Farkındalık Türleri

Kendinizin daha çok farkına vardıkça… Ben bunları tanımlayacağım. Bunlar, hiçbir şekilde, taşa yazılmış (ille de böyledir denen) şeyler değil, ama farkındalığın farklı düzeyleri vardır ve hepsi de bilince bağlanır. Hepsi de yaşantınızın şu anında önemlidir.

Duyusal farkındalıklar vardır. Bunlar, sahip olduğunuz o insani beş duyu yoluyla gelir, ve bunlar koku ve dokunma, kulaklarınızdan giren müziği duymak, esintiyi hissetmek gibi şeylerdir, hatta bir dereceye kadar kalp atışının duyusal algısı, sıcaklık, elbette, hareket eden bedeniniz. Bunların hepsi duyusal farkındalıklardır.

Diyeceğim ki, genelde insanlar, genel olarak, çevrelerindeki duyusal farkındalıkların yüzde 98’inden habersizler. Şeylere dikkatlerini vermeyi ve vermemeyi öğrendiler. Biz (az önce) bazı deneyimler yaşarken, (dışarda) motorsikletler geçiyordu. Ve siz bunları duymazdan gelmeyi öğrendiniz. Burada, salonda görsel olarak meydana gelen şeyler vardı, ve siz bunları görmezden gelmeyi öğrendiniz, ki bu iyidir, yoksa şaşkına dönerdiniz. Dikkatinizi vermemede o kadar iyi bir hale geldiniz ki, sanki kendinizin dışına çıktınız.

Duyusal farkındalıklar bilincin önemli bir parçasıdır. Renk ve dokunma ve koku algılayabilmek, hem çok kolay hem de yapması keyiflidir, ayrıca kendinize böyle bir armağan vermek de güzel bir şeydir. Duyusal farkındalığa geri gelmek sadece arada bir durmayı ve buradaki salonda bir sineğin dolandığını gözlemlemeyi talep eder. Ama o sinek gelip de yüzünüze konmadığı sürece onu genelde farketmeyeceksiniz bile, ve onu görmezsiniz. Oysa o etrafta uçuyordur. Onu öldürmeyin, bu, Kuthumi’ydi. (kahkahalar) Ve… (sineğe vurur) ah, üzgünüm. Bir sonraki yaşamda geri gelecek. (yoğun kahkahalar)

Zihinsel farkındalık, zihin farkındalığı vardır. Çoğunuz zihninizden geçenlerden söz etmedi bile, oysa çok şey geçiyordu. Oradan geçen bir dolu çöp vardı. Onun bir çoğuna dikkati vermemeyi öğrendiniz, ama zihinsel çöple ilgili komik olan, onun dönüp dolaşıp geri gelmesidir. Sadece gidiverip de… eh, bir yere gider, ama geri gelme eğilimindedir.

Şimdiye kadar sorduğunuz her soru, bir yanıt alana kadar hâlâ orada süzülür durur. Evet ya, bu çok fazladır. Belki de bu kadar çok lanet soru sormaktan vazgeçmelisiniz. (kahkahalar) Ve beyninizden geçirdiğiniz çözülmemiş problemler gibi şeyler bile geri gelecektir. Onlar da sorular gibidir. Çözülmemişlerdir, ve bir şey ararlar.

Yani bütün bunlar olmakta. Bazılarınız güzellikler, genişleme gibi şeylerin farkında oldunuz. Bunların çoğu… bu düşünce farkındalığıdır.

Şimdi, birçoğunuz düşünceleriniz hakkında düşünmekten hoşlanmıyorsunuz. Onlara odaklanmaktan hoşlanmıyorsunuz, çünkü bu sadece gelip geçen bir çöp ve moloz yığınıdır. Kendi düşüncelerinizi alıp, bunları psişik anteninizle – yani dışsal hisleri ve şeyleri alma becerinizle – birleştirerek ilginç bir şey yapıyorsunuz, hepsini biraraya getiriyor, kendinize ait olduğunu varsayıyor ve bunu sonra (kafanızdan) geçirme eğiliminde oluyorsunuz. Ve bu o kadar bunaltıcı ki, sonra onu kapatmaya çalışıyor, ama kapatmıyorsunuz. O akmaya devam ediyor, ve siz bir ikileme düşüyorsunuz. Berbat hale geliyorsunuz. Herşeyi bir kargaşaya çeviriyorsunuz. Herşey bir sorun ve karmaşa oluyor, ve sonra ne tarafa döneceğinizi bilemiyorsunuz. O zaman da bu güzel gezegeni terk etmeyi düşünüyorsunuz. Bunu tekrar bir sonraki yaşamda denemeyi düşünüyorsunuz. Kaç kez söylediniz bunu? “Bunu bir sonraki hayatımda deneyeceğim.”

Bu o yaşam. Biz bundan bu yaşamda geçeceğiz. Artık geri gelmek yok. Evet. Evet. (alkış)

Yani zihinsel farkındalık var, ve sonra nihayet sizin daha ezoterik, ruhsal diyeceğiniz sezgi var, biliş var. Ben burada sezgi kelimesini kullanacağım (tahtaya yazar), sezgi farkındalığı. Şimdi, bu aslında sürekli, sürekli içinizde bağlantı ve iletişim kuran bir şeydir. Hepiniz çok sezgisel varlıklarsınız. Ancak, zihnin onun üstüne çıkmasına izin veriyorsunuz, ve sonra da kuşkularınızın onu başka bir yerlere itmesine izin veriyorsunuz. Ama şu anki sezgi aslında Çarşamba günü gazetelerde ortaya çıkacak şeylerin hislerini getiriyor.

Diyorsunuz ki, “Midem bir garip. İşteki sorunlarım yüzünden olmalı.” Hayır. Sizler sezgisel varlıklarsınız. Dünya’da hareket eden ve dönüşen şeyleri alıyorsunuz. Harika bir koku, mmm. İçinde yaşadığınız şehirlerdeki insanların korkularını alıyorsunuz. Bu salondan geçen, hep sizden büyülenen, dünyaya bağlı hortlakları algılıyorsunuz, ama zihinsel işlemleriniz bunları değiştiriyor, farklı bir alana yerleştiriyor, kendinizden kuşku duymanıza neden oluyor, onun için de sezgisel farkındalığa dayanarak algılamanıza gerçekten izin vermiyorsunuz.

O zaten orada. Biz sezgiyle ilgili, bilişle ilgili sınıflar almak zorunda değiliz. Bu konuda neden sınıflar yapmak istemedimi biliyor musunuz? Çünkü o zaman bu konuda zihinsel olurdunuz. O zaten orada. O sizsiniz. O zaten iş başında. Bu gerçekten onun orada olduğuna güvenmekle, her neyse sizin çöpünüz olmadığına güvenmekle, ve geldiği zaman özellikle de zihnin onu ele geçirmeye çalıştığına güvenmekle ilgili.

Bunlar şu anda birlikte çalıştığınız farklı farkındalık türleri. Bunlar en açık, en aşikâr olanları, çünkü hemen gözünüzün önündeler. Ayağınıza bir tekme atacak olsam, bunu farkedersiniz. Bunlar en verimli olanlar. Hep oluyorlar. Sizi çılgına çeviriyorlar. Bunlar en doğalları, en eğlencelileri ve en kolayları, ama (aynı zamanda da) yolunuzdan itmeye kalktıklarınız.

Az önce size, “Bilinciniz nerede?” diye sorduğumda, bu gerçekten iyi bir sorudur. Bu gerçekten iyi bir sorudur. Bazılarınız diyor ki, “Burada.” Peki, ama gerçekten burada bilinçli misiniz? İddia ediyorum ki bilincinizin büyük bir bölümü dışarlarda bir yerlerde, başka alemlerde. Onu dışarlarda siz tuttunuz. Onu burada olmaktan alıkoydunuz. Birçok şekilde ondan kaçınıyorsunuz. Bir yere sakladınız, ve nerede olduğunu da gerçekten bilmiyorsunuz.

Ve ben, “Bilinç nedir?” sorusunu sorduğumda, bana zihinsel bir yanıt veriyorsunuz. “Farkındalık” diyorsunuz. Tamam, ama gerçekten, bu ne anlama geliyor? Bilinç nedir? Bilinç nedir?

**

Bazı arkadaşlarım, sık sık kullandığım “koku almak”, “bilmek”, öylece bilivermek konularını açmamı daha detaylı anlatmamı istiyorlardı. Aslında bunlar binlerce onbinlerce yazımda kendilerini açık ettiler 🙂
Yine de bakın semavi(!) kişiler de tarif etmeye çalışıyor, onu anladınız mı? Zihninizle değil de pratiğini nasıl yaptığınızı bildiniz mi şimdi?

Teşekkürler Adamus, çabaların hepimizinki kadar övülesi. İyi ki varsın frekans kardeşim.

Not: 3F‘ye dikkat gösteriniz; Frekans/Farkındalık/Fizik

Komplo mu? Ne komplosu?

…nerede kalmıştık? Ha, tıkalı enerji. Gerçek şu ki, enerji hareket ediyor. Dışarda bir dolu dramlara neden oluyor, birçok insan panikliyor, arkasından ne geleceğinden emin olamıyor. Ha, ve tüm o sahte kâhinler (peygamberler) şimdilerde ortaya çıkıyor, ve ben onlara gerçekten sahte diyorum. Tüm o dram peşinde olanlar, tüm o enerjiden beslenenler, tüm o benlikçi (kendini beğenmiş, bencil) kişiler ortaya çıkma eğiliminde. Onlardan giderek daha fazlasını göreceksiniz. Dünya senaryosunun, komplo teorilerinin sonu. Lütfen, Şambra. Şimdi, bazılarınız biraz da olsa bu komplo teorilerine inanma eğiliminde olacaksınız. Komplo değildir. Değildir.

Aslında, daha önce de bunu söyledim, ama şimdi tekrarlayacağım – ve bunu çok içtenlikle kastediyorum – bu dünyadaki politik liderler – ki gerçekten lider diyeceğim az kişi var – bu dünyadaki politik liderler komplo kuracak kadar akıllı değiller. Gerçekten değiller. (kahkahalar) Gerçekten değiller. (bazı alkışlar) Kendi ıvır zıvırları, kendi egoları ve beklentileri ya da gündemleri içinde kendilerini öylesine kaybetmiş haldeler ki, bir komployu başaracak netlik ve basitlik düzeyine çıkamıyorlar.

Komplo kurduğunu düşündüğünüz diğer insanlar, yani bir dolu parası olup da daha fazlasını isteyenler, aslında, size bir şey diyeyim. Onlar paralarıyla birlikte başka bir yere gitmek peşindeler. Uzay yolculuğuna yatırım yapan onlar. Onlar gezegeni istemiyorlar. Sahip oldukları tüm o parayla, buradaki tüm o sorunları istemediklerini farkediyorlar. Neden? Neden? Böylece birçoğu, dünya kadar parası olabileceğini, ama yine de olan biten birçok şeye katlanmak zorunda kaldığını farkediyor. Aslında paralarını kullanıp – ve bu bir gerçektir – bu yerden (dünyadan) çıkıp gidebilmek amacıyla uzaylılarla bağlantı kurmaya para harcayan zenginlerden oluşan gruplar var. Ve konuştukları şey… her türlü başka beklentilere sahipler – sonsuz (ebedi) hayat ve uzaylı seksi ve tüm o diğer şeyler. Onlar paralarını ET araştırmalarına harcıyorlar. Şimdi, ben bir ara onlara uğrayıp ET’ler hakkında gerçekten bir iki şey söylemek isterdim, ama eğlensinler diye bırakacağız.

Her neyse, bu gezegende çok şey oluyor, bir dolu enerji, ve bunu bir süre daha göreceksiniz. Büyük değişim, ona her ne demek istiyorsanız. Hatırlayın – ve bunun altını çizmem gerekiyor, onun altını 10 kez çizmek istiyorum – bu sizinle ilgili değil. Ne kadarının sizinle ilgili olduğunu düşündüğünüz, tutunmaya çalışıp da sizinmiş gibi davrandığınız, umurumda değil, bu sizinle ilgili değil. Gerçekten değil. Hayır.

Bir yanınız bunun bir çoğunu üstüne alıyor. Bu… Siz büyük bir enerji alıcısı ve vericisisiniz. Siz psişik bir alıcısınız. Dışarda olan biten şeyleri alıyor ve kendinizinmiş gibi üstleniyorsunuz. Onu kamufle ediyorsunuz. Sanki onu yeniden inşa ediyorsunuz. O kişisel bir duygusal sorunmuş gibi davranasınız diye, size ait bir bolluk sorunu ya da ilişki sorunuymuş gibi davranasınız diye ona kılıf geçiriyorsunuz. Oysa değildir. Bunu kaç kez söylememiz gerekti? Birçok kez, çünkü hâlâ şöyle düşünmeye devam ediyorsunuz, “Eh, Adamus herhalde Timothy’e konuşuyordu, bana değil. Adamus diğer herkese konuşuyor olmalı, çünkü benim bu sorunlarım hâlâ var.”  Onlar size ait değil.

Bir düzeyde çok hassas varlıklarsınız, neler olduğunu hissediyorsunuz, ama size ulaştığında onu çevirip kendinize aitmiş gibi davranıyorsunuz. Bazılarınız hâlâ şu teoriyle iş görüyor, ‘insanın sorunları olmasaydı kim olurdu ki.’ Gerçekten. Sorunlar – önünüze serdiğiniz, her sabah uyandığınızda ve her gece yatağa girerken takıldığınız o problem paketleri – size canlı olduğunuzu hatırlatıyor, beyninize uğraşacak malzeme sağlıyor. Size duygu ve dramlar sağlıyor. Ha, ve biliyorum, bir yanınız lanet edip küfrediyor ve “Bu sorunların üstesinden gelmek istiyorum” diyor, ve lütfen şimdi bana tükürmeyin, ama siz onları istiyor olmalısınız, yoksa orada olmazlardı. Gerçekten. Gerçekten. Eğer o sorunları gerçekten istemiyor olsaydınız, onlar da orada olmazlardı. Ve bunu geçen yıl da söyledim, ondan önceki yıl da söyledim…

Yukardaki şeyleri hep söylüyorum ama belki semavi(!) birinden duymak daha etkili olur. Teşekkürler Adamus 🙂

Ha bakın bütün hikaye 2 dakikalık bi çocuk videosuna sığıyor:

http://www.youtube.com/watch?v=QsCUCtlOdW4&feature=share

Gülelim diye değil, Osmanlı takkesini çıkarıp düşünelim diye…

Kandan değil frekanstan kardeşiz.


Kendini tanımak

İnsan oldu olalı dünyada kendini tanımak için binlerce metod icad edildi, bunların bazısı zamanları aşabildi, bazıları aşamadı; revizyona uğradı, sentezlendi isim değiştirdi. Ortak noktaları kendini tanıman için olduklarıydı ve hala öyledir.

**

Oysa kendini tanımak, çevrende olan yakından-uzaktan tüm insanlardan (aynalar) sana her an tüm acımasızlığı ve sevecenliğiyle yansıyor. Bunu görmek istemiyoruz evet ne yapalım, o halde kendini tanıma metodlarını kullanmaya devam ediyoruz.

**

Bu metotlardan en son tanıştığım birisi; Human Design sistemi, tıpkı zamana yayılmış diğer farklı yöntemler gibi amacı, kendimizle en başından tanışıp, bizi olduğumuz kişiden sorumlu, tatmin olmuş ve hoşnut kılmaktır.
Yaşam Tasarımınıza ulaştığınız anda, hem bireysel(parçacık) hem de birleşik (dalga) yanınıza dair bir genişleme hissine sahip olabilirsiniz. Şüphesiz bu sistem hiçbir şekilde bir sihirli değnek değildir. Çünkü sihirli değnek sizsiniz! Bu sistem, uzun bin yıllar boyunca unutmuş olduğunuz bu gizemli parlaklığınızı size hatırlatmak için bir aracıdır yalnızca.

**

Yaşayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur.

der Feynman

**

“nihai bir bilgi” olmadığı için, ona sahip olma beklentisi ve ihtirasının ancak yıkıcı bir faaliyet olacağını söyleyebiliriz.

Bilinmezden parçalar koparma çabaları, zevkli bir süreç, meraklı bir çocuğun oyunları olabilecektir ancak ve bu yaşamak için pekaladır.

**

Yalandan uzak durmak iyidir der gelenek (pek uyulmasa da),

Oysa biraz daha derine dalıp; kişileri yalana teşvik eden edimlerimizden ne kadar uzak durursak o kadar iyi diyelim biz.

**

Kendini, kökünü körlemesine değil tanıyarak bilmek ve sevmek gerektir. Ancak bundan sonradır ki, sevgi (anlayış/dikkat) çemberiniz genişler.

**

Geçmişe gidip de onun her bir parçasının kilidini açtığınızda, şimdiki zaman değişir. Olası geleceğiniz değişir. Herşey değişir.

**

İnce bir ayrıntı/ bir yerlerde /genelleştirme kurbanı /sıfırla bir arasında /fuzzy fuzzy /kabarmış!/Sa-13.12.03

**

Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden akıl seviyesini anlarsın.(nerden olduğu belirsiz bi alıntı)

—

Eğer herşeyi bitirdiğimizden, olgunlaşmış meyve gibi yere düşmüşlüğümüzden dönse idik bilinmeze bu harika olurdu ama öyle değiliz henüz. (Dişi Bilinç, BİZ bilinçliliğidir.)

**

Herşey, “insan” olma sürecini basarıyla geçecek olan kahramanımız Basat’ın, problemle tanısıp yüzlesmeye karar verdiği an baslamaktadır.

**

Kendini yalnızca kendinle kıyasla, önce bir tohum olduğundan başla örneğin.

**

Pinealime dokunma!

Floridin pineal bezini kireçlendirdiği doğru mu?

Eğer doğruysa (ki tıp biilgisinden yoksun olduğuma göre sezgilerime güvenmek durumundayım ve bana makul görünüyor!) bu durum dünyadaki pek çok şeyi açıklar!

Pineal bezi ne işe yarar?

*Pineal bez, görme sisteminin bir uç organı olarak ritmik ışık mesajının organizmadaki her organa iletilmesi işlevini görür.(GÖRME!)

*Pineal bezle immün sistem arasında anatomik ve fizyolojik bir ilişki söz konusudur. (BÜYÜME-gençlik ve DAYANIKLILIK)

*Pineal bezin erken yaşlarda harap edilmesi humoral ve hücresel immün yanıtların gelişmesini durdurur. Pinealin immün düzenleyici aktivitesi şu anki bilgilerimize göre büyük oranda melatonine bağlıdır.

*Melatoninin özellikle yaşlanmaya bağlı immün yetersizliklerde de immün yanıtı arttırıcı etkisi bilinmektedir. Pineal bez ve ürünlerinin doğrudan
veya dolaylı olarak yaşlanmayı geciktirebildikleri veya yaşlanmayla birlikte seyreden hastalıkları önleyebildikleri gösterilmiştir. Bu bulgulardan dolayı da melatonine “yaşlanma karşıtı hormon” veya “juvenil hormon” adlarıda
verilmiştir. Yaşlanma, bu teoriye göre, pineal bezin yaşlanmasına bağlı serotoninden melatonin sentezinin ve melatonin/serotonin oranının azalması sonucu ikincil olarak gelişen bir sendrom olarak da tanımlanabilmektedir.

Melatoninin vücuttaki etkileri:

  • Melatonin uyku getirir,uyumamızı sağlar.
  • Ergenlik hareketini başlatır,büyümeyi sağlar.
  • Üreme üzerinde etkisi vardır.
  • Vücut ısısında azalmaya yol açar.
  • Antioksidan etkisi vardır.

Melatoninin karanlıkta salgılandığı biliniyor ve son zamanlarda uyku ve rüyayla ilşkilendirilen yazılar görüyoruz. Bir iddiaya göre, gündüz olmasına rağmen kişinin pineal bezi hala melatonin salgılıyorsa, bu durum kişide depresyon etkisi yapabilirmiş.

Bu kısa tanıtımdan sonra yeniden Floride, yani ana konumuza dönelim.

Florid nelerde var?

En çok:

1. İçme suyunda (Ki içmesek bile her yediğimiz şeyi orada yıkıyoruz, onunlla yıkanıp yemek pişiriyoruz!)

  1. Çayda var!

Eh işte geldik zurnanın zırt dediği yere.

Çay nerenin içeceği olarak bilinir? Doğu ülkelerinin! Ülkemizde en çok içilen içki olma ünvanı var! Hem de musluk suyuyla yapılanı pek bi daha güzel olur! Oy oy oy… Her köşe başında, anadoluyu karış karış kaplamış, içinde kahve içilmeyen –çünkü sadece çay içilir)- kahvehanelerimizi bi düşünün dostlarım! (Köy erkekleri hakkında söylediğim incitici olabilecek tüm laflarımı geri alıyorum)

Nazi Almanyasında yapılan deneylerde floridin beynin belli bir bölgesini uyuşturduğu ve bireyin direnme gücünü kırdığı tespit edilmiş!

Benim anladığım kadarıyla FLORİD, askere verilen ŞAP mahiyetinde bi şey.

Beyni uyandıran, odaklanma becerisini artırdığı söylenen tüm maddeler yasak (Kahve, tütün, psikedelik maddeler vs). Eh güzel, ben ne diyeyim. Birden bire gözümün önünden bi esrar perdesi kalkıverdi!

Bana şöyle geliyor, Pineal kireçlenmesi=dualitik görüş=ikili DNAsarmalı

Üçüncü gözü (hatta 12 ye kadar gider inşallah) açmak için yeni bir kampanya öneriyorum, slogan için önerilerinizi beklerim. Şu an benim aklıma gelen:

Pinealime dokunma!

Be the artist of your own life…

Dear friends,

You don’t need a paintbrush to be creative. Your own unique perspective is your brush.

You don’t need an instrument to be creative. Your body-mind is your instrument.

You don’t need a canvas to be creative. Your friends, family, and relationships are your canvas.

You don’t need a masterpiece or grand theory to be creative. Your life is your masterpiece.

In other words, you don’t need to be an artist to be creative. You just need to be someone who truly wants to awaken to the sublime beauty of this and every moment. We are all evolutionary artists, regardless of our particular skills or talents or styles of self-expression.

Because in the end, life is not about finding yourself.

It’s about creating yourself.

This is the primary intention of this year’s Integral Spiritual Experience event—to gather as many integral souls as we possibly can under a single roof, where together we can discover and explore our deepest creative and spiritual potentials. After all, as Carl Sagan reminds us, “if you want to make an apple pie from scratch, you must first create the universe.”