“Gerçek” alem var mı? Aramakla bulunur mu?

İki sene önce yazmışım bu notu, kalmış öyle kenarda 🙂

Gerçek alem arayışı, her zaman oyun üste oyun diye tarif edebileceğim sonsuz döngüler arasına sıkışmaktan başka bişeye varmaz bence. (Toltec’lerin eski büyücülerinin düştüğü durum buna benzer) Sebebi de gayet basit; gerçek alemi algılayan bir BEN varsayımından hareket ediliyor! Bu, insanın kendine karşı bir oyun kazanması kadar imkansız bir durum (buradaki imkansızlık öylesine kesin ki benim açımdan DJ’nin “bilinemeyen” tanımındaki bilişe eş!
Çok eski bir düşünme pratiğimde şöyle demiş olduğumu hatırlıyorum: siz gidilecek gerçek alemi aramıyorsunuz, BENinizi götürecek yeni bi yer arıyorsunuz!”
Bu sadece oyun üstü oyun olacaktır, başka bi şehre ya da eve taşınmak gibi bişey.
Benim kendi savaşım, gerçek alemi aramanın çoktan dışına düştü! Yapabileceğimin, sadece bir savaşçı gibi yaşayıp gerisine kafa yormama olduğu sonucuna vardım. Bir sonraki adımı merak etmiyorum, bana ne?! Herşeyi ve hiçbişeyi beklerken zevkli uğraşlar edinme halindeyim.

**

“Işık hızında olma” kavramını ben çoğu kez, eylemi yaptığımız anda tam bilinçli olmak, eylemin tüm bağlantılarını biliyor olmak diye tarif etmiştim.(bozon vs tam sipinli varlıkların alanı)
Farkındalığı ise, eylemi gerçekleştirdiğimiz an ile onun tüm vechelerini bildiğimiz an arasındaki zaman aralığı olarak tarif ediyorum. Bu aralık kısaldıkça farkındalık ışığı artmaktadır, çünkü ışık hızına yaklaşılmaktadır.
Salınımcıların (takyon evreni)dünyasında olmak sanırım sürprizlere pek yer bırakmıyor.

İkilem ve yine seçim

Mevcudiyetinizi, bilincinizi hissetmek, onunla oyuncul olmak için mükemmel bir soru, aynı ikileme düşeceksiniz: Onu uyduruyor musunuz yoksa gerçek mi?

Onu burada küçük bir oyun olarak mı kuruyorsunuz, yoksa gerçekten olan bir şey mi? Bunun yanıtı, neyi seçiyorsunuz’dur. Neyi seçiyorsunuz? Onun gerçek olmasını mı seçiyorsunuz, yoksa zihnin o uyduruluyormuş gibi davranmasını mı seçiyorsunuz? O kararı, o seçimi, yalnızca saf bilincin, ve sizin, farkındalığınızın, ve sadece sizin yapabileceğiniz nokta (yer) budur. O seçim kafadan ya da bedenden gelmez. Sizden gelir. Onun gerçek olması için kendinize izin verecek misiniz?

Diyeceğim ki, şu anda her birinizin gerçekten yüzleştiği en büyük sorun budur. Siz az çok şu… hemen ucundasınız – güzel bir ev edinmenin ucunda, farkındalık edinmenin ucunda, her ikisine de sahip olmanın ucunda – ve sonra duruyorsunuz, ve zihin devreye girerek diyor ki, “Bu gerçek mi?” Zihin savunma rolüne bürünüyor, ve zihin ayrıca o eski değersiz kasetleri de çalıyor, o eski programlanmaları. İşte o noktada sizin, mevcudiyetinizin, bilincinizin öne çıkıp, “Zihin, bundan sonrasını ben ele alıyorum. Bundan sonrasını ben ele alıyorum” demesi gerekiyor.

Bu tür meydan okumalardan herhangi biriyle karşılaştığınızda ve doğru seçimi yapıyor musunuz, doğru şeyi yapıyor musunuz, doğru işin peşinde misiniz diye ya da benzer şeyleri merak ettiğinizde, bu belli bir korku, kuşku ve belirsizlik düzeyi ile karşılacaktır.

Ve işte o zaman derin bir nefes almak ve kendinize tüm yaratımlarda herşeyin yolunda olduğunu söylemek zamanıdır.

**

Ben daha kestirmeden gideceğim ve şöyle diyeceğim: “Ne fark eder?“

Uyduruyorsam(ve bu sebeple gerçek oluşuyorsa) veya olacağı seziyorsam(gerçek dışımda oluşuyor ancak ben onu bi şekilde seziyorsam), ne fark eder?

Sonuca bakın frekans kardeşlerim, bu iki şeyden birinin doğru olup olmadığını anlamak için ZİHİNin size hazırladığı tuzağa düşmeyin. O gerçekten çocukça bir tuzak! Sonuca bakın:)

Sonuç şudur; ben gerçeğin ta kendisiyim

Dönüşüm-değişim zamanı

Borsaların, bankaların, diktatörlüklerin ve her konudaki sahteliğin yıkılma vakti geldi. Gezegensel temizlenme süreci. Yapacak bişey yok.

**

Sizin olduğunu düşünerek bir sorunu üstlendiğinizde, onunla güreştiğinizde, ve en sonunda yeni bir anlayışa ya da yeni bir farkındalığa geldiğinizde, bunun kitle bilinci üzerinde, dünyanın geri kalanı üzerinde parlak bir etkisi olur.

**

İsteseydiniz şu anda yediğinizin yarısıyla idare edebilirdiniz. (Bu kadar yemek) zorunda değilsiniz.  Yarısıyla yaşabilirdiniz. Bu, kilo vermekle ilgili değildir; bedeninizi uyumlamakla ilgilidir. Onun artık o miktarlara ihtiyacı yok. Aslına bakarsanız, bazı günler fazla yediğinizde sanki ağrı sızı yaptığını farkettiniz mi? Çünkü bedeniniz daha duyarlı hale geliyor.

**

TİTREŞİMLERLE 3 BOYUTLU NESNELERİ OLUŞTURUP VARMIŞÇASINA DOKUNABİLMEK…İnanılmaz ama Japon bilimadamları bunu başardı. Bilgisayar ekranında tasarlanan nesneyi ultrasonik ses dalgaları üzerinde oluşturuyorlar. Elinizi uzatıp dokunmak istediğinizde şaşırıyorsunuz, sanki görünmez şekilde nesne orada.

Ses aslında dalgalardan oluşur. Bu dalgaların genlikleri ve frekansı vardır. Ses arka arkaya gelen titreşimleri taşır…

**

Kandan değil frekanstan kardeşiz.

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabildim.

**

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik,

Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.

Sersemliği yüzünden bilgisizlerin,

Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.”

**

Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

**

Bir kişi için dünyaca ünlü ol, Kendini tamamlanmış (tatmin olmuş) hissetmen için gerekli olanın hepsi bu. Tek bir tanık yeter de artar!

**

Hedeflerden kurtul. Hedefler genelde zihinseldir ve eski deneyimlere dayanırlar, üstelik her zaman da çok, çok kısıtlayıcıdırlar.

**

Bu dünyaya, insanlara bağımlı bir bebek olarak geliyorsun. Güruhun kolektif zihnine olan bağımlılığı bırakmak çok, çok zordur. Sen sadece eski dünyayla yeni dünya arasında gidip geliyorsun. Yeni dünya “Bedenine güven, hislere güven”der.” Eski dünya ise “Bana en iyi hisleri şu senaryo sağlayacak” der. Seçim Sizin!

Eski dünya sizi kandırmak için Secret‘i kullanabilir 🙂

**

Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir.

Yazının bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

**

Kısaca gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

**

Sürekli büyüme içindeysek yani olgunlaşma içindeysek ve bunu yaparken kendimizi ve çevremizdekileri kasmadan, sevinçli heyecanlı bi oyun olarak yaşayabiliyorsak bu süreci, ne mutlu bizlere 🙂

Zihnin Ötesi

Enerji savaşının insanlığın çoğu için gerçekte meydana geldiği yer, zihindir. Zihin. O ille de büyük savaş meydanlarında olmuyor; zihinde oluyor.

İnsanlık, içinde bulunduğu, uzun zamandır içinde bulunduğu zihinsellik çağından çıktığı muazzam bir evrimden geçiyor. Gerçi (süre) tartışılır, ama nereden baksanız 800 ila 2.000 yıldır çok zihinsel bir dönemdeydi. Bunun ötesine geçiyor, ve kendi kişisel deneyiminizden bildiğiniz gibi, bu zorlu (bir süreçtir). Kendi zihninden nasıl çıkarsın? Zihnin, enerjiyi kontrol eden ve yöneten ve tüketen o şeyin, muazzam miktarlarda enerji talep eden ve tüketen o birimin, zihnin ötesine nasıl geçersiniz? Bedenin değil, zihnin.

Kitle bilinci şu anda bundan geçiyor. Öyle hemen durulmayacak, ama er ya da geç kitle bilinci zihnin ötesine evrimleşecek. Siz bunu şu anda yapıyorsunuz. Bir süredir yapıyordunuz.

Zihnin ötesine girdiğinizde… zihnin ötesinde ne var? Zihnin ötesinde ne var? Bağıra çağıra söyleyin.

Farkındalık ve bilinç hepsi zihnin ötesindedir. Sezgi. Artık şeyler hakkında düşünmeniz gerekmez, onları sadece bilirsiniz. Artık denemeniz ya da gayret etmeniz gerekmez.

Şimdi, bununla kastettiğim, şeyleri anlamaya çalışmaktan vazgeçmenizdir. Şeyleri organize edip planlamaktan vazgeçin. Gayret etmekten vazgeçin. Şimdi, bu, yataktan çıkmayacaksınız anlamına gelmiyor, tabii istemiyorsanız başka. Ama ona karşı itmekten vazgeçin. Şu zihinsel eylemi (aktiviteyi) durdurun.

Dırdır eden o kuşku içinize girdiğinde, beyin enerjisi tüketimi devreye girdiğinde, o oyunu oynamayın. Sadece derin bir nefes alın, “Farketmez” (deyin) ve devam edin. Kendi enerji düzeyinizdeki farkı farkedin, ama daha da önemlisi, gayret etmekten vazgeçtiğinizde meydana gelen sonuçtaki farkı farkedin. Onu anlamaya çalışmaktan vazgeçtiğinizde, oldurmaya çalışmaktan vazgeçtiğinizde, onunla ilgili kaygılanmaktan vazgeçtiğinizde, onu ittirmeye çalışmaktan vazgeçtiğinizde (meydana gelen sonuçtaki farkı farkedin). Eğer şurada (kafa) gerginlik oluyorsa, bilin ki bir gayret içindesiniz. O zaman derin bir nefes alır ve gayret etmekten vazgeçersiniz.

Ha, bu muazzam bir güven gerektirir, ama bu iyi bir şeydir. Eğlenceli bir şeydir. Bir gün. Ve kendinize bir iyilik yapın ve ertesi gün neler farkettiğinizi, neler algıladığınızı, olduysa eğer aydınlanmanız neydi, onunla (aydınlanmanızla) ilgili, gayret gösterilmeyen bir gün hakkında yazın.

Siz bilinçsiniz; enerji değilsiniz. Siz farkında oldukça, mevcudiyetinizin bilincine geldikçe, enerji de doğal olarak yerine oturur ve sizin için çalışmaya başlar, tümüyle verimli bir şekilde.

Bilinç farkındalıktır, olmakta olan her türlü farklı şeyin farkındalığı. Sonuçta bilinç, sizin hemen burada, hemen şimdiki mevcudiyetinizle, şu anki mevcudiyetinizle ilgilidir.

**

Tam yedi yıl önce Oyun Kuramı ve BKÖ’yü yazdığım-ız (çoğul kullanmak durumundayım çünkü o bir akıntıydı, kendime mal etmek istemem) sırada bana hakim olan sözcük işte buydu: FARK ETMEZ! Sonraları Oyun Kuramını çözümlemeye çalıştığımız yüzlerce yazı ve sohbette yine bu sihirli sözcüğü andık.
Hatta hayatımıza girdi tattık, kokladık.

Zihin ve diğer bu şeyler konusunda yazdığım uzun bir deneme yazısı var: Eski/Yeni Dünya üzerine düşün pratikleri, vaktiniz olursa bi göz atabilirsiniz. Orada gerçekten de epeyce bağlantı üzerinde durmuşum.

Bütün bu gizemi anlatmaya çalışan frekans kardeşlerimiz Tobias ve Adamus’a sevgi ve selamlar olsun.

Bilinç Nedir?

Bilinç farkındalıktır, ama daha özlü, saflaştırılmış biçimde (söyleyecek olursak), bilinç sizin varoluşunuz, mevcudiyetinizdir.  Bu, Şimdi ânında olmaktan biraz farklıdır. Gerçi çok benzerdir, onlar kuzen gibidirler, ama o sizin mevcudiyetinizdir. Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

Bilinciniz, duyusal, zihinsel ve sezgisel farkındalığınızdır. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve şimdi tek tek her birinize soracağım soru şu: Ne kadar mevcutsunuz? Ne kadar mevcutsunuz? Anda ne kadar gerçeksiniz? Ne kadar bilinçlisiniz?

Ben şimdi sizden, müzik olmadan, kelimeler olmadan, herhangi bir şey olmadan, ve şu vantilatör olmadan  kendi mevcudiyetinizi hissetmenizi, kendi mevcudiyetinizin farkında olmanızı isteyeceğim. Ve bunu yapmadan önce, beyninizden çıkın. Zihin yok. Beyin yok.

Sadece derin bir nefes alın…

Şu anda mevcudiyetiniz nedir? Başka bir yerlerde değil, hemen burada. Mevcudiyetiniz nedir?

Bazılarınız şimdi bu konuda zihinsel olmaya başladı. Bu şekilde eğitildiniz. İnsanlık şu anda bu şekilde, herşey zihinselleşiyor, yanıtı düşünmeye çalışıyorsunuz. İşe yaramayacaktır. Bazılarınız diyor ki, “En ufak bir fikrim yok.” Bu herhalde en iyi yanıt, çünkü en azından kendinizi ona açıyorsunuz.

Mevcudiyetiniz nedir? Bedeninde misin, sevgilim? Hayır. Hayır, değilsin. Zihninde misin? Bir dereceye kadar, evet. Tümüyle mevcut musun, Melek? Hayır. Hayır, ve bu pekâladır. En azından farkındasın, gördün mü? Ve onun yalınlığı ve güzelliği de budur işte.

Mevcut musunuz? Mevcudiyetiniz nedir? Duyularınız, fiziksel duyularınız yoluyla, hatta zihninizle farkında olmaya başladığınızda, zihin, “Ben mevcut muyum?” demeye başlar, ve sonra sezginiz aracılığıyla nihayet kendinizi daha mevcut hissetmeye başlarsınız. Çevrenizi daha fazla hissetmeye başlarsınız. Kendi mevcudiyetinizin daha çok farkında olacaksınız.

Ve mevcut olanı, burada olanı farkettiğiniz an, mevcut olmayanı anlamaya başlarsınız. Neyi geri tuttuğunuzu anlayacaksınız. İşte o zaman, sevgilim, bu tür farkındalıkları aşan saf bilinç haline erişirsiniz. O, Ben’im farkındalığı olur. Ben’im farkındalığı, ve “Ben mevcudum ve önemi olan tek şey bu. Ben o Ben’im, her bir kısım, her bir parça, Bilinç Bedeni, her veçhe, her düşünce, her his. Ben tümüyle farkındayım. Ben o Ben’im” gerçeği haline gelir.

Şimdi, benim sevgili dostlarım, siz şu anda bu döngünün içindesiniz. Bu evrimin içindesiniz. Bu bir sonraki evredesiniz. Ben burada durmuş bundan söz ediyor olayım ya da olmayayım, bu nasıl olsa olacaktı. Ama bunu tartışmakla, siz bunun bilincinde olmaya erişirsiniz. Farkındalığa erişirsiniz. Zihninizi bir derece tatmin eder; zihninizin bir başka parçasının ise kafası büsbütün karışır. Ama en azından şimdi anlıyorsunuz, “Bana olan bu.” Daha mevcut, daha bilinçli, daha farkında hale geliyorsunuz.

Bu önemli bir gerçek. Neden? Çünkü az önce de söyledim, Dünya üzerinde şu anda herşey enerji. Herşey enerji çatışmasıyla ilgili, ve bu, ışığa karşı karanlığı, negatife karşı pozitifi, enerji savaşlarını da kapsıyor. Bunun o son büyük savaşa benzediğini de söyleyebilirsiniz.

**

“En ufak bir fikrim yok.” yanıtı bizim BAK (Birleşik Alan Kullanımı) uygulamalarımız için gereken tek ritüeldir, katılanlar hatırlayacaklar: “Bilmiyorum Konumu“

Yukarıdaki yazıda tarif edilemeyeni tarif etmek için kendini paralayan Adamus frekans kardeşimize teşekkürler.