Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor!

İnsanlık gerçeğe odaklanmaktan hoşlanıyor, kendini gerçeğe demirlemekten hoşlanıyor. Diyor ki, “Bu böyledir.” Zihin buna bayılıyor. Aslında, siz ve varlığınızın diğer parçaları da bundan az çok hoşlanıyorsunuz.

Gerçek. Gerçek size, netlik, açıklık olduğunu düşündüğünüz şeyi veriyor, ama aslında size kısıtlamalar veriyor. Diyorsunuz ki, “Gerçek: güneş yarın doğacak.” Belki de doğmayacak. Aslında aranızdan birkaç kişi, az önce geldiğimde ve giriş konuşmamı yaptığımda, parlakça kendi kendine şöyle düşündü, “Hmmm, Adamus bugünün Pazar olduğunu söyledi, Kasımın 8’i dedi,” ve hangi yıl olduğunu söyledimse. Bu aslında gerçektir, bir yerlerde. Bir yerlerde dinlemekte olan Şambra için. Ve gerçek değildir, çünkü eksiktir. Eksik.

Eski Enerjiden Yeni’ye en büyük geçişlerden biri, gerçek olanın artık gerçek olmamasıdır. Kendinize güvenmedikçe, kendi enerji yönetiminiz üzerinde çalışmadıkça – Pakauwah kadar basit bir şeyle nasıl bağlantı kuracağınızı (bilmedikçe), bununla başa çıkmak zor olacaktır. Pakauwah’ınız yalnızca sizin hayal edilmiş – ya da gerçek – hayvan veçhenizdir.

Yani, gerçek kapıdan çıkıp gidiyor, ve siz tekrar ve tekrar ve tekrar bununla karşılaşacaksınız, ve bu zihninize meydan okuyacaktır, ve diyeceksiniz ki, “Ama bu gerçek,” şu zemin tahta. Ya da öyle mi? Bunun bir bölümü gerçektir. Herhangi bir şeyin bir bölümü gerçektir, tümüyle yalan olsa bile. Ve zihniniz şöyle demeye başlar, “Ama, ama…”  Ah, işte bu, derin bir nefes almak zamanıdır.

Zihniniz, kalıplara ve yapılara ve belli inanç sistemlerine programlanmıştır. Zihnin bu gelişim modelini, ve arkasında yatan yoğunluğu ve inancı alıp da, bunu kendinize ve ruhunuza uygulayabilseydiniz, olağanüstü olurdu – tabii, “Belli bir noktada bu çok yoğun inanç sisteminin ötesine genişlememe izin vereceğim” diyen bir şeyi işleme dahil ettiğiniz sürece. Zihin bir inanç sistemidir – çok yoğun, çok gerçek. Parlak bir iş (çıkardınız). Zihin öylesine akıllı ki, kendine inanan, kendine güvenen, ve aslında yalnızca kendini görebilmek için diğer herşeyi kapatan çok parlak bir veçhesini yaratmıştır.

Zihni yaratmak gibi parlak yaratım sırasında, onu kendinden özgürleştirecek o küçücük tetiği, o küçük donanımı da yaratmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz? Bunu yapmış olabileceğinizi düşünmüyor musunuz?

Bunu yaptınız. Bunu yaptınız. Orada bir tetik var. Orada, zihnin kendi kalıpları içerisinde, deyim yerindeyse, bir mekanizma var – yalnızca küçücük bir düğme, bir tuş, diyelim – ve zihni kendinden özgürleştiren o küçük düğmedir. Ama biliyor musunuz? Siz, bir patlamayla zihninizin ötesine geçmenize izin verecek bu mekanizmayı yaratacak kadar parlaktınız – ve ben “bir patlamayla” diyorum, çünkü öyle olacak. Aklınızla, zihninizle bağlantılı olan pek çok enerji var. Onu açtığınız zaman, patlayacaktır.

Ama bu mekanizmayı, bu salıverme mekanizmasını yaratacak kadar akıllıydınız – zihin gerçekten de çok akıllıdır, çünkü onu siz yarattınız – ve zihin dedi ki, “O düğmeye sakın ha basma!” (kahkahalar)

Böylece burada ilginç bir açmaz söz konusu. Onun orada olduğunu biliyorsunuz. Onu hissediyorsunuz. İnanç sistemlerinden, yapılardan özgürleşmenin orada olduğunu biliyorsunuz, ama kapısına bir nöbetçi koydunuz ve o nöbetçiye, ne olursa olsun, ona söylediğiniz hiçbir palavraya inanmamasını söylediniz. Bu yüzden, nöbetçisi olan o kapıya geldiğiniz zaman – ki bir ordu dolusu nöbetçi onu koruyor – gelip de “Hey, hmm, ben geldim. Gitmek zamanı,” dediğiniz zaman, size inanmayacaklardır.

Bu çok parlak bir oyundur, ama Tanrı kim? Nöbetçiler mi? Hayır… hayır, nöbetçiler değil. Sizsiniz. Tanrı sizsiniz. Yaratıcı sizsiniz. Kendi gerçekliğini seçebilenler sizsiniz. İstediğiniz her şeyi seçebilirsiniz. Her türlü programlamayı, her türlü inanç sistemini, şartlandırmayı, tekrarlanan her kalıbı, yalnızca bir nefes alarak ve kendinize güvenerek aşabilirsiniz. Nefesi almak kolaydır; kendine güvenmek, çok zordur – çok, çok zordur – ya da değildir. Ya da değildir.

Yeni Enerji’ye cesaretle girmeyi sürdürdüğünüzde, ki burada hepiniz için muazzam bir destek var, ama ona girmeye devam ettikçe, artık gerçeğin olmadığını göreceksiniz. Size fizik (kurallarıyla) ve bilimle ve tıpla ve mimarlıkla ve mühendislikle ve televizyonlarla – herşeyle – ilgili söylenenler artık (gerçek) değildir, çünkü siz, o her neyse, onun sadece bir yanını ya da bir potansiyelini görüyorsunuz, oysa çok daha fazlası vardır. Çok daha fazlası.

Bu gömlek size mavi gibi görünebilir, ama başka alemlerde gerçekten – buna başka alemlerden bakan gözler onu tümüyle farklı bir şey olarak görür. Nerede olduklarına ve ne yaptıklarına bağlı olarak ya hiç renk görmezler, yani insanın fiziksel doğasında tanımlandığı biçimiyle, ya da bu maviyi daha sarı tonlarında ve büyük bir olasılıkla da yeşil tonlarında görürler. Diğer alemlerdekiler renk görmezler – yani sizin gördüğünüz gibi görmezler – o zaman, bu mavi midir? Bir meleğe sorun. O size diyecektir ki, “Yok canım.” Herhalde turuncudur. Kim bilir? Üstüne üstlük, onlar için görmek zordur, çünkü onlar enerji kalıplarına (modellerine) bakarlar. Fiziksel gerçekliği görmezler.

Ben, bir meleğin fiziksel doğada var olabileceği ve görebileceği en yakın konumda bulunuyorum, çünkü Cauldre gözlerinin açık olmasına izin verdi. Yani ben şimdi yine de enerjilerinizi görebiliyorum ama, bu güzel yüzleri de görüyorum.

Böylece, tüm gerçek kayıp gitmeye başlayacaktır. Akıl eriyip gitmeye başlayacak ve siz zaman zaman kendinizi çaresiz ve aptal hissedeceksiniz. Randevularınızı kaçıracaksınız. (kahkahalar) Adları unutacaksınız. Ve birisi çıkıp size diyecek ki – ve siz de buna bir an için inanacaksınız – ama birisi yaşlandığınızı söyleyecek, ya da bir parçası olduğunuz o tarikat şeyinde, ya da her neyse, fazla zaman geçirdiğinizi söyleyecek. Ve siz, geçici bir an için buna inanacaksınız, özellikle de şu yaşlanma kısmına. Ama yaşlanmıyorsunuz. Ve şimdi bunu dengelemek için bir dolu haplar ve vitaminler falan almaya da koşmayın, çünkü bedeniniz zaten bunların tümüyle nasıl başa çıkacağını biliyor, ona izin verirseniz. Ona sadece izin verirseniz.

Böylece, tüm gerçekler değişmeye başlayacak ve bu da sizin yönünüzü çok kaybetmenize neden olacak. Herşey kayıp gitmeye başlayacak. Evet, yine de araba kullanmanız gerekecek, ve araba kullanma belleğinin kayıp gitmesine ne zaman izin vermeyeceğini bilecek kadar bilge olan bir parçanız var. (kahkahalar) Önce diğer şeyleri salıvereceksiniz.

Gerçekler değişmeye başlayacak ve siz, çevrenizdeki dünyanın pek de gerçek olmayan gerçekler üzerine kurulduğunu farkedeceksiniz. Bu çok değişik ve baştan çıkarıcı görünse de, zaman zaman çok korkutucu olacak, çünkü bildiğiniz şekliyle dünya eriyip yok olacak.

Onun yerini neyin alacağını daha sonra konuşacağız, ama öylece hiçliğe girmeyecek kadar parlak olduğunuzu anlayın. Siz, kısa bir dönem için hiçlik gibi görünecek olsa da, çok yeni bir şey yaratıyorsunuz.

Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor. Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor. Herkes tarafından pek kabul görmüş olan Newton’un kuralları, kapıdan çıkıp gidiyor, ve belki de uygun olarak. Bunun, tüm o etki tepkinin ve çekimin ve tüm o diğer kuramların, geçici bir durum olduğunu Newton’un kendisi söyledi. Dedi ki, “Ama bu yalnızca bir potansiyeldir, seçtiğimiz ve birlikte yaşamayı (kabul ettiğimiz) bir potansiyeldir ama (potansiyellerden) yalnızca biridir.” Ama bu, kapıdan çıkıp gitmeye başlıyor.

Son zamanlarda biraz sersemlemiş mi hissediyorsunuz? Son zamanlarda biraz bağlantısı kesilmiş gibi mi hissediyorsunuz, ille de kendinizle değil, ama diğer şeylerle? Çünkü gerçek değişecektir.

Siz gazetelerde gerçekleri okuyorsunuz. Onlar gerçek değildir; onlar sınırlı inanç sistemleridir. Gerçekten.  Gerçekten. Siz gerçekleri kitaplarda okuyorsunuz ve ipnotik bir biçimde sanki yol buymuş gibi onları içinize alıyorsunuz, “İşte gerçek bu. Bu, hemen burada, şu kitapta yazılı.” Ben, hiç gerçeklere dayanmayan kitaplar yazdım, ama bu onları asılsız yapmaz. Yalnızca farklı bir bakış açısıdır, ve bakış açıları şimdi değişecektir.

Böylece, derin bir nefes alalım. Pakauwah’ınız ve kendinize olan güveniniz, gerçeklerin artık gerçek olmadığı gerçeğine (kahkahalar) uyumlanmanıza yardımcı olacaklar.

Adamus

Ustalık dizisinden-Gelecekteki potansiyeller

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE!

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE!
GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI ! 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

GDO‘lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olan meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, tüketici kuruluşları, çevreci kuruluşlar ve bilim insanları olarak bizler, ortaya çıkan yeni ve vahim durum karşısında, bir kez daha görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.

Yeni Yönetmelik ile GDO‘ların ülkeye girişine meşruluk kazandırılmış iken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir yanlış kamuoyu algısı yaratma girişimleri, bizlerin yukarıda belirtilen görevini daha da acil bir niteliğe taşımıştır.

Bu çerçevede;

1 – Türkiye‘nin, yıllardır talep ettiğimiz doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sı olmadan, GDO‘ların ticaretinin bir Yönetmelikle düzenlenmesi hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandaldır. Çünkü;

•· Yönetmelikler Yasa ve Tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkartılırlar. Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO‘larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK‘ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır.

•· Türkiye‘de yaşayan tüm yurttaşların sağlığını ve haklarını ilgilendiren bir konunun, TBMM‘de, milletin vekilleri tarafından görüşülmesi ve bir Yasa niteliğinde düzenlemeye konu edilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu‘nda imzaya açılan tasarının TBMM‘ye indirilmeyerek konunun Yönetmelik ile düzenlenmesi, millet iradesi ve egemenliğinin ihlalidir. Böylelikle, konunun vahim içeriği, halkın ve parlamentonun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır.

•· GDO‘ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite‘ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır.

Yukarda sayılan temel yanlışlıklar yanında, bebekler için risk sayılan gıdaların yetişkinler için serbest tüketime konu edilmesi, GDO‘suz gıda maddesi üreten işletmelerin bu yönde etiket kullanmalarının yasaklanması gibi hükümler ve asıl olarak GDO‘lu ürünlerin her türlü ticaretinin meşru zemine çekilmesi, Yönetmeliği kabul edilemez konuma taşımaktadır.

2 – Konunun halkın bilgisine sunulması yolunda ortaya koyduğumuz özverili çabalar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı telaşa sürüklemiş olup, Bakanlık web sayfasında yapılan açıklamayla kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanda da gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliriz;

•· Bakanlık, bu Yönetmelik ile GDO‘lu tohumların Türkiye‘de kullanımının yasaklandığını ifade etmektedir. Oysa bu yasaklama, on yıla yakın bir süredir, bir Genelgeyle sağlanmaktadır. Bakanlığın hem bu durumdan hiç söz etmemesi hem de hazırlayıp Bakanlar Kurulu‘na sunduğu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘nda, Hükümet sözcüsü Sn Cemil ÇİÇEK‘in de ifade ettiği üzere, GDO‘lu tohumların ekimini serbest bırakmaya çalışması, kamuoyunu yanıltma girişimlerinin açık göstergeleridir.

•· Bakanlık, işbu Yönetmeliğe aykırı davrananlara, dayanakta gösterilen yasalar çerçevesinde, izin iptali, para cezası vb. cezaların verilebileceğini belirtmektedir. Bu cezaların çoğu, ilgili yasaların GDO‘lara özel düzenleme içermemeleri nedeniyle, olayın ciddiyetiyle bağdaşır nitelikte değildir. Nitekim, hazırlanıp TBMM‘ye sevk edilmeyen Kanun Tasarısı taslağı, bu alanda açıkça hürriyeti bağlayıcı cezalara hükmetmekte idi.

•· Bakanlık, risk değerlendirmesinin, 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik komite tarafından yapılacağını belirtmektedir. Oysa Yönetmelik, uzmanlar listesinden Bakanlık tarafından seçilecek Komite‘nin, TAGEM, TÜGEM, KKGM temsilcileri yanında üniversite, TÜBİTAK ve araştırma enstitüleri temsilcilerinden oluşacağını belirtmektedir. Gerek uzmanlar listesinin niteliği, gerekse hem uzmanlar listesinin hem de Komite‘nin Bakanlık tarafından seçilecek olması, bu organizasyonun bağımsız, bilimsel, teknik sıfatlarını daha baştan ortadan kaldırmaktadır.

Sonuç olarak, gen bankası niteliğindeki ülkemizin biyolojik çeşitliliği, tarım potansiyelimiz, halkımızın satın alma gücü ve tüketim alışkanlıkları değerlendirildiğinde, GDO‘lu ürünlere Türkiye‘nin ihtiyacının olmadığı, üstelik bu ürünlerin kullanımının halk sağlığı yanında halkımızın dinsel – kültürel inanç ve alışkanlıklarına da aykırı olduğu ortadadır.

Bizler, bu alanda yıllardır halk yararına çaba gösteren kurum ve kuruluşlar olarak, bir kez daha GDO‘ya Hayır diyoruz. Halkın ve ülkenin yarar ve çıkarları, şirketlerin kar hırsının üzerindedir. Ülkemiz yurttaşlarının büyük çoğunluğunun istemediği genetiği değiştirilmiş ürünlerin, ülkemizi bir genetik yıkıma sürüklememesi için, her türlü meşru mücadelenin sürdürüleceğini ve GDO‘ları yasallaştırmaya çalışanların deşifre edilmeye devam edileceğini belirtiriz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ

-TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası -TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası -TMMOB Mimarlar Odası
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi
-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
-Türk Tabibler Birliği
-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
-Tüketici Hakları Derneği -Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
-Çiftçi-SEN
-Ekoloji Kollektifi
-DOĞADER
-EKODER
-KESK Tarım Orkam-Sen
-Nilüfer Yerel Gündem 21
-Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği
-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
-Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP)
-Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi
-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri
-İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği
-Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi
-Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
-Muratpaşa Dostları Derneği
-Konyaaltı Dostları Derneği
-Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi
-PDA Pembe Domates Ağı
-Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği
-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği
-Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)
-Greenpeace Türkiye
-Sinop Çevre Dostları Derneği
-Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
-Yeni İnsan Yayınevi
-Buğday Derneği
-Slowfood Yağmur Böreği Birliği
-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği
-Slow Food Gençlik Gida Hareketi
-Slow Food Ankara Birliği
-Slow Food Kars Birligi
-Boğatepe Çevre Yaşam Derneği
-Aromaterapi Derneği (AROMADER)

Günler mucizelerle dolu

Son günlerde gerek TED’de gerekse başka yerlerde öyle güzel konulara rastlıyorum ki, hepsi birer mucize gibi. Buradan nasıl paylaşacağımı bilemiyorum,  vaktiniz olursa facebook sayfamdan bir göz atıverin 🙂

http://www.facebook.com/profile.php?id=100000352852204&ref=name#/profile.php?id=100000352852204&ref=name

Yaratıcılıklarını milyonlarça çeşit yoldan sunan her bir kişiye minnetarım.

Bilim bir yöntemdir.

“Kanıt” sözcüğü çoğunlukla bir şeyin mantıksal ve olgusal gösterimini tartışmasız, yani mutlak olarak gösterir. Göreli bir kanıt aslında hiç de kanıt değildir.
Bu nedenle bilimsel yasaları doğrulayabileceğimizi ama onları kanıtlayamayacağımızı söylüyorum. Bir yasayı, onun işlediği geniş bir alan bulduğumuzu göstererek doğrularız ama daha sonra onun hiç işlemediği bazı alanları keşfedebiliriz.

David Bohm

Şeriatı (yasalar) kapsayan daha yüksek makamlara geçmenin zamanı geldi geçiyor?…

Aynaya bakın, aynaya bakın, aynaya bakın

Waking Life (Hayata Uyanmak)

 Dram
Yönetmen : Richard Linklater
Senaryo : Richard Linklater
Görüntü Yönetmeni : Richard Linklater , Tommy Pallotta
Müzik : Glover Gill
Yapım : 2001, ABD , 99 dk.

Oyuncular

Wiley Wiggins , Ethan Hawke (Jesse) , Julie Delpy (Celine) , Nicky Katt , Glover Gill , Bill Wise , Charles Gunning , Adam Goldberg , Brent Green

Genç bir adam, rüyaların gerçek dünyadan ayrıldığı yeri aramaktadır. Düş, uyanmak, gerçeklik gibi konular üzerine farklı düşünen insanlarla konuşur. Farklı yaşam deneyimleri, dünya görüşleri, rüyalara değişik bakış açıları sunacaktır. Bu ise gündelik yaşamdaki pek çok felsefi konu üzerine düşünmeye iter izleyiciyi.

Dijital kamerayla çekilen film daha sonra bilgisayar yardımı ile animasyon görüntüsüne yaklaştırıldı. Ortaya çıkan görüntü boyanmış gerçek görüntüleri çağrıştırıyor. Bu yeni animasyon teknolojisi ise Bob Sabiston tarafından yaratıldı. Ortaya çıkan estetik filmin düşsel temalarına gayet uygun.

Richard Linklater son derece şık bir şekilde felsefe yapıyor. Düşler üzerinde gezenirken de son derece ilgi çekici bir görsel dünya yaratıyor.

Dünya prömiyeri, 2001 yılında Sundance Film Festivali’nde yapıldı. Filmde belli belirsiz olsalar da, Ethan Hawke ve Julie Delpy gibi oyuncular projede görev aldılar.

___________________________________________________________________________

“Waking Life” aslında tam da bir film sayılmaz bir animasyon ama önce gerçek oyuncularla çekilmiş sonra özel bir teknik kullanılarak animasyona dönüştürülmüş. Filmi izlerken bir kitap okuyormuşsunuz gibi geliyor. Size hayat hakkında çeşitli teorileri sunuyor ama nasıl diyeyim yani seyredince “tamam demek buymuş” diyeceğiniz türden değil. Sizi tamamiyle düşündürüyor, 10 dan fazla felsefi düşünce üzerine yoğunlaşıyorsunuz ama zevk alıyorsunuz merak etmeyin. Sunulan bilgileri alıp özümsemeniz beklenmiyor, hayat görüşünüze göre yorumlayıp bazı sonuçlar çıkartmanızı mümkün kılıyor. Nietzsche’ ten de esintiler bulabileceğiniz bu filmi, aşağıdaki konuşmalar ilginizi çektiyse, kaçırmamanızı öneririm. Kesinlikle hayatını boş şeylerle geçirmek istemeyen herkesin bu felsefi oğreti niteligindeki filmi defalarca, icinde geçen her kelimeyi üzerinde düşünerek tekrar tekrar izlemesi gerek. Ama düşünmeye yönelik herhangi bir güdünüz olmayan bir insan tipiyseniz fotosentez yapmaya devam edin. (Aşağıdaki çeviriler çeşitli sitelerden derlenmiştir)

“Hepimiz heba oluyoruz. Lanet olsun, bütün bir nesil benzin pompaliyor, garsonluk yapiyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir acımız yok, ne büyük savaşı ne de büyük buhranı yaşadık. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. Ve bunalımımız kendi hayatlarmız…!”

“bir keresinde bir arkadaşım şunu söylemişti: yapacağın en kötü hata, hayatın bekleme odasında gerçekten de uyuyorken, yaşadığını düşünmektir. Kurnazlık, senin uyanıkkenki akıl yeteneklerinle, düşlerindeki sonsuz olanakları birleştirmektir. Eğer bunu yapabilirsen herşeyi yapabilirsin. Hiç nefret ettiğin ve gerçekten de sıkı çalıştığın bir işin oldu mu? Uzun, sıkı bir çalışma günü. Sonunda evine gidersin yatarsın, gözlerini yumarsın ve birden kalkar ve farkına varırsın ki o gün boyu çalışma sadece bir rüyaymış. İçine uyandığın hayatı asgari ücrete satmak yeterince kötüyken, şimdi bir de rüyalarını bedavaya alırlar.”

“Kendi yıkımını hazırlayan insan kendini yabancılaşmış, sapına kadar yalnız hisseder. Toplumun dışındadır. Kendi kendine şöyle der: “deliriyorum galiba”. Anlamadığı şudur: toplum da tıpkı kendisi gibi büyük zarar ve felaketlerden karlı çıkar. Bu savaşlar, kıtlıklar, su baskınları ve depremler çok belirli gereksinimleri karşılarlar. insanlar kaos ister. Doğrusu buna geresinimleri de vardır. Durgunluklar, çatışmalar, halk hareketleri, cinayet, hepsi korkunç. ölüm ve yıkımın yarattığı bu karşı konulmaz orji durumunun içine çekilmişiz neredeyse. Hepsi içimizde. İçinde olmaktan zevk alıyoruz. Tabii ki medya tüm bunlara üzgün bir yüz takınır, bunu, onları büyük insan trajedileri kılıfına sokarak yapar. Ama hepimiz medyanın işlevini biliyoruz, dünyadaki kötülükleri yoketmeye çalışmaz, onun görevi bu kötülükleri kabul etmemizi ve onlarla birlikte yaşamamızı sağlamaktır. İktidarın bizden istediği edilgin gözlemciler olmamızdır. Kibritin var mı? (Bu sahnede o sırada üzerine benzin dökmektedir, sessizliğini kendini yakarak gösterme eğilimiyle) ve onlar bize başka bir seçenek vermezler. Arada sırada bütünüyle simgesel değerde bir katılım eylemi olan oy vermenin dışında tabii. Sağcı bir kukla mı yoksa solcu bir kukla mı olmak istersin? Galiba şimdi sosyopolitik ve bilimsel modellere ilişkin yetersizliklerimi ve hoşnutsuzluklarımı yansıtmanın tam sırası. Bırak duyulsun sessizliğim.”

“Belediye binasıyla, ölüm ve vergilerle savaşamazsın. Politikadan ya da dinden bahsetme. Bu, güvenlik hattını ihlal eden düşman propagandasıyla eşdeğerdir. “Yere yat asker. Yere yat, asker.” 20. yüzyıl boyunca hep bunu gördük. Şimdi 21.yüzyıldayız… ayağa kalkma ve kendimizi bu fare labirentine sıkıştırdığımızı anlama zamanıdır. İnsanlıktan çıkmaya boyun eğmemeliyiz. Seni tanımam ama bu dünyada ne olduğuyla ilgileniyorum. Yapı ile ilgileniyorum. Denetleme sistemleriyle ilgileniyorum, hayatımı kontrol eden ve hep kontrol etmeye çalışacak olan. Özgürlük istiyorum! İstediğim bu! Senin de istemen gereken bu! Herbirimize ve hepimize bağlıdır koyverip gitmek, altetmek hırsı, nefreti, kıskançlığı ve tabii ki güvensizliği… çünkü bu bizi acınası ve küçük hissettiren temel bir denetleme mekanizmasıdır, böylece bağımsızlığımızdan, özgürlüğümüzden yazgımızdan isteyerek vazgeçeriz. Kitlesel bir biçimde koşullandırıldığımızı anlamalıyız. Meydan okumaya başla şu birleşik kölelik devletine! 21. yüzyıl yeni bir yüzyıl olacak, köleliğin yüzyılı olmayacak yalanların ve önemsizliğin, sınıf ayrımının, devletçiliğin ve diğer denetleme biçimlerinin yeni yüzyılı olmayacak. Saf ve doğru bir şey için ayağa kalkan… insanlığın çağı olacak. Liberal Demokratla, tutucu Cumhuriyetçi sadece çöp yığınıdır. Hepsi de seni denetlemek için. Bir paranın iki yüzü gibi. İki yönetici takımı denetim için çekişmekteler! Kölelik Anonim Şirketinin yönetim kadrosu için. Gerçek oralarda bir yerde önünde duruyor ama yalanlar büfesinde sergiliyorlar onu! Bundan sıkıldım. Artık yemiyorum, Anladınız mı? Direniş boşuna değil. Kazanacağız. İnsanlık yeterince iyi. Biz başarısızlar ordusu değiliz! Ayağa kalkacağız ve insan olacağız! Gerçek şeyler için, önemi olan şeyler için kendimizi ateşe atacağız: başeğmeyi reddeden yaratıcılık ve dinamik insan ruhu gibi şeyler için! Tamam. Bu kadar söyleyeceklerim! Şimdi sıra sizde!”

Kaynak: http://www.facebook.com/note.php?note_id=79505977819

Not: Filmden kısa kesitleri de bu adraste bulabilirsiniz.