Karailer

karailer

Karaköy kelimesi Karai Köy’den türemiş. Karai kelimesi Karai Yahudilerini ifade ediyor.

“Bizans döneminde bu bölgede ve karşısındaki Karaköy`de Yahudiler yerleşmişti. Bizans Yahudileri, Karaim kolundan geliyorlardı. Bu kolun Türk kökenli olduğu genellikle kabul görür. “Karaköy” adının aslının “Karai Köy” olduğu söylenir ki, akla yakın bir tezdir.”

Karailer (İbranicede Karaim) veya daha doğru bir deyişle Karaizm, Hazar İmparatorluğu sınırlarında, Hazarlar Şamanizmden Judaizm’e döndükleri sırada ortaya çıkmış.

Bu topluluk, Nazi ve Vichy kitabında şöyle tasvir ediliyor :

“The “unjewishness” of the Karaites of the Crimea and (to a lesser extent) of Eastern Europe, can be explained not only by ethnic linkage, but by their “ability to take on the colouring of the wider society. (It) was evident when they described themselves as Jews if they lived among Jews, as Turks when in Turkey, as Russians when in Russia and as Poles when in Poland” (E. Trevisan-Semi, Nazi and Vichy, 82).”

Yani kendilerini Türklerin arasında iken Türk, Yahudiler’in arasında iken Yahudi, Ruslar’ın arasında iken Rus, Polonyalılar’ın arasında iken Polonyalı olarak tanımlıyor/tasvir ediyorlar.

Hayatta kalmaları hangi şapkayı gerektiriyorsa, o şapkayı takıyorlar.

Bedevi Öyküsü


“Mal cimrilerde, Silah korkaklarda,Yönetim de akılsızlarda olursa iş bozulur.”

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış.

Adam bedeviyi görünce su istemiş. Devesinden inmiş ona su vermiş.

Suyu içen adam birden bedeviyi iterek, deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış:
“Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var.
Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, nedenini sormuş:

Eğer anlatırsan, demiş bedevi,
Bu her yere yayılır ve insanlar bir daha
çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

Ufkumuzda, şafak türküleri tütüyor olacaktı.
Kardelenlerimiz çoktan yeşermiş olacaktı?..
Bedevi gibi derdimiz; deve değil de, kötülüğün yayılmaması olsaydı,
Millet olarak şimdiye dek çok şeyi halletmiş olacaktık
Menfaatimize göre değil, vicdanımıza göre yaşayacağımız bir hayat dileğiyle.

Tuğla Teorisi

tuglalar

Bir camı açık bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir şekilde dizili bırakın. Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gonderin ve kapıyı kapatın. Onları kendi hallerinde bırakın ve 6 saat sonra odaya giderek durumu analiz edin.

Eğer tuğlalari sayıyorlarsa Muhasebe bölümüne yerleştirin. Eğer tuğlaları tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler bölümüne yerleştirin.

Eğer odanın her yanına tuğla saçmışlarsa Mühendisliğe yerleştirin

Eğer tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama bölümüne yerleştirin.

Eğer tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyonlar bölümüne yerleştirin.

Eğer uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerleştirin.

Eğer tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi teknolojileri bölümüne yerleştirin.

Eğer boş boş oturuyorlarsa İnsan kaynakları bölümüne yerleştirin.

Eğer bir çok farklı kombinasyon denediklerini söylüyorlar ama bir tuğlayi bile yerinden kıpırdatmamişlarsa Satış bölümüne yerleştirin.

Eğer odada değillerse Pazarlama bölümüne yerleştirin.

Eğer camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik planlama bölümüne yerleştirin.

Ve son olarak;

Eğer biribirlerine bişeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla bile yerinden oynamamışsa,

Onlari tebrik edin

Ve Üst yönetime yerleştirin.

Bağımlılık

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.

Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kacamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbirsey yoktur.
Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini acıp yiyeceği bırakmaktır.
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizi tuzağa düsüren ve orada kalmamıza neden olan sey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur.

Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.

Joseph Goldstein

Şeytan Ağacı

baobab_tree

Baobab ağacına yerliler “şeytan ağacı” derler, çünkü bir zamanlar şeytanın bu ağacın dallarına takılıp kaldığına, bu yüzden ağacı cezalandırmak için onu başaşağı çevirdiğine inanırlar. Yerlilerin gözünde, kökler şimdi dallar olmuş, dallarda kökler olmuştur. Yeni baobab’lar yetişmesini istemeyen şeytan tüm genç fidanlarıda yok etmiştir.

 

Yerliler, işte bu yüzden dünyada yalnızca yetişkin baobab ağaçları kaldı, demektedirler.