AV-v

Sesleri ve uğultusu dinmiş bir tabiatın kendini incitmiş ve varlığını bir diğerine adamış iki yaratığı…ayrı düştüğümüz her yer her an bizi eksik ve yaşamsız kılıyor..birbirimiz üstünde varlık tanımı aramıyoruz..izlerimizi takip ediyoruz….bir kokuyu ya da ayak izini takip etmek gibi…..bir süre sonra bir diğerimizin olmayacak olması sadece birlikte yokluğumuzu vurgulayabilir……
Gezegenin karanlık yüzü bizi bu kuytuya gelmeye zorladı..burada birbirine dost ya da birbirine düşman olandan fazlasıyız….tabiat kutsalı vurguladı….kitaplarımızı bırakıp su kıyısında yüzümüzü yıkadık..parlak güneş…kristal, sudan minik küreler…..ışıldıyor…..sen burayı terkettiğinde ben tam da senin şu an durduğun noktaya ilerliyor olacağım…..tekrarlanan eylemlerin sürekliliğe yaptığı vurgu, an parçalardan oluşmuştur diyemiyorsak bilinmeyen kısmı bütünün ve az sonra silinecek olan…..yüzüme bir cevap bulmak için bakıyor……cevaplar sorulardan bağımsız ve şiirseldir diyorum…….
Burada yenilgi yoktur..aziz avcımın bana sunduğu yaşam olanağı takibimde gizlidir. Büyük cevaplara ihtiyaç yoktur…büyük soruların yanıtları çoğu kez küçük sıradan ve olağan tekrarlı bir harekette gizlidir….varoluşumun sırrı bana duyulan yok edilme arzusu değildir…karşılıklı var oluş isteği..aynı amacın yaşamsal odağı…
Yaklaşıyorum avcıma…..gözlerindeki derin keder beni öldürünce geçmeyecek ne kötü…bir an, sadece bir an sonsuz mutlu olabilirdik diye düşünüyorum…..hayır geçmeyecek, silahını güneşte bir kraliyet nişanı gibi taşıyor..mağrur. bu halde burada ne işi var……avcımı yalnız bırakıyorum düşünmesi için..türüne ait bir edimle bırakıp onu burada….türüme ait bir salınımla yerdeğiştiriyorum…..
Gözleri suyun kyısında bir takibi izliyor….benim salınımım onun bildiği…..ne ben gizleniyorum…ne de o arıyor…..yerdeğiştiriyoruz…üstelik kimliklerimizle….her seferinde silahı doğrulttuğunda bu tutkuya son verip vermeme isteğiyle sınıyor kendisini…kederli avcım..gözkıyısındaki kederle avım olabilecek takibim….gerekçesi hareketimin…..ve gerekçesi varlığımızın…
derin bir sesle ateşin başında büyülü sözler söylüyor…çağırıyor mu uzaklaşmam için yalvarıyor mu anlamak güç….yaklaştığımı biliyor…
fısıldıyorum, karanlıkta gölgeli ormanın uğultusu karışıyor sesime
fısıldıyorum, bana olaslıklarımı sunan bir diğerine sayılarla kuruyorsa bir evreni kusursuzluğa ulaşmak zorunda olması gerektiğini
fısıldıyorum, derisinden sıyrılırken duyuyor beni bir başka orman yaratığı
fısıldıyorum, burada uykuya yakın takipten azadeyim…..karanlıkta birlikte soluyoruz…aynı anda uyumak tek dileğimiz……varoluşumun bilgilerini taşıyor beni sana yakın kılan takip. Gözgöze geliyoruz.

Akıllı insan…


Ruhumun içinde beslenen bir başka ruh
Doğrusunu eğrisini algılayamadığım…
Algılayamıyorsan aklında uçtu dediler.
Akıl denilen bir bölge varmı ki beynimin içinde!
Olmadığını görebiliyormusun?
Ya olduğunu görebiliyormusun biçare insan?
Hissediyorsun… tıpkı duygularını hissettiğin gibi…
O zaman duygularınla hareket etmek neden akılsızlık?
Anlayamadın mı?
Biraz olduğunu söylediğin aklını kullansana…
22/10/2008
Mesa/ ANKARA

Sizce olaylar karşısında insanın duygularıyla davranışlarını belirlemesi akılsızlıkmıdır?

SAKARİN

Sakarin

Çayı şekersiz içmeye başladım
Bir tane sakarinle
Ayrıcalıkmı bilmem
Özledim ince belli
Bardakları yarıya kadar
Şekerle…
Doldurulan günleri
Tadı yok
Çocukluğumdan artakalanların
Tadı yok…..

ACI ÇEKİYORUM!!!!

Beynimin odacıklarında dolaşan
Onu paramparça tüketen karıncalarım
Artık canımı yakıyorlar….
Nasıl bir işkence bu? ? ?
Çözümlemiş değilim anlamış değilim…
Benki düşünmeyi erdem sayarken! ! ! ! !
Düşüncesizliğin tam ortasında buluverdim
ayazlarımı…….
Mücadelemin sonuç verip vermiyeceğinden,
Emin değiim artık…
Pervasızca ağlamak,
Sabahlara adar içmek,
İçimde kalan o son feryadın
Acılı sözleri sanıorum…
Gözlerini etli vücuduma dikmiş,
O ruhsuzlar farkındalarmıki? ? ? ?
Çaresizliklerinin ezilmişliklerinin
Ve
Anlamsızlıklarının……
Yargılamayın….beni
Sorgulamayın beni….
Sadece beni dinlemelisiniz….
Beni parçalayıp çoğalan
O birçok benin çığlık çığlığa,
Birbirlerine aldırmadan
Yarattığı izdiham içinde boğulabilirim
Ve
Ben
Beni dinletemiyorum içimdeki benlere
Mutsuzluk çoktan boyumu aşmış,
Erişmekse artık çok zor gibi
Geç kalmış olmayı hiç istemezdim
Hatta düşünmek bile en yoğun acıların…
ruh dinginiğimi yitirmişliğimle
Ne vereilirm,
Ne söyleyebilirim..
Sevmenin aşık olmanın
İlk tılsımlarını yitirmişim.
Sesler! ! !
Sesler! ! !
Ve
Beyin hücrelerimdeki çekilme
Acı çekiyorum
Acı çekiyorum…

Nesrin Sarıyıldız

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela,
zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğizen son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o günyüzü
koyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet