürmektedir.

Örneğin; çoğu erkek ceket giyerken önce sağ kolunu geçirirken, çoğu kadın önce sol kolunu geçirir. Kalabalık bir cadde de bir erkek bir kadının yanından geçerken vücudunu bir kadına çevirir, kadınsa genellikle ters yöne döner. Bunu göğüslerini korumak için iç güdüsel olarak mı yapar? Bu doğuştan gelen bir kadın tepkisi midir? Yoksa başka kadınları görerek bilinçsizce bunu yapmayı mı öğrenmiştir?

Kaynak: Allan Pease

Aşk, En Uzak Yıldızın Üzerindeki Yazıyı Okur

“… aşk, gökyüzündeki en uzak yıldızın üzerine yazılan yazıyı bile okur…”

Gerçek aşka hiçbir kurum engel değildir. Kişi onu her an yaşar. Aşk denilince yalnızca uçkur peşkir düşünülüyor… Oysa aşkın küçük bir bölümüdür cinsellik…

… “yaşamak için yemeli ama yemek için yaşamamalı” der Cervantes. Aşk cinselliği kapsar ama cinsellik aşkı kapsamaz. Aşkın amacı sadece cinsellik midir? Cinselliğin amacı da aşk olamaz o zaman! Aşkın amacı kendini aşmaktır adı üstünde “Aş–k”… :))

Anlamanın doruğuna ulaşmaktır aşk. İnsanın ruh olarak en üst boyutlarda gelişmesini sağlayan bir durumdur ve insanın benzerini aradığı bir yolculuk olabilir mi aşk… ? Bu yolculukta insanı en çok çeken karşı cins midir? Ve bunun nedeni doğada olduğu gibi zıt kutupların birbirini çekişi midir?

Peki, ayni ruhların zıtlığı nedir ki çekiyor dersek, zıtlık cinsiyet zıtlığı olabilir mi? Aşkın amacı ruhunun diğer yarsını karşı cins içinde bulmak mıdır? Evet arayış budur bencileyin. Ancak bu arayış sırasında insan yeryüzünü ve evrende düş’ünün değdiği her şeyi anlama noktasına ulaşır ve aşk tüm bu alanlardaki sevgi titreşimlerinin toplamıdır. Bu yüzden benim aşkım birçok sevginden de beslenir…

“Aşk, tek bir kişiye olmayabilir ama en mükemmeli yüzde yüz ruhunun yarısını bulduğunda yaşanandır… Evet, bir bakıma kendi aşkını yaratan sensin, sen kendini yarattığın oranda kendi benzerinin de peşine düşüyorsun. Bu düşkünlük arayışı aşkın yolu ama kendisi değil, yolu kendine göre açtığında âşık oluyorsun. Âşık olmak da aşka ulaşmak için yeterli değil ama şart. Âşık, aşkın yolunda olmak, aşk ise kavuştuğun andaki ulaştığın düzlemde dünyayı birlikte yaşamak ve yeniden tanımlamaktır.”

Teşekkürler, görünmez gücüme…

Aşk ile…:)

Delişey,