İlk çağlarda insanlar, konuşarak anlaşmayı öğrenmeden önce, iletişimlerini el, kol,vücut hareketleri ve çıkardıkları tuhaf seslerle sağlıyorlardı. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki uzun süreler, insanların bedensel hareketlerinden oluşan sözsüz mesajlarla yaşandı. Bireysel yaşama dayalı ilk çağ insanları, başka insanlara ihtiyaç duydukça,bedenleri ile gerçekleştirdikleri anlaşma yeteneklerini geliştirmek zorunda kaldılar.Beden dili, insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili durumunda olmuştu.
Sözel olmayan işaretlerin doğuştan gelme, sonradan öğrenilme, genetik olarak aktarılmış veya başka bir şekilde edinilip edinilmemiş olup olmadıklarını anlamak için epeyce araştırma ve tartışma yapılmıştır.
Kanıtlar, sözel olmayan işaretleri görsel veya işitsel kanallardan öğrenmeleri mümkün olmayan kör ve sağırların, dünyanın dört bir yanındaki pek çok farklı kültürdeki davranışların ve en yakın antropolojik akrabalarımız olan maymunların gözlenmesinden elde edilmiş.
Bu araştırmanın sonuçları bazı davranışların bu kategorilere girdiğini gösterdi.Örneğin, çoğu primat bebeği doğar doğmaz emme becerisine sahiptir. Bu da bu davranışın doğuştan gelme yada genetik olduğunu gösterir. Alman bilim adamları Eibl-Eibesfeldt kör ve sağır çocuklardaki gülümseme yeteneğinin de öğrenme yada taklit etmeden bağımsız olarak geliştiğini ve bunu da sonradan gelen bir davranış olması gerektiğini göstermiştir.
Fridsen ve Sorensen, beş farklı kültürden gelen insanların yüz ifadelerini incelediklerinde Darwin’in doğuştan gelen davranışlarla ilgili inanışlarının bir kısmını desteklediler.Her kültürde duyguları göstermek için aynı temel yüz hareketlerinin kullanıldığını gördüler ve bundan dolayı da bu davranışların doğuştan gelmesi gerektiği sonucuna vardılar.
Kollarınızı göğsünüzde kavuşturduğunuzda sol kolunuzu sağ kolunuzun üstünden mi geçirirsiniz yoksa bunun tam tersini mi yaparsınız? Çoğu kişi denemeden bu sorunun cevabını veremez. Bazıları bir şekilde rahat ederken, bazıları da bunu rahatsız bulur.Kanıtlar bu davranışın da değiştirilmesi imkansız davranışlardan olabileceğini göstermektedir.
Bazı davranışların kültürel olarak öğrenilen ve alışkanlık halini alan davranışlar mı? Yoksa genetik davranışla mı olduğu konusunda tartışma sürmektedir.
Örneğin; çoğu erkek ceket giyerken önce sağ kolunu geçirirken, çoğu kadın önce sol kolunu geçirir. Kalabalık bir cadde de bir erkek bir kadının yanından geçerken vücudunu bir kadına çevirir, kadınsa genellikle ters yöne döner. Bunu göğüslerini korumak için iç güdüsel olarak mı yapar? Bu doğuştan gelen bir kadın tepkisi midir? Yoksa başka kadınları görerek bilinçsizce bunu yapmayı mı öğrenmiştir?
Kaynak: Allan Pease