Bu da bi başka BAK deneyi

Geleceği okuyan Mevlana Yumurtası

Türkiye’de sadece sizde bulunan, geleceği okuyan Mevlana yumurtasından bahseder misiniz? Küresel Bilinç Projesinin bir parçası olan bu EGG makinesi nedir? Aktüel Dergisinde de çıkan habere göre, ABD’nin Princeton Üniversitesi’nce yürütülen projede cihazların 1999 Marmara Depremi, 11 Eylül saldırıları ve Güneydoğu Asya’daki tusunami felaketini, insanların duygularındaki değişimlere dayanarak önceden fark edildiği anlaşılmış?

Mevlana Yumurtası, Princeton Üniversitesi’nin bir projesinde yer alan, benim de ev sahipliğini yaptığım cihaza verdiğim isim.

Esalen Enstitüsünün çalışmalarını takip ederken, Internet’te NOOSPHERE projesine denk geldim . Tanrım, işte Global Consciousness yani küresel bilinç projesi önümdeydi. 17-Ağustos-1999 Gölcük depremindeki verileri görünce çok daha şaşırdım ve derhal Princeton Üniversitesi’nden Roger Nelson ile yazıştım. Böylece, bir EGG için ev sahibi olmaya karar verdim. Cihaz artık Karaburun Teknopark’ta, kardeşimin bilgisayarında, orada direkt uydu bağlantılı Internet var ve kesintisiz. Şu sıralar toplam 100 EGG projeye hizmet vermekte.

Dünyamızı kocaman bir baş gibi düşünürseniz, 100 adet cihazla, toplu bilincimizin, otomatik üretilen elektronik sinyallere olan etkisi, aynen bir EEG (ElektroEnsefaloGram) da olduğu gibi kayda alınıyor diyebiliriz. Zaten EGG kelimesinin açılımı da metaforik- ElectroGaiaGram dan geliyor. Birde tabii yumurta kelime olarak üremeyi ve üretkenliği de simgeliyor.

Bu çok uzun soluklu bir proje, ama bütünün parçası olan bizlerin duygu ve düşüncelerinin bir elektronik cihazın sinyallerinde bile fark yaratabildiğini izlemek çok hoş.

Yani aslında bu bir kehanet deneyi değil, ama bazı durumlarda sinyallerin olay öncesi değiştiği de saptanmış durumda. Araştırmalar devam ediyor.

İsteyen 15 saniyede bir güncellenen verileri webden izleyebilir:

http://noosphere.princeton.edu

Birer gözlemci olarak bile maddeyi etkileyebildiğimizi kuantum fizikçiler söylüyor. Maddeyi etkileyebilen insan zihni aslında çok muazzam bir güce sahip yeter ki BİR’lik bilincini olumlu bir şekilde kullanabilelim.

Son zamanlarda izlediğimiz filmler “Ne biliyoruz ki” ve “The Secret”, bilim adamlarının özellikle kuantum fizikçilerinin danışmanlığında hazırlanan ve tüm Dünya’da izleyenlerin farkındalığını bu konuda yükselten filmler, henüz izlememiş olanlara izlemelerini öneriyorum.

Derginizin adı da olan İNDİGO filminin Hollywoodlu yapımcısı barış ozanı ve yazar James Twyman’dan Beloved Community’nin SEVGİ ve BARIŞ ödülünü de geçen sene tamda Doğum Günümde almış olmam, evrenin mesajlarıma verdiği güzel yanıtlardan birisi.

James Twyman ile Meryem Ana evini ve Efes’i de gezdiğimizde, bir gün Efes Antik Tiyatro’da bir Barış Konseri vermesini ikimizde dilek olarak evrene yolladık üstelik.

Hemen her kursumda Kanser Dernekleri, Engelliler ile çalışan gönüllü kuruluşlara burslar vermemin nedeni de RUHLAR VE ZİHİNLER ne kadar olumlu duygular ile beslenirlerse hastalıklarla savaşın da o denli kolay olmasıdır. Kısacası, MUCİZE İÇİMİZDE.. Tüm okurlara Sevgi ve IŞIKla kalınız diyorum.

Söyleşinin tamamı için bakınız: http://indigodergisi.com/burcin_20.htm

Birleşik Alan Kullanımı (BAK)deneyimiz için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=4102

Coraline ve müthiş Neil Gaiman

Kitabın özgün kapağında bu resim vardı.

Evinizdeki her kapının nereye açıldığını biliyor musunuz? Peki, emin misiniz? Belki de böyle meselelere bir tek çocuklar şüpheyle yaklaşıyordur ve belki de şüphelenmekte haklılardır… Belki de büyüdükçe algımız kapanıyordur, kim bilir?

Coraline, canı fena halde sıkılan ve adını Caroline diye yanlış söyleyenlere şiddetle gıcık olan, ergen bir kız çocuğudur. Anne babası kendi işleri dışında pek bir şeye ilgi göstermeyen tiplerdir. Kızcağız da, haliyle, yaşamından şikayetçidir. Coraline ve ailesi eski bir eve taşınırlar. Alt katta iki aktris eskisi ile çeşitli yaş ve ebatlardaki köpekleri yaşamaktadır. Üst kattaysa henüz gösteriye çıkmaya hazır olmayan bir fare sirkine sahip olduğunu söyleyen, pos bıyıklı bir adam oturmaktadır.

Yağmurlu bir günde, en sevdiği eğlence olan bahçede keşiften mahrum kaldığı için canı sıkılan Coraline’e babası evi keşfetmeyi önerir. Coraline evde 153 mavi nesne, 21 pencere ve biri kilitli 14 kapı bulur. Annesine kilitli kapının ardında ne olduğunu sorar. Annesi anahtarla kilidi açar. Kapının arkasında tuğla bir duvar vardır. Tekrar kilitlemeye gerek görmezler. Fakat daha sonra bir şeyler Coraline’i bu kapıya çeker. Bu sefer kapının arkasında tuğla duvar yoktur, karanlık bir koridor uzanmaktadır; çok eski ve çok yavaş bir şey gibi kokan bir koridor. Koridor Coraline’i o minik tekinsiz farklar da olmasa neredeyse kendi evinin aynısı bir eve çıkarır. “Ben senin diğer annenim,” der, tıpkı annesine benzeyen gözleri düğmeden bir kadın. “Ben senin diğer babanım,” der, tıpkı babasına benzeyen gözleri düğmeden bir adam. Burada Coraline’in istediği her şey vardır: Babasının korkunç yemekleri yerine leziz yemekler, diğer taraftaki donuk odası yerine pembe ve yeşil boyalı bir oda, eğlenceli oyuncaklar ve adını yanlış söylemeyen yetişkinler… Coraline yine de kendi tarafına, gerçek evine döner ama anne babasının kaybolduğunu görür. Ailesi bir biçimde diğer tarafta hapsolmuştur ve onları kurtaracak Coraline’den başka kimse yoktur.

Diğer anne

Kitapla ilgili yorumları şöyle bir karıştıracak olursanız, çoğu kimsenin bunun bir çocuk kitabı olduğundan şüphe ettiğini göreceksiniz. Bu tür yorumların temel nedeni öyküde korku unsurlarının bolca yer bulması gibi görünüyor. Bence şüpheye yer yok; bu bir çocuk kitabı ya da hem çocukların, hem yetişkinlerin okuduğu bir kitap.

Yorumlarda sık rastlanan bir belirleme de “Coraline” ile “Alice Harikalar Diyarında” arasında büyük benzerlik olduğu. Hatta “Coraline” için “Çağımız çocuklarının Alice Harikalar Diyarında öyküsü,” yorumu doğrudan yapılmış. Bu yaklaşımın bir örneğini şu linkte bulabilirsiniz. Doğrusu ben bu benzetmeyi aşırı ve sığ buluyorum. Bir çocuğun bir kapıdan (paralel) bir başka dünyaya geçmesi kalıbı dışında bir benzerlik göremiyorum iki öykü arasında. Bu kalıp bugüne kadar kim bilir kaç öyküde kullanılmıştır ve kim bilir daha kaçında kullanılacaktır…

Neil Gaiman’ın ne usta bir yazar olduğunu “Mezarlık Kitabı” ve “The Day I Swapped My Dad For Two Goldfish” adlı kitapları incelerken görmüştük. Coraline Gaiman’ın usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Öykünün en rahatsız edici (demek ki çok iyi işlenmiş) karakteri “diğer anne”. Diğer anne, hani şu tüm varlığını ve kişiliğini ancak çocuğuyla ifade edebilen; çocuğunun iyiliğini (her zaman) çocuğun kendisinden daha iyi bildiğine inanan, kararları çocuğunun yerine ve iyiliği için bizzat kendisi alan, çocuk bunun aksine davranırsa yine çocuğun iyiliği için onu cezalandırmaktan çekinmeyen anne tipini temsil ediyor. Diğer anneyi “yıkıcı dişi güç” başlığı altında ele alıp bilinçdışının derinliklerine de bağlamak mümkün aslında.

Coraline ve kedi

Öykünün en çok beğendiğim karakteriyse kedi oldu. Kedilerin “Elbette bana yemek ve su vermek, tuvalet kumumu değiştirmek senin görevin ahmak insan, sadece bu işleri aksatmayasın diye sana sahibimmişsin gibi davranıyorum,” diyen havası öyküdeki kediye postu kadar iyi oturtulmuş. Kedinin isim sahibi olmakla ilgili görüşleri dikkate değer. Dediğine göre insanların aksine kedilerin isimleri olmaz. İnsanlar kim olduklarını bilmedikleri için bir isme ihtiyaç duyarlar. Oysa kediler kim olduklarını bilirler, bu yüzden isme ihtiyaçları yoktur. Coraline bir kediyi çağırmak için ne yapması gerektiğini sorduğunda kedinin verdiği yanıt yine çarpıcı: “Kedi çağırmak fazla ciddiye alınan bir eylemdir. Fırtına çağırmaya çalışsan daha iyi.”

Öykünün içinde, Coraline tarafından anlatılan “cesurca davranmak nedir?” konulu bir öykücük var: Bir gün, eski evlerinde yaşarlarken, insan atıklarıyla dolu bir arazide babasıyla dolaşmaya çıkmışlar. Bir tepeden inmişler ve babası Coraline’e “Kaç, tepeye çık çabuk!” diye bağırmış. Coraline babasının dediğini yapmış. Az sonra babası da gelmiş. Mesele eşek arılarıymış. Babası eşek aralarını fark edince Coraline’e kaçmasını söylemiş ve ona zaman kazandırmak için kendisini eşek arılarına sunmuş. Babası tam otuz dokuz yerinden sokulmuş ve gözlüklerini düşürmüş. Coraline’e göre bu cesurca bir davranış değilmiş çünkü babası o sırada korkmuyormuş, sadece yapılabilecek başka şey yokmuş. Cesurca olan, ertesi gün babasının gözlüklerini bulmak üzere, eşek arılarının orada olduğunu bildiği halde aynı yere gitmesiymiş. “Çünkü,” diyor Coraline “bir şeyi korkmana rağmen yapıyorsan, bu cesurcadır.”

Kitaptaki çizimler Dave McKean’e ait. McKean’in çizgilerini hem incelediğimiz diğer iki Gaiman kitabında, hem de Varjak Pençe adlı kitapta görmüştük. McKean, birlikte çalıştığı yazarlarla uyum sağlamak ve öykülere çizgiyle lezzet katmak konusunda gerçek bir usta. Coraline’deki çizimleri hem sırtımızı ürpertiyor, hem de hayal gücümüzü tetikliyor.

Diğer anne çerez yiyor.

Yeri gelmişken kitabın kapak resmine de değinelim. Sizin de kolayca fark edeceğiniz üzere, kitabın kapağı Dave McKean’e ait olan asıl kapak değil. Yayıncılar bizi aptal yerine koyup çok satsın diye piyasadaki kitabın kapağını filmden uydurmuşlar. Kitabın kapağıyla içindeki resimler arasındaki fersah fersah farkın nedeni işte bu ticari zeka! Türkçe adını ne hikmetse Koralin koymaları da ayrı bir mesele!

Coraline, Henry Selick tarafından filme çekildi. Film, Türkiye’de 15 Mayıs 2009 tarihinde gösterime girmişti. Bu linke tıklayarak fragmanını izleyebilirsiniz. Öykü, P. Craig Russel tarafından da çizgi romana uyarlandı. Bu linke tıklayarak çizgi romanın bir kısmına göz atabilirsiniz. Bana göre, öykünün ve McKean çizimlerinin tüm çağrışım olanaklarını baltalayan bir çalışma olmuş. Kitabın zihnimde yarattığı görüntüleri bozmamaktan yanayım. İşte kitaba özgün dilinde göz atabileceğiniz bir link. Kitabın 2009 yılı Mayıs ayında ilk defa sahnelenen bir de müzikal uyarlaması varmış; ama linkini bulamadım. Bu linkteyse Neil Gaiman’la Coraline kitabı ve filmi hakkında yapılmış bir röportaj var.

Eee, evinizdeki kapılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

http://www.birdolapkitap.com/2010/08/11/coraline-ve-dugme-gozlu-diger-ailesi/
Not Bu çok beğendiğim Coralin yorumu için sahibine teşekkürler, kendi yorum ve incelemelerimse peyderpey olacak, belki bir workshop ya da Koralin deşifresi! Kimbilir şu an sadece şoktayım 🙂
Hiçbişey Castaneda ve Kurtlarla Koşan Kadınlardan önceki gibi değil artık, adeta bir sihir çizgisini geçmiş gibiyiz!

Ruh Molekülü, DMT, Ayahuska

Önce videoyu izlemek lazım

http://vimeo.com/22275825

Video çok uzun, sanırım bir çok kişi zamansızlıktan(!) ötürü seyredemiyecektir. “Zamansızlık” durumu ise tam da bu videonun işaret ettiği bir konuyla ilişkili. Yani her zamanki gibi zehir,panzehiri ile bir-likte.

Bu sunumu daha önce de seyretmiştim ama malum bizler iki kez görmeden onu gördüğümüzün farkında olamıyoruz. Böylece oturup ikinci kez izledim.. Bittiğinde aklımda şu cümle dönüyordu; “acaba biraz kuantum fiziği, biraz Castaneda, biraz Jung, biraz Gurdjiieff,biraz Ra bilgileri, biraz..,biraz vs vs koklamamış olsaydım bu video bende ne etki bırakırdı, şu an ne hissediyor ya da düşünüyor olurdum?”
Balkona çıkıp bi sigara kahve eşliğinde sorunun cevabını almaya çalıştım. Olmadı! Olamazdı da, jüri bir kere duymuştu ve onu kayıtlardan çıkarma talimatı vermekle jürinin zihin ve gönül kayıtlarını silemezdim! Bu hiç olmamış gibi yapamazdım.
Olay öylesine geniş ki, boşver uğraşma sibel diyor içimden bir ses.
Öte yandan içimde her ne pahasına olursa olsun bunu paylaşmamı emreden (!) zorlayıcı bir baskı var 🙂
(Neyse ki bu baskının ne olduğu ile ilgili bilgiye erişebildik Human Design sayesinde, en azında bu bir gizem değil, hastalık hiç değil)
Videoda konuşmacılardan biri (ya da ikisi), farklı realitelerin o kişinin hayal dünyası ile ilgili olabileceğine dikkat çekerken derin bir nefes çektim ve güldüm.
Kişi farklı realiteleri kabul etmeye hazır gibi görünürken ama aslında GERÇEK bir realitenin varlığından şüphe duyamıyor hala! Bu durum şu anda yeni dünya anlayışına geçişle alakalı gibi görünen oldukça kalabalık bir kitlenin, yani bizim en büyük handikabımız.
Ve bu pekaladır; çünkü hepimiz annelerimizin (ya da 0-6 yaş arasında bize bakan her kimse) bizi çengelledikleri gerçeklik bandında yaşıyoruz ve onu en GERÇEKlik olarak kabul ediyoruz. Bu bizim özenle korumaya çalıştığımız ortak rüyamız.
Dikkat ederseniz bikaç konuşmacı farklı yerlerde aşağı yukarı şöyle bi şey söylüyor: “psikedelik maddeler ya da meditasyon tarzı uygulamalarla farklı gerçekliklere gidilir,gidiliyor evet ama oranın güzelliğine kapılarak tuzağa düşüyor ve geri dönmek istemiyor” ve bir başkası da “bu uygulamaların  sırf meraktan ve zevk duygusuyla yapıldığı ancak bu deneyimi yönlendirecek bir bilgeye ya da şamana (aynen böyle kullandı kelimeyi) sahip olunmadığı için, genişleyerek dağılıp gitme riskinde olabileceklerini” söyledi.
Aranızda CC çalışmış olanlar bu tehlikenin ne olduğunu gayet iyi bileceklerdir. Bunu tehlike olarak gören ise pek tabi çengellenmiş olduğum ortak rüyamızın mimarı annemdir. (aslında bu tehlikenin gerçekten var olup olmadığının ya da farklı yaklaşımları bi çok yazımda söylediğim için tekrar etmiyorum)
Biraz Fringe, matrix vs tarzında yapımlar seyretmiş olanlar zaten bu videonun temelindeki mesajı algılamışlardır. Aynı mesajı algılıyor olmamız gerekli değil, zaten bu beklenti (aynı mesaj)gerek spritüel gerekse maddi dünya diye ikiye bölünmüş gerçekliğimizin her ikisine de faydalı değil.
Bu konularla gerçekten ilgili, canıyürekten gönül vermiş tanıdıklarım var ve bir çoğu söylemleri tersini işaret ettiği halde içlerinden (ve yaşamdaki gündelik uygulamalarında) hala gerçekliği ikiye bölünmüş olarak algılıyorlar. Yani fizik dünya ve öte dünya!
Bilgi ve anlayışlarını burada ve şimdi uygulayabileceklerinin farkında değilmiş gibiler. Hep bir erteleme durumu var, o bildikleri şeyler sanki öbür tarafta, rüyada ya da ölünce olacakmış  gibi.
Video hakkında gerçekten de herkesin görüşlerini duymak isterdim, oradan nasıl görünüyor hep merak etmişimdir 🙂

Meraklılar- Richard Bach

OZ KRALLIĞI’NI çocukken gezdim, on dört kitabın hepsini okudum. Karakterlere ve maceraların geçtiği efsunlu ülkelere âşık oldum.
“Gerçek mi anne? Oz gerçek mi?”
Bütün anneler gibi yanıtlardı, bazen o tek cümle bir ömür sürerdi: “Yazarın zihninde gerçekti, şimdi de senin zihninde gerçek.”
O zamanlar zihnimdekileri nasıl soracağımı bilemediğimden, sonraki yarım yüzyılı sorularımı netleştirmeye çalışarak geçirdim: Eğer Oz zihnimdeyse, ona zarar verebilirler mi?
Dünya da mı zihnimizde?
Ya kendimizle ilgili gördüklerimiz, sadece düşüncelerimizin bir yansımasıysa?
Düşüncemizi değiştirmeye karar verdiğimizde dışarıya ne yansır?
İçinde kötülük, savaş ve suç barındırmayan yeni bir kültür filizlenirse diye düşündüm bulunduğum yerden ayrılırken, ne olur?
Yıkmak için boşa harcadığımız bunca enerjiyle neler yapılırdı?
En karanlık yanlışları değil de en yüce doğruları seçtiğimiz bir dünyada yaşamak nasıl bir his olurdu, sürekli birbirimizi aşağı çekmek yerine yüceltmeye çalışsaydık?
Böyle bir uygarlık nasıl başlar, nereye gider?
Böylece Meraklılar doğdu, tek bir kişinin bir hareketiyle yön değiştiren lanetli bir uygarlığın hikâyesi.

**
Yazarı, kitabını işte bu sade ama devasa sunumla, incelikle ve zevkle dokumuş. Richard Bach’a yakışır bir konu ve üslup. Doğrusu Hipnozcu’yu okuduğumda, içten içe bi “hay Allah” dediğimi hatırlıyorum. Şu an sorulsa neredeyse tek bir paragraf dahi hatırlayamam ama diğer bütün kitapları yılların tozunu attırırcasına aklımda ve gönlümdeler. Richard Bach büyük bir yazar olmakla kalmıyor, hem kendini hem de diğer insanları, tüm dünyayı umursayan bir hayalci aynı zamanda müthiş de deneyimci.
Yeni bir gerçeklik nasıl olur? Soruyor ve deniyor!
Deneye yanıla, paylaşa yardımlaşa bulduğumuzu biliyor.
Dağ gelincikleri mi?! Hay Allah! Kimin aklına gelirdi 🙂
Yeni bir dünya olur mu, nasıl olsun diye gönüllenenlere bu kitabı şiddetle öneriyorum.
Bach’la gurur duyuyorum.

Gerçek Dünyada Şamanlar

Victor Sanchez

(Bu makale farklı bir başlıkla Magical Blend Dergisinin 69 sayısında – 2000 ilk çeyrek- yayınlanmıştır.)

Son yirmi yılda, şamanizm antropologlar için kültürel araştırma ile ilgili önemli bir konu olmaktan çıkıp, şifa ve ruhsal gelişme ile ilgilenen uzman olmayanlar için çekici bir konu olmuştur.

“Şamanizm” kelimesi Sibirya’daki yerli halk arasındaki kullanım kökünü aştığı ve bu günlerde pek çok modern şehirli toplum üyesinin kullandığı bu kelimeyi, benim anladığım ve kullandığım şekliyle kısaca açıklamak uygun olacaktır.

Yüzeysel bir derinlikle, şaman, çoğu zaman şifa vermek için, doğaüstü güçlerle ilişkiye geçme bilgisi ve gücü olan kişidir. Bu doğaüstü güçler, ruhlar, tanrılar, varlıklar, enerjiler veya Tanrı olabilir.

İlk olarak, bizim şamanizm ile olan ilgimiz “gerçek şaman” ile karşılaşıp doğaüstü güçleri ile şifalanma veya kutsanma düşü ile başlamıştır. Yıllar geçtikçe, şamanizme bakışımız değişmiştir: Şimdi, diğerlerini ve dünyayı şifalandırmak için şaman olmak istiyoruz. Şamanizmin bu amacına yönelik kitaplar, çalışmalar ve seminerler tüm dünyada yaygın olarak sunulmaktadır. Pek çok kişi şaman olma düşü ile bu kitapları okuyarak çalışmalara katılmakta, ve erk sahibi olarak “hiç kimse” olmaktansa, sonunda “bir kimse” olma ihtiyacını halletmektedir. Bu uğraş yaşamlarımızdaki algı eksikliği nedeniyle yapmak istediğimiz çeşitli şeylere bir örnektir.

Şamanizmin güç amacı ile ilişkili olduğu düşüncesi modern insan için ilginç bir noktadır. Şifa verme gücü, yaşamın olaylarını değiştirme gücü, yağmur yağdırma gücü, iyi şans gücü vs. gibi. Meksika’daki yerli kişiler arasındaki tecrübelerim, ki onları “yaşayan Toltekler” olarak isimlendiriyorum, bana bambaşka bir bakış açısını göstermiştir. Şamanizm bir güç fikri olmaktan çok bir hizmet olmakla ilgilidir.

Benim tanıdığım eti kemiği olan şamanlar, ana rollerinin toplumlarına hizmet etmek olduğunu kabul ediyorlar. Kendilerinin ne kadar olağanüstü olduğu, ne kadar çok erkleri oldukları ile değil, karşılık beklemeden diğerlerine hizmet etme yeteneklerinin ne kadar çok olduğu ile ilgilidir. Yaptıkları iş için bir ücret talep etmezler. Şaman olarak yaptıklarına karşı bir gelirlerinin olması yerine, fakirlerin en fakiridirler, çünkü bir köylü olarak yaşamları için diğerleri kadar çok çalışırlar üstelik ek olarak toplumlarına hizmet için zamanlarının büyük bir kısmını harcarlar.

Kendi aşırılıkları ve ruhun cömertliği nedeniyle, modern dünyada Şamanizm kelimesinin kullanılmasının fazla basitleştirildiğinden her zaman isteksiz olmuşumdur. Bu günlerde, yerlilerin bilgeliği hakkında bir şeyler okuyan veya şamanizm hakkında bir seminere katılan herhangi biri, başkalarınca takdir edilecek bir görüntü vermek için kendini “Şaman” olarak tanıtmaktadır. Uzun bir süredir dersler ve dünyanın çeşitli yerlerinde seminerler vermek olan benim işim, seminer organizatörleri ve basın muhabirleri dahil pek çok kişi bana “şaman” sıfatını giydirmeye çalışmışlardır. Bunu hiçbir zaman kabul etmedim, çünkü, biliyorum ki gerçek şamanlar, yaptıkları için hiçbir kibir izi taşımadan tüm yaşamlarını ruha hizmet için adamaktadırlar. Bu nedenle, kendimi bu adam ve kadınlarla aynı kefeye koymadım. Ve biliyorum ki izleyicilerim de bu kadar büyük olmayacaklar, çünkü, ben “nagual” veya şaman taklidi yaparak maskeli dans ritüellerine katılmıyorum.

Benim fikrime göre, çoğu zaman zorlayıcı ihtiyaçların ardındaki ünvanları almak dahi, kendini önemsemektir. Birinin kendini başkaları karşısında “biri” olarak takdim etme ihtiyacı, hem “aydınlanmış” lara hem de takipçilerine büyük hasarlara neden olmaktadır. Bu ünvanlar pazarlama ve kar için kullanışlıdır, fakat benim için, özgürlüğün daha değerli bir kıymeti var. Sonunda, hepimiz yaşadıktan sonra ölürüz. Ölüm ünvanımızdan etkilenmez.

Gerçek şamanlar “çıraklarından” para alarak zengin olanlar değildir. Tersine, topluluklarındaki en fakir kişilerdir, çünkü onların iki işi var: birincisi bir köylü olarak yaşamlarını sürdürürler, diğeri ise ücretsiz yapılan bir iş olan şifacı şamandır. Bu nedenle, kutsal görevlerine nispeten, kendi işleri ikincil bir önemde bulunur.

Tabi ki, gerçek hayattaki şamanlar kitaplardaki gibi mükemmel yerli ustalar değildir. Bedenleri kanar, kalpleri acı çeker, çocukları hasta olur, ruhları ağlar ve güler. Yerli şamanlar, tüm dünyaları sınırsız hırsı olan beyaz adam tarafından yenilip yutulduğunda, gerçek dünyada zamanın şiddetine maruz kalırlar. Ve onlar direnirler. Yaşamak ve ruhsal geleneklerini yaşatabilmek için savaşırlar. Yalnız kendileri için değil, hatta yalnız çocukları için de değil, fakat tüm dünya için savaşırlar. Sen ve ben de buna dahiliz.

Onları insanlık için bu kadar değerli yapan, kendilerini, ve varoluşun acıları içindeki topluluklarındaki insanlar ile hepimizin yaşadığı yalnızlıktan yetiştirerek, evrendeki en olağanüstü güç olmaya ulaşarak yaptıkları mucize: tarifsiz, Büyük Ruhtur. Ve en olağanüstü olanı ise, bu mucizeyi kaybolmuş şeylerden geri kazanarak yapmalarıdır, ve aynı zamanda aşırı fakirlikle de boğuşuyorlar. Onlar senin ve benim gibi insan varlıklarıdır, maddi dünya ile ilişki içindeler ve onunla savaşıyorlar. Fakat, maddi dünyanın acısından ve kargaşasından kendilerini yetiştirip, Ruha ulaşarak Tanrı ile bir olma yetenekleri vardır. Ve büyük haber de onların yaptığını, biz de yapabiliriz. Bize yolunu gösteriyorlar, ancak yaşamımızdaki bu mucizeyi yapmak bizim kendi sorumluluğumuzdadır.

Benim şamanizm ile deneyimim, şamanın görevlerinin bireysel hedefleri başarması ile ilgisi olmadığı yönündedir. Şamanın yaptıkları kişisel konular değildir. Onlar, toplulukları ile birlikte, Ruha dönüşü ve onunla uyum içinde yaşama görevini unutmamaya ve canlı tutmaya katılıyorlar. Bu yöntem serilerine “Gelenek” denir, bunlar inancın değil uygulamanın ana bölümleridir. Bu uygulamalar insanları kendilerinin diğer farkındalık düzeyine getirmek için o kadar etkilidir ki, ben bunu “Sağlık ve Özgürlük için Şaman Teknolojisi” olarak adlandırıyorum.

Şimdi, bakışımızı bireysel şamandan herkes için olası olan şaman deneyimlerine çevirelim. Şaman özel bir kişi olduğundan, tören ve merasimlerin büyülü anlarında özel bir rolü vardır, şaman deneyimi bu olaylara katılan her birey ile yaşanır ve paylaşılır. Bu durumda şaman deneyimi hem bireysel hem de toplumsaldır, bu nedenle grubun uygun usulleri takip eden tüm üyelerine açıktır.

Şaman deneyiminin hedefi katılımcıları, evrendeki her şeyin hareket nedeni olan anlatılamaz erk ile, kaybolmuş birliğe geri getirmektir. Ayrı olan kutuplar: kutsal ve dünyevi, ruh ve madde, kişi ve “bunun dışındaki şey”, şaman deneyimi esnasında bir olur. Bizim iki iç bölümümüz, tonal ve nagual, yeniden bütünleşir ve biz ikili doğamızda birliği deneyimleriz.

Şaman deneyiminin hedefi, bizim iki bölümümüz olan tonal ve nagual’i birliğe getirmektir, bu tüylü yılan Quetzalcoatl adındaki Toltek sembolünün gizemli vaadidir. Yılan maddi dünyayı, tonal’i, sürünmeyi temsil eder. Kartal ise uçan şeyleri, nagual’i, Ruhu temsil eder. Ancak, Aztek sembolizminde kartalın yılanı öldürmesinden farklı olarak, kartal yılanı öldürmez, bunun yerine Toltek’teki Quetzalcoatl sembolü ile tüylü yılanla bir olurlar: bu, ruh ve maddenin birliğini, tonal ile nagual arasındaki dengedir.

Şaman deneyimi, modern kentli toplumun üyeleri olan bizler için önemlidir, bu yalnızca şaman olmanın ilginç veya eğlenceli oluşundan değildir. Ruh ile yeniden bağlantıyı sağlamak için uygun araç eksikliğimiz, hem birey hem de tür için, sürekli olarak kendini yok etme işleminin gerçekleşmesine neden olduğundan, Şaman deneyiminin ölümcül derecede önemi vardır.

Zamanımız ve toplumumuzun başına gelecekler için uygun Şaman uygulamalarına ihtiyacımız var. Yalnızca yerli halkların tören ve yöntemlerini taklit etmek yeterli olmayacak. Şamanizm ve Gelenek farkındalığı yükseltebilme hüneri için bir dizi uygulamalar ve yöntemlerdir. Fakat bu teknolojinin özel anlatımı bunu kullanacak insanların uygun özelliklerine göredir ve her zaman da böyle olacak. Bu yerli kişilerin şaman uygulamaları doğa ile yakın temasta olan bir köylü yaşam tarzı ile ilgili olurken, bizim uygulamalarımızın yaşadığımı modern şehirlerdeki dünya ve yaşam tarzı ile ilgili olacağı anlamına geliyor.

Bizim Amaçla Yaşama Sanatındaki (AYS) çabamız, modern dünyada yaşayan insanlar için yöntem ve usuller geliştirmek, böylece “şaman sıçramasını” kendilerinin ve gerçekliğin diğer tarafına bizzat yapabilmelerini sağlamaktır. Bunun nedeni, Şaman deneyimi vasıtası ile bu yolculuk tamamlanmadan sağlıklı olunamayacağındandır. Yalnızca bizim ikili doğamıza uyan deneyimleri yerine getirmek ve tamamlayarak; erk, sağlık ve özgürlük’ten oluşan doğal haklarımıza ulaşabiliriz.

Bu nedenle, bu yıllardaki tüm işim şaman deneyimlerini canlı tutan yerli kişileri ile bizim gibi modern topluluklar arasında bir köprü oluşturmak olmuştur. Zamanımızdaki büyük rahatsızlığın nedeninin, gizli farkındalığımızın, diğer kendimizin, ve bizi çevreleyen her şey ile kutsal bağlantılardaki deneyim eksikliği olduğuna inandım.

Çeviri : Aki