“nagual” nedir, onunla ilgili bilgi Castaneda’nın hangi kitabında var, bilen varmı acaba?
Eğer…
Eğer yaşamda olan herşeyin,
Olması gerektiği gibi olduğunu bilirsen.
Eğer seçimlerinin sadece sana ait olduğunu,
Yaşamını tam bir özğürlük içinde
Yaşadığının farkına varırsan.
Eğer koşulsuz sevginin anlamını keşfedebilirsen…
Eğer kaybettiğinde kazandığının,
Kazandığında da kaybettiğin,
Bir şeylerin olduğunu anlarsan.
Eğer karanlıkların içinde bile ışıkta olunabileceğini,
Işıkların içinde dahi,
Karanlıkta olunabileceğini hissedebilirsen
Eğer aldığın her nefesin bir armağan olduğunu anlayabilirsen.
Ve bir de şu eğerleri kaldırabilirsen literatüründen,
Gökyüzündeki yıldızlarla dans edebilirsin.
Ve..İşte o zaman
Ne yer , ne gök kalır,
Sonsuz boşlukta varlıktan yokluğa doğarsın.
Gerçekleştirmek istediğimiz güzellikler yaşayacaklarımız olacaktır.
Mesa/ANKARA
CENNETE YOLCULUK
CENNETE YOLCULUK
Bir şiirin mısralarında şifrelenmiş bir hayat akıyor içimden,
Sevginin renkleri doğanın seslerine bulanıp, buruk bi şeker tadında kalıyor dilimde,
Özgürlük şarkıları söylüyor, ruhumun Anka kuşu geceli gökkuşağının yıldızlı öğleninde,
Ben ise hala kayıbım hayatın zaman aralıklarında, zamansızlığın mekanlarında,
Aradığım bi ruhum var benden içe, benden öte ama benim bensizliğin ışığında,
Kanatlar olup uçuyorum gökyüzünün tozlu katmanlarının ötesine,
Kanatlarım beyazlaşıyor, pembe ışıklar saçıyorum içimin öz dönüşlerinde,
Orda Tanrıyı görüyorum, melek oluyorum,
ışığın sevgi olarak yazılmış isimsiz ismi oluyorum, yok oluyorum…
Sana geliyorum, senin kim olduğunu hiç bilmeden,
Nerede olsam yarımım, uzaktayım yuvamdan,
Sana geliyorum, yuvamın olduğu yerde,
mor çiçekli bir ilkyaz bahçesindesin.
Melekler uçuyor, kelebekler sonsuz ömürlü Cennetimizde
Mercan
Dinginliğin Gücünden Alıntılar
..İnsan bilincinin değişim ve dönüşümü artık, deyim yerinde ise,bir lüks değildir;o sadece tecrit olmuş az sayıda bireyin erişebileceği bir şey değil,eğer insanlık kendini yok etmek istemiyorsa,bir gerekliliktir.Halen eski bilincin işlevsizliği ve yeni bilincin ortaya çıkışı ,her ikiside giderek hızlanmaktadır.Paradoksal olarak,durum aynı zamanda hem kötüye hem iyiye gitmektedir.Ancak kötüye gidiş,çok fazla gürültü yaptığı için, daha çok göze çarpmaktadır.
…Düşünceler, duygular,duyusal algılar ve deneyimlediğiniz her şey yaşamınızın içeriğini oluşturur.”Yaşamım ” dediğiniz şey benlik duygunuzu ondan aldığınız şeydir, ve ”yaşamım” içeriktir, ya da siz öyle olduğuna inanırsınız.
Siz en aşikar olguyu sürekli olarak gözden kaçırırsınız :İçinizin en derindeki BEN’im duygusunun yaşamınızda ki olup bitenlerle hiçbir ilgisi yoktur. O BEN’İM duygusu Şimdi ile birdir.O daima aynı kalır.Çocuklukta ve yaşlılıkta,sağlıkta veya hastalıkta ,başarıda ya da başarısızlıkta, BEN’iM Şimdi ‘nin alanı en derin düzeyinde değişmeden kalır.O genellikle içerikle karıştırılır ve biz BEN ‘İM ‘ i ya da ŞİMDİYİ ancak yaşamımızın içeriği vasıtasıyla dolaylı olarak deneyimleriz. Bir başka deyişle : VARLIK duygunuz koşullar, düşünce akışınız, ve bu dünyanın bir çok şeyi tarafından karartılıp örtülür.
…Ben düşüncelerim, duygularım,duyusal algılarım, ve deneyimlerim değilim. Ben yaşamımın içeriği değilim. Ben YAŞAM’IM.Ben her şeyin içinde olup bittiği alanım. BEN BİLİNCİM .BEN ŞİMDİYİM. BEN BEN’İM.
Karanlıklardaki Işıklar – 2

”Seni anlıyorum theo, belki yaşım senden çok küçük ama, beyninin içindekileri hissedebiliyorum. Nasıl olduğunu anlamış değilim. Minik bir ses bana oradaki zorlu ve mücadelelerle dolu yaşamı fısıldıyor. Belki bir zamanlar karanlık düşüncelerle dolu ve hatalar yapmana neden olan bu beyin, şimdi belki de sana en büyük arzuyu sunarak , o karanlıklarda güçlü bir ışık yakmana neden oldu. Ne dersin? ‘
”Sevgili şule en büyük arzum bu sözlerinde haklı olmandır. Şu gördüğün beyaz saçların her teline bir roman yazsan yine de bitiremezsin. 80 yıllık hayatımda ne acılara,,,ne öfkelere,.. ne sevdalara,.. ne haksızlıklara ve dramlara şahit oldular. Kolay mı her şeye göğüs gererek mutlu olmaya çalışmak. Simsiyah olan bu saçlarım şimdi sanki kar yağmış gibi bembeyaz bir örtüyle kaplandı. Her beyaz telinin bana sunmuş olduğu deneyimleri sevgiyle kabulleniyorum.”
La cramia mundi…Dünyanın gözyaşları, duygusal yoğunluğun sakince deşarzı… Koskoca bir evrende yapayalnız kalmıştım. Korkuyla sığınmak için ağaç dalı ararken, güçlü kocaman gövdesiyle ihtişamlı dalları olan bir çınar ağacı bulmuş bir kuş… Nasıl olurdu? işte o bendim. Theo benim çınar ağacımdı.
Ve o çınar ağacı dallarını bana doğru uzatmıştı. Beni fırtınalı havalardan, yırtıcı hayvanlardan açlıktan, yokluktan tüm kötülüklerden korumak için orada bekliyordu.
Artık kaanla hayatımızdaki boşluk theonun bürosundaki günlerimizde dopdolu geçiyordu. Heti (Hatice) ile de arkadaş olmuştuk. Ona bakınca ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Onun da benim gibi bu çınar ağacında bir evi yuvası vardı. Hayatı tam bir dramdı. Küçük yaşta halasının oğluyla evlendirilmişti. Gaziantepli, 4 çocuk annesi… İşin acı yanı, iki çocuğu gayet sağlıklı olmasına rağmen diğer ikisinden biri epilepsi hastası, diğeri ise cam çocuktu. Eşi alkolik ve her akşam körkütük evine gelip hayatındaki tüm olumsuzlukların, yaptığı hataların bedelini onu döverek ve hırpalayarak hetiye ödetiyordu. Bu dayanılmaz yaşama birde kuma eklenince evden kaçarak, her şeyi arkasında bırakmış Almanyadaki ablasına sığınmıştı. Ablasının ona sunduğu yaşam, yaşlı bir adamla evlendirilmek olmuştu. Adam onunla sadece imam nikahı yapmıştı. Bir kere başladı mı hayatta olumsuzluklar, ne kadar kaçsan da arkandan seni kovalayıp tekrar yakalar ya ! Zavallı heti ( Hatice) yağmurdan kaçarak doluya tutunmuştu. Aynı kader yine onu bulmuştu. Başka bir kadın Çocuklarından ayrılmanın acısına bir de bu eklenince artık hayat omuzlarında kaldıramadığı bir yük olmuş ve çareyi intihar etmekte bulmuştu. Hastanede yatarken, bir arkadaşını ziyarete gelen theo hiç dilini anlamadığı, kimsesiz bu kadının gözlerindeki acıyı algılayarak ona sahip çıkmıştı. Sonradan yanında getirdiği bir tercümanla hayat hikâyesini öğrenmiş ve o günden sonra theonun bürosunda onun hizmetine bakmak üzere işe alınmıştı. Theo hayatları değiştirmek için var oluyordu. O karanlıklarda bir umut ışığı idi. Kimsesizlerin sığındığı koca çınar, yere düşen hetinin ellerinden tutarak ayakları üzerine basmasını sağlamıştı. Kaçak olarak ikamet eden heti’ye öncelikle oturma müsaadesi almış ve ona bir ev tutmuştu. Bir sene içinde de tüm çocuklarını getirtmişti. Cam çocuk olan Mehmet sakatlar okuluna yerleştirilmişti. Diğerleri ise normal okullara… Theonun onuruydu heti Heti ise bu vefakar yaşlı adamın sunduklarını, geçmişindeki yaşadıklarının acısını çıkarır gibi meyvelerini topluyordu. Arada yaşanmış olumsuzlukların yüreğinde açtığı yaralarla kurtarıcısına kaprisler yapıyor ve şımarık bir çocuk gibi isteklerini yerine getirmesi için theoyu zorluyordu. Theo asla şikayet etmezdi. Bazen yorulur ve kendini aşan istekleri olduğunda olmadık bahanelere sarılarak konuyu değiştirirdi. O zaman da araya mehmet girerdi. Ona karşı theo süt dökmüş kedi olur ve yapılan tüm duygusal şantajlara boyun eğerdi. Hüzünlü kraliçe ne kadar arkasında bıraksa da geçmişin izlerini silip atamıyordu hayatından… Hüzün onunla artık özdeşleşmişti. Onu dinler ve mutlu olması için ne kadar çok sebebi olduğunu çaresizce anlatmaya çalışsakta maalesef tüm çabalarımız sonuçsuz kalırdı. Seçimi hüznü içinde büyütmekti. Onun var oluşu ise hüznünde gizliydi.
19 mart 2003
Mesa/Ankara