Ölçüyü tutturmak – SATÜRN TERAZİ’DE

 Satürn astrolojide en büyük öğretmen kabul edilir. Her şeyin gerçekliği ile ilgilidir. Kendimizi aslımıza uygun biçimde yapılandırma prensibini simgeler. Bu yapılandırma esnasında kendi sorumluluğumuzu üstlenmek, bazı seçimler yapmak, bu seçimler doğrultusunda somut adımlar atmak, engellere rağmen yolumuza devam etmek, sonra bu seçimlerin ve adımların sonuçlarıyla yüzleşmek, öğrenmek ve olgunlaşmak durumunda kalırız. Bu nedenle Satürn’e karmanın gezegeni denir. Yani ektiğimizi biçeriz. Satürn Yaşlı Bilge Adam’dır. Yaşantıladıklarımızdan öğrendiklerimizle olgunlaşırız, doğru zamanda doğru seçimleri yapabilecek hale geliriz.

 

Satürn aynı zamanda yokluğun, kısıtlanmanın gezegenidir. Bir diğer yüzüyle ölümdür, karanlıktır, depresyondur. Yanlış seçimler bizi bu hallere sürükler. Onun işaretinin çok vurgulandığı zamanlarda içinde bulunduğumuz yapının gerçekliği sınanır. Bütün teferruatlar silinir ve durumun gerçekliği ile baş başa kalırız. Bazen bazı şeyleri yitiririz. Bu kayıp bizi asıl olanla yüzleştirir. Bu yüzleşme hüzün yaratır. Hüznümüz bazen depresyona dönüşür. Depresyon, bir bakıma, yapılması gerekenlere direnci gösterir.  Satürn söz konusu olduğunda bu değişiklik bazen diz çökmeyi gerektirir, çünkü Satürn dizleri simgeler. Bazen ancak diz çöktükten sonra yeni adımlar atmak mümkün olur. Tüm bu nedenlerle Satürn genellikle zorlu zamanların temsilcisidir. Ancak Satürn’ün dersi tamamlanınca kazanılanlar bir daha asla yitirilmezler.

 

Satürn ve Terazi

Satürn bir burçta 2-2,5 yıl kalır. Bundan önce 2007 yılının Eylül’ünde Başak burcuna girmişti. Buradaki yolculuğu boyunca Başak’ın simgelediği konuları vurguladı. Ekonomik krizle de birleşen bu dönemde işsizlik, çalışma koşullarının kötülüğü, günlük hayatın düzeninin altüst oluşu ve son olarak domuz gribi Satürn Başak’tanın öne çıkan konuları oldu. Öte yandan sahte, şişirilmiş bütün yapılar çöktü ve herkes bileğine güvenmek zorunda kaldı. Yokluk insanlarda yaratıcılığı, sorunlara çözüm bulma kapasitesini geliştirdi. Savurganlık bitti, tasarruf yine yaratıcılığı geliştirdi. Az ile çok işler başarmak gerekti. Bunu yapabildiğini görmek, dış koşullardan ziyade kendine güvenmeyi sağladı.

 

Şimdi Satürn Terazi burcundaki yolculuğuna hazırlanıyor. Türkiye’nin doğum günü olan 29 Ekim’de Terazi’ye geçiyor, ancak Nisan-Temmuz aylarında tekrar Başak’a dönecek. 2010 Temmuz’undan sonra 2012 yılının Ekim ayına kadar Terazi’de kalacak.  

 

Terazi karşıtları uzlaştırmanın, işbirliğinin, paylaşmanın, denge ve uyum yaratmanın, öteki tarafın ya da insanın farkına varmanın, onu desteklemenin ve karşıtlar arasında arabuluculuk yapmanın burcudur. Satürn Terazi’ye girince bu konularda ne kadar gerçekçi olunduğu sınanır. Barışı simgeleyen Terazi’deki Satürn, barış niyetlerinin ne kadar dürüst ve gerçekçi oluşu ile yakından ilgilidir.

 

Ortaklıklarda ve ilişkilerde yaşanan deneyimler kanalıyla olgunlaşılır. İnsanın bağlanma, taaahütte bulunma kapasitesi sınanır. Verip alma arasındaki dengesizlikler su yüzeyine çıkar ve bazı adımlar atılması gerekir. Sağlam temellere oturan ortaklıklarda sorunları aşma gücü vardır, ancak zar zor ayakta tutulan ilişkilerin bu sınavlara dayanabilmesi zordur. Bu güne kadar bağlanmaktan kaçanlar koşulların dayatması ile taahütte bulunmak durumunda kalabilirler. Tek başına hareket etmesi gerekirken ortaklıkların arkasına saklananlar yalnız kalabilirler.

 

Terazi burcu hakkı, adaleti simgelediği için Satürn hakların eşit dağılımı konusunda adım atılmasını dayatır. Eşitsizliklerde ciddi sorunlar ve kopuşlar yaşanır.

 

Kişinin özel, iş veya toplumsal yaşamında işbirliği yapmayı, öteki insanların isteklerine saygı duymayı öğrenmesi gerekir. İşbirliğinin, karşılıklı uzlaşının ve hakkaniyetin önemi iyice ortaya çıkar.

 

Tüm bu açıklamalardan sonra Satürn’ün Terazi’deki yolculuğunun ülkeler ve insanlar arasında, iş ortaklıklarında, evliliklerde ciddi bir sınavı simgelediğini anlamak çok kolay. Bu sınavı geçebilen ortaklıklar daha da güçlenecekler, ancak uzun süredir sorun yaşayan ve bu sorunu çözmek için somut adımlar atmayanlar sorunlarla karşılaşacaklar. Dolayısıyla bu dönemde uzlaşı umutlarının, ortaklıkların sona erdiğini, boşanmaların arttığını görebiliriz. Öte yandan işbirliği yapmak, ortaklıklara girmek durumunda olup da bir süredir bundan kaçınanlar, nihayet bunun gerekliliğini düşünmeye başlayabilirler.

 

Bundan önce Satürn 1980 yılının Ekim’i ile 1982’nin Kasım’ı arasında Terazi’deydi. O dönemde başlayan bir döngü artık sona ermek üzere. Bir sayfa kapanıp yeni bir sayfa açılmak üzere. Dolayısıyla doğru değerlendirmeler yapılarak uygun adımların atılması gerekiyor. Aslında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda da Satürn Terazi’deydi. Yani önümüzdeki dönemde Türkiye bir Satürn döngüsü deneyimleyecek. Başlangıçtaki hak, adalet ve eşitlik sorunları çözülmek üzere tekrar öne çıkacak.

 

Türkiye’de Satürn-Terazi

Satürn Terazi’deki yolculuğuna Türkiye’nin doğum haritasında vatanı simgeleyen evde başladı. Burada özellikle içteki çatışmaları simgeleyen Mars bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda Mars çeşitli gökyüzü hareketleri ile sık sık tetiklenecek. Bu tetiklenmeler daha önce hiç deneyimlenmemiş tetiklenmeler ve derin dönüşümlere işaret ediyorlar. Özetle şunu söylemek hiç de yanlış olmaz, bu hareketler sona erdikten sonra Türkiye bir daha asla aynı Türkiye olmayacak. Ya içinde uzlaşıyı, barışı sağlamış, kökleri sağlamlaşmış bir Türkiye olacak, ya da uzlaşı sağlanamadığı için iç sorunlara gömülmüş, belki de sınırları (Satürn) yeniden belirlenecek bir Türkiye olacak. Dolayısıyla tek tek bütün ülke vatandaşlarına uzlaşıyı sağlayacak yaklaşımlar sergileme sorumluluğu düşüyor.

 

 

 

“Barış zorla muhafaza edilemez; sadece anlayışlılıkla başarılır.”

Albert Einstein

Barış İlhan

http://www.barisilhan.com/Saturn-Terazide.htm

 

 

“Ağaç Düşün” dizisi

Dünya üzerinde oksijen kaynakları iki türlüdür.
1. Karasal kökenli ormanlar bitkiler
2. Denizde yaşayan algler, fitoplankterler

Görüldüğü gibi ağaç ve bitkiler insanların lehine bir ters dünya yaşamaktalar. Yani karbondioksit kullanıp oksijen salınan bir yapıya sahipler. Onlar bizim varlığımızın, biz de onların (karbondioksit saldığımız için) varlığının servis sunucularıyız. Bilmem hiç böyle düşünmüş müydünüz?

Ağaçlar ve biz, gece ve gündüz misali BİR-leşik-iz.

kokluagac-150x1501
Yani kendinize “alan” açmak için ağaç kestiğinizde, birçok hemcinsinizin hayat şansını budamış olursunuz. Evet biliyorum beş milyar yıl daha bu gezegende konukluk edebiliriz ne var ki, her kesilen ağaçla konukluk süremiz azalıyor hem de süratle azalıyor.

“Ağaç düşün” yolculuğumda bana refakat etmek isteyenler olursa hiç çekinmeden katılın bana, deneyimlerinizi, bilginizi, hayal ve vizyonlarınızı dünyaya açılan pencerelerden biri olan bu sayfalardan paylaşın.

-devam edecek-

Ağaçlar dizisi

Halen yaşamakta olduğumuz OYUN’u yani yaşamı olanaklı kılan bilge dostumuz ağaçlar için yüreğimden bir sevgi seli boşanıyor. Ben de onlarla ilgili düşünerek bu nezaketlerine teşekkür etmeye karar verdim. Düşünürken neler çıkacak yolumuza şimdilik bilmiyorum 🙂

Ben yol hazırlığı yaparken siz de Budistlerin ağaçlarla ilişkisini anlatan şu haberi okumak istersiniz belki:

Tayland’daki çoğu ormanın aksine, bu ülkenin ormanlarında yer alan yüzlerce Budist manastırını çevreleyen ağaçlıklı alanlar hâlâ ayakta duruyor. Bu konuda manastırdaki keşişler her türlü övgüyü hak ediyor. Ağaçlara doladıkları safran sarısı yaldızlı bez şeritler, ağaçların kesilmesini önlüyor. Böylece ağaçlar Tayland’ın filleri ve diğer yabanıl hayvanlar için birer sığınak oluşturuyor ve küçük kümeler halindeki yaşam alanlarının korunmasına yardımcı oluyor.

Ülkedeki biyolojik çeşitlilik sığınaklarını korumak amacıyla 1989’da Tayland hükümeti tarafından ağaç kesimine yasak getirilmesine karşın, ücra bölgelerde bu yasağa uyulmuyor ve orman tahribatı sürüyor. Bir süre önce bazı keşişler ülkenin tehdit altındaki ormanlarında ağaçları kutsamaya başladı. Kutsanan ağaçların gerçek keşiş sayılması nedeniyle, kaçak tomrukçular dahi bunlara balta indirmekten çekiniyor.

Kutsanmış ağaçlar, Budist folklorunun ve Tay mitolojisinin ana figürlerinden biri olan kutsal Asya filleri için önemli yaşam alanlarını koruyan tapınak ormanları oluşturuyor. Budist inanışa göre, Buda’nın doğumundan önceki gece, annesi rüyasında lotus taşıyan bir beyaz fil görmüş. Aslından saf beyaz değil, soluk tenli bu fillerden birine dokunmanın, Budistlerin aydınlanmaya ulaşmasına yardımcı olabileceğine inanılıyor. Bir beyaz fil bulunduğunda, kral bir fermanla ona kraliyet fili ünvanı verir; çünkü krallığa şans ve refah getireceğine inanılır. Tayland Fil Koruma Merkezi’ndeki Kraliyet Fil Evi’nde tutulan altı kraliyet beyaz fili var.

Ormanlardaki keşişlere göre, Budist öğretiler “derin ekoloji”ye ilişkin çevreci ilkeyle bütünlük içinde. Her ikisi de ekoloji ile tinselliği birleştiriyor; karşılıklı ilişkiyi ve tekliği vurguluyorlar. Her ikisi de her türlü yaşam biçimine duyulması gereken saygıyı özendiriyor. Bu benzerlikler ve filin dinsel ve tarihsel önemi göz önüne alındığında, keşişlerin ormanları koruma yönündeki çağrıları hiç şaşırtıcı değil. Halkın yüzde 95’inin Budist olduğu bir ülkede, keşişlerin ikna gücüne de şaşmamak gerek.

http://agaclar.net/forum/showthread.php?t=722

Not: Geçenlerde uğranılan sel felaketinden hemen bikaç gün önce bir yazı yayınlamıştım; İstanbul’da çöp dökme alanı açmak için ellibin meşenin kesildiği ile ilgili bir haberdi ve adeta yalvararak bu haberi biri yalanlasın demiştim. Daha sonra neden böylesine yakardığımı da anladım; çünkü yazının başlığını şöyle koymuşum: “Ellibin kere hesap sormalı!”

Bilinçsiz sibelin içinde bazı şeyleri sezen biri var sanırım ve ben ondan bazen hafifçe haberli olabiliyorum.

Yeryüzünün Birleşim Noktası

“Ustamın bana verdiği iş ve nagual olarak benim görevim, yeni başlayan dönem için, yeryüzünün birleşim noktasının yerini değiştirmek.(Yeni Dünya)”

“Bu iş böyledir. Böyle bi şeye katılmak için deli olmak gerekir ve bunu yapmanın olanaklı olduğuna inanmak için daha da deli olmak gerekir.”

Ona böylesi bir meydan okumayı bir insanın nasıl düşünebildiğini sordum.

“Kendi hareketli birimine sahip olan öteki dünyaya-inorganik varlıklara- benzer biçimde yeryüzü de kendi hareketli birimine sahip ve bu biziz. Yeryüzünün çocuklarıyız. Kâfi sayıda savaşçının ( Kritik kütle) birleşim noktasının hareketi, çağın kipliğini (*) değiştirebilir, yani benim üstünde çalıştığım şey de bu.”

“Bu olağanüstü, çünkü bir kez sabitlenince, insanlık öteki dünyaya gitmenin bir fırsatını yakalayacak ve erkek-kadın insanların çoğu bilinçlenecek (yüzüncü maymun fenomeni). Geleceğin görücüleri için meydan okuma; çok doğal bir biçimde, herhangi bir anda dönebileceğimiz, yeni bir merkez, gezegenin düzenli bir konumu haline gelene, orada sabitlenene kadar, gerektiği kadar uzun bir zaman süresince bu odaklanmayı yerinde tutmak olacak.”

“Yeryüzü dikkatinin yeniden odaklanması, birçok nagual kuşağının müşterek bir eyleminin ürünüdür. Yeni görücüler onu bir olanak gibi tahayyül etmiş ve onun Kural’a ait olduğunu keşfetmişlerdi. Niyetleriyle onu kuluçkaya yatırdılar ve bu işe adanma zamanının şimdi olduğuna karar verdiler.”

 

Nagual ile karşılaşma-Armando Torres

Not: Parantez içlerindeki ifadeler bana ait.

(*)kip   İng. mode 

Birbirine karışmadan incelenebilen titreşim ya da devinim biçimlerinden her biri.

 BSTS / Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü 1978

ET kip: sıkı; bitişik; dar; boşluksuz, kalıp gibi oturan. || kip dutmak: bitişik ve sımsıkı tutmak || kipleşdirmek: sıkıştırmak

 Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

kiplik   İng. modality 

(Lat. modus = kip) : Varlığın ya da olayların varoluş biçimi, tarzı; bir şeyin nasıl var olduğu, nasıl olup bittiği,ya da nasıl düşünüldüğünün türlü biçimleri. // Kiplik kategorileri: Olanak, gerçeklik, zorunluluktur; buna karşılık olan yargılar da: belkili (problematik), yalın (assertorik), zorunlu (apodiktik) yargılardır.

 BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975

The Age Of Stupid

 “The Age Of Stupid” belgeseli hakkında

age-of-stupid

İklim değişikliği ve beraberinde getirdiği sorunlar hakkında bir belgesel film daha…

Filmi izlemeden önce isminden dolayı “acaba bir avuç elitin günahını bütün dünya halkına yüklemenin yollarını arayan bir belgesel daha mı” diye şüphelenmiştim. Ne yazık ki şüphelerimde yanılmış sayılmam. Filmin sonuna doğru acı bakla ağızdan çıkıyor. Ulus devletlerin egemenliğine son vermek amacıyla 20.yy’ın ortalarında kurulmuş bir teşkilat olan BM’nin iklim değişikliğine karşı Kyoto ile başlattığı küresel enerji kotası planı, kurtarıcı bir melekmiş gibi sunuluyor. Güya plana göre önce ABD, sonra Avrupa enerji tüketimini azaltırken gelişmemiş ülkeler artıracak, 2035′te mutlak eşitlik sağlanacak, 2065′e kadar son fosil yakıt kaynaklarını da kardeş kardeş paylaşacağız ve iklim değişikliğini de çözmüş olacağız. Çocuklara masallar… Dünyanın dört bir yanını silahlarıyla sarmış olmakla kalmayıp, gözümüzün önünde bu silahları ateşleyerek petrol kaynaklarını garantiye almaya çalışan ABD’nin, yalakası ve yardakçısı AB’nin bu plana nasıl razı olacağını biri bana izah etsin.

alıntı: http://cokus.wordpress.com/2009/09/28/the-age-of-stupid-belgeseli-hakkinda/

Alıntı kaynağında bu konuda alternatif yorumlar ve izahlar bulmak mümkün.