fıkra gibi olay

Atatürk Hava Limanı’nda önceki gün (25.02.2004) fıkra gibi bir olay yaşandı. İlginç olay, önceki gün akşam Onur Havayolları’nın saat 20:30’daki OHY 031 sefer sayılı İstanbul-Antalya uçuşu öncesi yaşandı.

Taksim’den Atatürk Hava Limanı’na sefer yapan Havaş otobüslerine binen 11 yolcu, trafik yoğunluğu sebebiyle geç kalacaklarını düşünerek, şirketin 662 97 97 numaralı telefonunu aradı. Otobüsteki yolcular “Biz uçağı kaçıracağız. 11 kişilik grubuz uçağı bekletin” dedi.

Mesajı yanlış anlayan şirket görevlisi, Onur Havayolları yetkililerini uçağın kaçırılacağı yönünde uyardı. Panik yaşayan yetkililer kısa bir durum değerlendirmesi sonrası, Kaptan Pilot Nusret Koyunpınar’a telsizle irtibat kurarak uçağı geri getirmesi talimatını verdi.
150 yolcusuyla havalanmak üzere körükten ayrılarak piste doğru hareket eden uçağın kaptanı Koyunpınar, talimat üzerine uçağı yeniden park yerine getirdi. Uçaktan indirilen yolcular aranırken, tüm bagajlar yeniden x-ray’dan (elektronik arama aygıtı) geçirilerek kontrol edildi.

Bu arada Atatürk Hava Limanı’na ulaşan 11 kişilik grup, “Uçağı beklettiniz mi? Taksim’den ancak gelebildik.” deyince, polis tarafından gözaltına alındı.

İfadeleri alınan 11 kişi serbest bırakıldı. Uçak 2,5 saatlik bir rötarın ardından geç kalan grubu almadan İstanbul’dan Antalya’ya hareket etti.
Onur Havayolu yetkilileri olayın yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını belirtti. 26.02.2004

Büyücülerin (şamanların) sorunu

Büyücülerin kendine özgü iki sorunu olduğunu betimledi. Birisi parçalanmış bir devamlılıktan yararlanmadaki olanaksızlık; diğeriyse toplanma noktasının yeni konumunca düzeltilmiş devamlılığın kullanılmasındaki olanaksızlıkmış. Bu yeni devamlılık her zaman fazlasıyla güçsüz, dengesizmiş ve büyücülere eylemleri için gereksindikleri günlük yaşamın dünyasındaki güveni vermezmiş.
Büyücüler bu sorunu nasıl çözüyorlar diye sorar CC.
Hiçbirimiz herhangi bişeyi çözümlemez! Bizim için tin bişeyleri çözer ya da çözmez. Bir büyücü kusursuz bir hayat yaşar ve bu da çözümü beraberinde getirmiş gibi olur. Niye mi? Kimse bilmez bunu.

KUSURSUZLUK

DJ, olağan koşullar altındaki her insanın, büyük bir olasılıkla, geleneğin (algılarımızı bağlayan gelenekler) bağlarından bir kez olsun kurtulma fırsatı bulmuş olduğunu söyler. Bir coşkunluk anı toplanma noktamızı hareket ettirip sessiz bilgiye girmemizi sağlayabilir. Bunlar aşk, korku, öfke, yüksek ateş gibi durumlarca sağlanabileceği gibi, sadece büyücü çömezi değil, sıradan bir insan da kusursuz yaşayarak bunu başarabilir.

Peki kusursuz yaşam nedir dediğimde, “kusursuzluk basitçe enerji seviyemizin en iyi kullanım biçimidir. Doğal olarak tutumluluğu, düşünceli olmayı, yalınlığı, saflığı ve hepsinden öte kişisel yansımadan yoksun olmayı gerektirir. Büyücüler tini denetleyip, toplanma noktasının hareketini yönetebilmek için kişinin enerjiye gereksinim duyduğunu söylerler. Enerjiyi bizim için biriktirecek tek şeyse kusursuzluğumuzdur.” Demişti.
Toplanma noktasının hareketi en yüksek düzeye çıkarıldığında, hem sıradan insan hem de büyücü çömezi, birer büyücü olurlar, çünkü o hareketi en üst düzeye çıkarmak, devamlılığı onarılamıyacak şekilde tuzla buz etmiş olur.

Bu hareketi en üst düzeye nasıl çıkarırsın diye sorar CC.
Kişisel yansımayı kırarak! Gerçekte zor olan, toplanma noktasını hareket ettirmek ya da kişinin devamlılığını kırmak değildir. Gerçek zorluk, enerjiye sahip olmaktır. Kişinin enerjisi varsa toplanma noktası hareket ettiğinde sorgulanacak olaylar ortaya çıkar!

Don Juan, kendi saklı kaynaklarını sezinleyebilmesinin ama onları kullanmaya cesaret edememesinin insanlığın açmazı olduğunu anlattı. Bu nedenle şamanlar insanlığın kötü durumuna, alıklığı ve bilmezliğinin uyumu derlermiş. İnsanlara şimdi, her zaman olduğundan daha fazla, özellikle kendi içsel dünyalarına yeni ülküler öğretilmesi gerektiğini söyledi. Bu toplumsal ülküler değil şamanın ülküsü, insanlığa ait ve bilinmeyenle, kendi kişisel ölümüyle yüzleşen ülküler.

İstediğim gibi…

Olmasını istediğim herşeyin olduğu gibi
Herşey benim deli çılgın yüreğimin
Olmasını istediği gibi
Yıldızlar gökyüzüne baktığımda
Tıpkı görmek istediğim gibi
Gökyüzü rüyalarımda uçtuğum gibi
Hayatım benim yaşamak istediğim
Seçimlerimin bana ait olduğu gibi
Öyleyse…
Ne önemi var endişelerimin…
Ne anlamı olabilir ki acılarımın…
Nasıl olsa korkularımda olmasını istediğim gibi…

17/06/2007
Mesa/ANKARA