GO Oyunu ve Murphy

Bir de ünlü karamsar filozofumuz Murphy’nin go yasaları var. Yasaları aşağıdaki gibi sıralamışlar, ben de her  birini kendi teorimle özdeşleştirdim ve yasaların altına ekledim.

1)    murphy’nin yasası: “eğer bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa, yanlış gider”

     · oyunu kazandığınızı düşündüğünüz anda kaybedersiniz.

     (Kaybettiğinizi düşündüğünüzde de kazanırsınız. Çünkü oyunda her şey karşıtı ile varolur. Mesele olasılıklardan birine bağlanmamaktadır.)

     · oynanabilecek bir çok kötü hamle arasından, zayıf oyuncu en kötüsünü seçer.

     (O zaten bu sebeple zayıf oyuncu unvanını almıştır!)

     · zayıf oyuncu uzun süre düşündükten sonra, taşlarının ölmesini sağlayan tek hamleyi oynar.

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>     (Demek ki düşünmek zayıflığa çare değil. Hamle yapmadan önce düşünmek yararsız. Burada sezgi ve duygulara daha çok iş düşüyor fakat hamlenin neticesi üzerine tarafsız bir yorum yapmak mümkün olabilseydi işte burada düşünmek işe yarayabilirdi. Oysa biz kendimizle ilgili konularda tarafsız olamayız. Bu sebeple düşünmek hiçbir yerde işimize yaramıyor.)
· her çözüm yeni sorunlar yaratır.

(Çünkü her çözümde  seçim yapar ve BİR malzemesini öldürürsünüz. Ölüler yaşayanlara dert çıkarır!)

· taşlarınız ölmüş gibi görünüyorsa daha fazla üzerinde durmayın.

(Dursanız da elinize bi halt geçmez! Ölüler giderek çürür, fena kokular çıkarır ve bir çok börtü böceği kendine çeker. Neden? Çünkü ölünün kendi bile tüketilip bir an önce yok olmak ister. O halde siz neden ölmüş taşlarınız başında ağıt yakıyorsunuz? Oyunda taş mı kalmadı yani!)

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;”>2)    gelişim yasası
· joseki çalışırsanız iki seviye gerilersiniz.

     (Emirle demiri kesmek gibi olur da ondan! Joseki, önceden hazırlanmış güzel şekiller. Yani hayatta ögrendiğimiz/öğreneceğimiz/öğrenemiyeceğimiz ne kadar bilgi varsa bunlar Josekidir. Kuru kabuklar! Bir zamanlar bir ağacın gövdesinde oluşmuş olan canlı deri. Fakat onlar oluştukları ağaçtan bir kere dökülüp rüzgarın önünde sürüklenmeye başladıklarında yalnızca ölüdürler. Her bilgi, kaynağında, bir insanın kanıyla, teriyle hayat bulur. Bu bir tecrübedir ve eğer o bilgiyi canından üretmiş olan kişi bunu başkalarıyla sözlü ya da yazılı olarak paylaşırsa artık o josekidir. Başka insanların bu josekilere oturdukları yerde çalışmaları, zihinlerine yazmaları beş para etmez. Bir josekinin değeri ancak onu zaten zamanında kendinden üretmiş olan birinin nostalji nedenidir. Bir başka yararı da halihazırda o tecrübeyi geçirmekte olan birine cesaret ve dayanma gücü vermesi açısından olabilir.)

      · meijin joseki bilmez.

(Meijin, dünyanın en iyi go oyuncusu unvanı olduğuna göre, o joseki bilmez, onun yaptıklarına başkaları joseki der.  Bir Meijin artık tesuji yapmayı bile bırakmıştır, O yalnızca oluyordur.)

· iyi başlayan bir oyun kötü bitecektir. Kötü başlayan bir oyun daha kötü biter.

(Bunun sebebi oyunu iyi-kötü şartlanmasına kurban etmektir. Oyun zevk almak için oynanmalıdır, sınıflamak için değil. Kimse kimseyi oynamaya mecbur etmiyor.)

· düşünmek, zayıf oyuncular için, uyumakla eşdeğerdir.

(Eğer uyumasalardı düşüneceklerine yaşayıp tecrübe edeceklerdi ve böylece zayıf oyunculuktan kurtulma şansları olacaktı. Hoş, oyuncu oyuncudur! Benim açımdan pek fark etmiyor. Fark eden tek şey oyundan ayrılmak istemektir.)

· taşları esir edebilirsiniz, ama oyunu kazanamazsınız.

 (Ana oyunumuz hayat ve tali oyunlarımız için geçerli altın bir kural var; dereyi görmeden paçaları sıvamayın. Kazanmak ve kaybetmek yalnızca oyuncu kimliğimizin zanlarından ibaret bir aldatmaca. Oyunda önemli olan kazanmak değil, andan zevk almak ki o zaman oyuna devam edersiniz, ya da oyundan bıkıp oyun dışı olmanın yollarını ararsınız.)

· rakibiniz sizden güçlüyse ve onun sinirlendirmişseniz, hiç şansınız yok demektir.

 (Ne rakibinizi ne de oyunların ilahesini sinirlendirmenizi tavsiye etmem, hatta siz de  sinirlenmeyin!)

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;”>3)     go oyununda dövüş yasası:
· kanlı bir dövüş yaşamadan oyun kazanan hiç bir usta yoktur.
(Oyunda bütün kanlı savaşlar bizatihi insanın kendi kendisi ile yaptıklarıdır. Zaten insanı sinirlendiren tek şey de içindeki susmayan sestir. Bu sesi zihni ile dışarı yönlendirir ve kendi hacminde bir rakip yaratır. Sonra bu rakiple kanlı savaşlar yapar! Oyunda eşleşmeler son derece adaletlidir. Güçleri aşağı yukarı denk olmayan taraflar arasında savaş çıkmaz çünkü bunlar hiç karşılaşmazlar.)

      · çoğu zaman yardım için kullanılan taşların kendisi bizim için birer engel oluşturur.

    (Aldığımız ya da almaya çalıştığımız yardımlar çoğunlukla bahanelerimizin ürettiği sanrılardır. Gerçekte biz korkağız, tembeliz ve açgözlüyüz. Bütün bunlar bizi oyunun piyonu haline getiriyor. Gereksinim duyacağımız hiçbir yardım dışımızdan gelemez. Tek ihtiyacımız sezgilerimizin önünü tıkamamak, duygularımızı sumen altı etmemek ve her kişinin kendine özel ve biricik yolu olduğuna gönülden kabul sunmak.)

· saldırı en iyi savunmadır.

 (Saldırı savunmayı, savunma saldırıyı davet edeceğinden bu ikisi aynı kapıya çıkar.)

· iki çeşit şans vardır: kötü şans (sizinki) ve iyi şans (rakibinizinki)

 (Oyunun sürmesinin garantisi yılmaz yıkılmaz egolarımız sağ olsun!)

· arka arkaya üç iyi hamle yapamazsınız.

(Ortalamaya çekilme kanunu! Oyundaki kişiliklerimizle ayrı bireyler gibi görünsek de aslında biz yalnızca dağınık ipeksi atalarımızın uzantısıyız ve birbirimizden çok uzağa düşemeyiz. Her türlü sıçrama iki yönlü olur, birisi üç iyi hamle yaptığında karşıdaki üç kötü hamle yapmış demektir ve aralarındaki uzaklık matematiksel olarak  kabaca altıya çıkar ve bu ayrılığın sonu gelmez. Bu sebeple hayat oyunu, uzun boylu ayrılıklara izin vermez, ortaya doğru çekiştirir.)

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt 36pt; text-indent: -18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;”>4)    murpholoji’nin go oyununa uygulanması:
· eğer size eğlenceli geliyorsa oyundur, size rahatlık veriyorsa hobidir. eğer sizi sinirlendiriyorsa bu go oyunudur.

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>  (Belli ki Murphy’nin ya da onun uyarlayıcılarının büyük oyundan haberleri yok! Eğlenceli, rahat ya da sinirlendiren tabirleri hayat oyununun en bildik enstrümanları olup yoğunluk açısından birbirlerinden hiç farkı yoktur. Bu hallerin hepsi insanın kendi gölgesiyle yarışmasından ortaya çıkar ve yalnızca bir yanılsamadır. Kedi yavrusu da ha bire kuyruğuyla oynar!)  
· oyun biter bitmez en iyi nasıl oynamak gerektiğini anlarsınız.

<

p style=”margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>(Daha da önemlisi yeniden oynadığınızda nasıl oynamak gerektiğini yine hatırlayamayacak olmanızdır. İşin ironisi de burada)
· hiçbir hamle planlandığı gibi bir sonuç doğurmaz.

(Planlar, josekilere uygun yapılır, yani ölü kabuklar/bilgiler, oysa oyunun tarafı o bilgiyi canından sökmüş olan kişi değil sizsiniz, bu sebeple “elden gelen ya öğün olmayacak ya da vaktinde gelmeyecektir. İyisi mi siz kendi içgüdülerinize karşı duyarlı olun.)

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt 18pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>· en yararlı tavsiye unutmuş olduğunuzdur.
· eğer yaptığımız hatalardan öğreniyorsak, go oyuncuları en çok öğrenen insanlardır.
· joseki çalışarak geçen süre gelişmeyle ters orantılıdır.
· fırsat her zaman en elverişsiz zamanda gelir.
· eğer iyi ve kötü tavsiyeyi ayırt edebiliyorsanız tavsiyeye ihtiyacınız yok demektir.
 

Yaa işte böyle… Eğer sizde hala GO ya karşı bir ilgi, şefkat uyandıramadıysam boşverin gitsin!

 

BKÖ’den alıntı

(Bir Kadını Öldürmek) https://blog.sonsuz.us/?page_id=24

 

 

Uç uçabilirsen…

Uçabilmek için iki kanat lazım, tek kanatla uçulmuyor.

Jung, Analitik psikoloji kitabının Eros Kuramı bölümünde bir nevroz vakasının hikayesini ve yüksek olasılıklı çözümünü yaptıktan sonra Nevroz kavramını açıklamaya gayret etmiş ve bunun nevrozlu kişide birbiriyle çatışan biri bilinçdışı iki eğilim olduğu sonucuna varmış. İnsanın kendine karşı bu bölünmesinin uygar insanın mümtaz tavrı(!) olduğunu ve nevrotik kişinin, doğa ile kültürü kendi içinde uyum durumuna getirmek zorunda kalan, bölünmüş kişi olarak tariflemiş.

Ve aslında bunun normal bir geçiş süreci olduğunu da düşünüyor sanırım; çünkü “kültürün gelişmesi, bildiğimiz gibi, insanın içindeki (kapsadığı) hayvanın derece derece boyunduruk altına alınmasıyla olur, bu bir ehlileştirme sürecidir” diye sürdürmüş tanımını.

Nevrozun pek çok kez “cinsellik sorunu” ile tetiklendiği bulgulanmışsa da Jung bunun kapsamını daha genişletiyor (sanırım Freud’u aşan kısmı budur) ve diyor ki: “Bugün biliyoruz, uygarlığın zorlamalarıyla çatışan sadece hayvansı yanımız değildir, bilinçdışından yükselen yeni fikirlerdir çoğu zaman; bu fikirler de, içgüdüler kadar baskın uygarlıklara aykırı düşmektedir.”

Yani anladığım kadarı ile insan sadece o devirde ya da şu anda değil herzaman, her yerde ve devirde, iki dehşetli baskı arasında kalmakta; biri kapsadığımız (hayvansı) alandan, diğeri ise kapsandığımız (göksel ya da tinsel denilebilir belki) alandan gelmekte ve bizim üzerimizde, tam o noktada birleşip kaynaşmaya çalışmaktalar.

İşte bu durum bana (aniden); kuşun uçmak için (özgürlük) iki kanada da ihtiyacı olduğu görüsünü getirdi. Oysa dünyadaki çatışma yani nevroz durumu (hastalık çizgisini aşmış olsun ya da olmasın); kanadın birini inkar üzerine kurulu! Ya kapsadığınız alanın baskısıyla davranıyor ve ahlaksız, hayvanın teki, bencil kötü oluyorsunuz, ya da kültürlü, nazik, anlayışlı, sencil, iyi oluyorsunuz.

Fakat bunların hangisi olsanız da uçamıyorsunuz; çünkü kuşun iki kanada ihtiyacı var!

-devam ederim herhalde-

not: Jung’un saptamaları, insan ırkının kapsayıcı evrenlerden gelen varlıkların hayvan ırkını döllemesi ile oluşmuş olabileceği mitleri ile ne kadar uyuşuyor. Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=585 , https://blog.sonsuz.us/?p=171 , aslında Sümer katagorisindeki başlıkların hepsinde bu görüşün izleri var gibi.

DUYURU – pinkod – kişiliğin şifresi – kaderin şifresi çözülüyor! – ANTAKYA

Mercan Özgür Antakya’ da 7-8 Şubat 2009

MERCAN OZGUR EKOLU ile PİN KODU BİREYSEL ANALİZ İÇERİĞİ

Unutmayin “Önce kendimizi tanıyıp, değişime evet demek lazım, mucizeler o zaman başlıyor!”

  • Kisilik Analizi, karekterin kodlarını çözme
  • Hayat Amacinin tespiti,
  • Hayat dersinin tespiti, hayat dersini asacak alternatiflerin sunumu
  • iliski/Sinerji analizi,
  • 5 Element ve Saglık Analizi ve oneriler (alternatif tib)
  • Yıllara gore yasanacaklarin analizi – kader sureclerini gorme
  • Zaman analizi,
  • Kariyer-Meslek Analizi

Kullanılan yöntemler: Pin Kod, Ruhsal Astroloji, Sedona methodu, Düşünce Gücü ile Tedavi, 5 Element ve Feng Shui

İNSANİN PİN KODU KURUMSAL ANALİZ* İÇERİĞİ

  • Çalışan/Yönetici Kişilik Analizi,

  • Liderlik Analizi,

  • Doğru noktaya doğru personeli konumlandırma,

  • Ekip içi Sinerji Analizi,

  • Kariyer – Meslek Analizi,

  • İnsanın Pin Kodu iş dünyasındaki kullanımı inanılmaz derecede etkilidir. Her zaman,

yeni bir insanın işe alınması gibi alanlarda belirgin kullanımları bulunmakla birlikte;

çalışanların verimliliğinin arttırılması, ekiplerin daha uyumlu çalışması ve

sorunların daha sağlıklı şekilde çözülme

Meslek-Eğitim Analizi

ÖĞRENCİ PİN KODU ANALİZİ

İNSANİN PİN KODU EĞİTİM ANALİZİ İÇERİĞİ

SÜRE: 1 Saat

  • Öğrencinin Genel Kişilik Analizi,

  • Hayat Amacının tespiti,

  • Arketipin tespiti,

  • Yıllara göre yaşanacakların tespiti

  • Zaman Analizi,

  • Kariyer – Meslek Analizi,

tüm evren sayılar üzerinde çalışır,her enerjinin matematiksel titreşim kodu vardır.evrende her şey enerji… SİZ de öylesiniz!bu hayattaki kişiliğiniz de doğum tarihinizdeki rakamlarda gizlenmiştir.

KATILIMCI SAYISI 10 VE ÜSTÜNDE OLDUĞUNDA ETKİNLİK DÜZENLENECEKTİR. UYGULAMA 1 KİŞİLİK BİREYSEL YAPILACAK VE 1.5 SAAT İLE 2 SAAT ARASINDA SÜRECEKTİR.

ÜCRET TEK FİYAT : 200TL DİR.

NOT: Bir seansta sadece bir kişinin ve ilişkide olduğu birinin sinerjisi analiz edilebilmektedir… ae analizi istenmesi halinde süre ve ücret değişmektedir; lütfen bunun için bilgi alınız!

Eğitmen: Mercan Özgür
Yer: DÜŞEVİ

7-8 Şubat 2009

Kesin kayıt ve detaylı bilgi için
[email protected]
www.dusevi.org
532 326 26 45
www.doganyeniocak.org
ve facebook

kişiliğin DNA şifresi – İNSANIN PİN KODU

“doğum tarihinizin kutsal matematiği”

Jung, “her günün bir enerjisi vardır ve insan içine dogduğu günün enerjisini alır” der. Pin kodunun mucidi Dougles ise “herhangi bir günün enerjisi sadece bir rakam ve bu da doğum tarihidir” der. Doğum tarihine de, 9 aylık süre içinde bilinçli ya da bilinçsiz anne karar veriyor. Ve biz bir insanın doğum gününü bildiğimizde, o insanın karakterinin şifresine, yani pin koduna ulaşmış oluyoruz. Bu da o kişinin özelliklerini, niçin bu dünyada bulunduğunu, kabaca bundan sonraki günlerde neler yaşayabileceğini anlatıyor.

Pin Kodumuz, kişiliğimizi, varoluş amacımızı ve kaderimizi büyük bir başarı ile ortaya koyabilen bir analiz yöntemidir. Kişiliğimizin analizini yapmak için doğum tarihimizden yola çıkılarak geliştirilmiş bilimsel bir yöntemle kendimizin ya da sevdiklerimizin tüm kişilik özelliklerini, temel alışkanlıklarını, zayıf ve güçlü yanlarını, genel eğilimlerini belirlememizi sağlar. Kişinin karakterini belirleyen ve onun yaşam yolculuğu sırasında diğer insanlara, olaylara nasıl karşılık verebileceğini görmemizi sağlayan bir sistemdir. Ayrıca kişinin kendini “gerçekleştirebilmesi” ve genel olarak yaşamdaki sorunları ile daha kolay başa çıkabilmesi için neler yapması gerektiğini de anlatmaktadır.
Her birimizin programında, çevremize farklı şekillerde tepki verme olasılığı bulunmakta ve bu olasılıklar da bizi eşsiz birer bireye dönüştürmektedir. Bu özellikler tıpkı, kişiliğimizin malzeme deposu gibidirler. Elimizde ne tür araçların bulunduğunu anlayarak, kişiliğimizin nasıl işlediğini anlayabilir ve bu sayede de yaşamımızdaki seçimlerimiz konusunda çok daha başarılı olabiliriz.

Doğum tarihinizden elde ettiğimiz şifreyle kişilik özellikleriniz, hayatta öğrenmeniz gereken dersler, toplum önünde ya da beklenmedik durumlardatür tepkiler verdiğiniz, kendiniz hakkında neler düşündüğünüz, başkalarının sizi nasıl gördüğü, dünyayı nasıl algıladığınız, bir işi yaparken nasıl bir ruh halinde olduğunuz, bizi nelerin rahatsız ettiği gibi pek çok önemli özelliklerinizi öğrenirken bir yandan da bu hayattaki varoluş amacınızı da keşfedececeksiniz. Güçlü ve zayıf yanlarınızı belirlemeniz kendi kaderini yöneten insana dönüşmenize yardımcı olacaktır. İnsanın Pin Kodu, hepimiz için temel sorular olan, “ben kimim”, “güçlü ve zayıf alanlarım ne?”, “görevim ne?” gibi soruları yanıtlamanızı sağlamakla kalmayacak aynı zamanda da potansiyel bir ilişkinin kaderini belirlemenize de yardımcı olacaktır.

İlişkiler, insan yaşamının içsel ve ayrılmaz bir parçasıdırlar. Yaşamımızın her alanında insanlarla ilişkiye geçeriz; ailemizde, iş ortamımızda, arkadaşlarımızla. Hiç birimiz bir ilişkinin iniş ve çıkışlarından uzak kalmayı başaramayız. Artik ilişkilerimizin guclu ve zayif yanlarini, zor zamanlarını belirlememize ve bunları iyilestirmek icin harekete gecmemize yardımcı olacak bir sistemimiz var. Bu sistem, insanlar arasındaki ilişkinin analizini yaparak ilişkinin “kimyasını” açıklamamıza izin vermektedir. Bu sayede yalnızca ruh eşinizi, ruh arkadaşınızı, ruh işinizi bulmakla kalmayacak aynı zamanda kriz zamanlarında ilişkilerinizi nasıl kurtarabileceğinizi de keşfedeceksiniz. Ayrıca, iş dünyasında, ekip oluşturma, performansın geliştirilmesi gibi alanlarda da kullanabileceğiniz güçlü bir araç olacaktır..

Bu sistem, herhangi bir insanın (hatta onu tanımasanız bile) tüm kişilik özelliklerini belirlemenizi, bu sayede de karşınızdaki insanlar ile aranızda çok daha gelişmiş bir iletişim kurmanızı sağlayacaktır. Dahası, tüm ilişkilerinizin analizini yaparak niçin benzeri insanlara ya da benzeri ilişkilere çekildiğinizi ve bu sayede ilişkilerinizin karmasını da öğrenebileceksiniz.

Mercan Özgür
www.mercanozgur.com

Annem ve ben

Sanırım bütün hayatım boyunca onu en çok sevdiğim an dün geceydi. Ve şu an, şu an da aynı dozajda seviyorum. Ne oldu birdenbire böyle bilemiyorum.

Dün gece, herkes gittikten sonra, annemi erken yatması için teşvik ettim. Günlerdir hazırlık yaptığını bildiğimden, çok yorulmuş olabileceğini sanıyordum. O da peki deyip yattı. Bir süre Cnbce dizilerini izledim. Saat biri geçe ben de yatmaya karar verdim. Salondaki kanepeyi hazırladım kendime.

Yatmadan boş evde dolaştım biraz, genelde beyazın hakim olduğu bütün eşyalar pırıl pırıldı. Duvarlar parlıyordu. Evdeki en küçük detayı bile öylesine ince düşünmüş ve yerleştirmişti ki, bu temizlik ve zerafet karşısında bi tuhaf oldum.

Dolapların, vitrinlerin içinde dahi bir nebze toz ya da intizamsızlık bulmak mümkün değildi. Bu nasıl olabilirdi diye odanın ortasında şaşkınlıkla kalakalmışım. Sonra aniden bunun sevgi olduğunu anlayıverdim. Eski eşyalar bile bir süre annemin elinde kaldığında yenileşiyor, parlamaya başlıyor. Bunu epey zamandır farkediyorum. İnsanın ismi, “Saflık, temizlik, arılık.” olunca böyle oluyor demek ki dedim içimden.

Onun yanında kendimi ölesiye başarısız buldum. Yenilmiştim. Hayatım boşuna geçti demek istemiyorum, en azından ilk defa pes ettim. Göz alıcı çalışkanlığı, saflığı, temizliği, fedakarlığı, olağan üstü muhakeme kabiliyeti ve hilesiz hurdasız bakan pırıl pırıl mavi gözleri ile Sivas gülü annem, babamı olduğu gibi beni de yenmişti. Ve ilginç olan; bu beni mutlu ediyordu.

 Neden yenildiğimi merak edenler olabilir, bunu tarihe not düşmeliyim. Bir kere düzene inanmazdım. Kesin fikirlerim hiç olamadı. Aile yakınlığına inanmadım. Bencildim, insani denilen tepkiler vermezdim. Nadiren maddi düzeyde bir şeylere emek vermişsem bile  bu mutlaka görünmeyene faydası olduğunu hissetiğim içindir. Tüm hayatım boyunca “bilinmeyene” çalıştım ben. Belki bu açıdan birazcık benzeriz. İkimiz de çalışkanız! :)))

Bilinmeyene çalışmanın ne anlamı varsa!? Düşününce küçük faydaları bulunabilir, en azından “gerçek” dünyada yaşayanların hayatlarına bir fantazi getiriyoruz, eğlencelik oluyoruz. Onlara doğru yolda olduklarına dair kanıt oluyoruz 🙂

Hayır hayır… Bilinmeyene hizmet etmek bundan biraz daha faydalı olabilir. Işık dalgasının yol alabilmesi için bir alan olması gerekirmiş, eğer “bilemediklerimize”  emek vermesek, olan nereye inşa edilirdi!

Annem küçük yaşımdan beri tuhaflığımın farkındaydı ancak kendisi gibi, dünyanın baskın doğruları yönünde olmam için beni ezmedi! “Ayakların yere basmıyor” , “Uzaydan mı geldin?”, “Duygusuz”, “ayrıksı”, “Amaaaan Sibel” türü hitapları en aklımda kalanları 🙂

İnsan düşününce ne çok ayrıntı yakalıyor. Örneğin hayatım ve bugüne kadar getirebildiğim ben’e dair izlenimler için biçok şeye borçlu olduğum anlaşılıyor. Annem kendi annesini daha on yaşındayken kaybetmiş ve hem okuyup hem kardeşlerine ve babasına annelik yapmış. Daha onsekizinde anadolunun küçük yerleşkelerinde öğretmenlik yapmaya başlamış. Yani çevresinde ona dünyayı belleten yaşlı kadınlar, akrabalar ve komşular olmamış. Beni doğurduğunda yine yalnızmış, çocuk büyütmeyi bir profesörün kitabından öğrenerek bana satır satır uygulamış. Böylece benim çok önem verdiğim 0-4 yaş arası periyodumda sadece bilim konuşmuş annemin ağzından! Bu çok önemli bir durum. Annem okuldayken ise daha o sıralar 17 yaşında olan teyzem bakıyormuş bana, yani o da henüz çocuk sayılacak yaşta biri olduğundan henüz sevincini kaybetmemiş ve “dünyanın olmasına” oturmamış varlığı ile beni BÜKEMEmiş. Muhtemelen hiç korkutulmadım o dönemde, günah, sevap, perili hortlaklı hikayeler, hurafeler hiç duymadım.

Yani annem için üzücü ve çok zorlu çocukluk gençlik yılları benim böyle (her nasılsa artık) olmamı sağladı. Dünyanın OLMA’sı bana damgasını vuramadan aradan sıyrılmışım. Bi nevi kaçak mahkum gibiyim 🙂

Belki bu sebepledir ki, YENİ DÜNYA’nın argümanlarını oluştururken birçok arkadaşımın yaptığı gibi önermeleri dini felsefelerle bağlama/sağlama ihtiyacı duymadım fakat kuantum fiziği ile bağlamaya ihtiyacım oldu!!! Her zaman dediğim gibi altı yaşına kadar olan dönemimiz, hayatımıza kalıcı damga vuruyor, kendimize dair hemen herşeyi orada arayıp bulmak mümkün.

Her zaman annemi takdir ettim, yolundan gidemesem de.

Neyse işte kanapeye yattım. Herşey gözümün önünden geçti yine. Onu ne kadar sevdiğimi hissederek uzun uzun hareketsiz yattım. Gözlerimden yaşlar boşandı. Ocak.2007