Yanılsama ve Gerçeklik – Christopher Caudwell

1. Şiirin Doğuşu

Şiiri, günlük konuşmanın yüceltilmiş bir biçimi olarak tanımlayabiliriz. Bu yüceltme onu sıradan konuşmadan ayıran ve ona gizemli, biraz da büyülü bir güç veren biçimsel bir yapıyla (ölçü, uyak, söz yinelemesi vbg) kendini gösterir. Yinelemeler, eğretilemeler, karşıtlıklar vardır; biçimsellikleri yüzünden şiir sayarız onları biz.
İlkel topluluklarda dilin bu yüceltilişine, çoğunlukla bütün topluluğun katıldığı törenlerde rastlıyoruz. Ritmik ya da vezinli dilin, yazının bulunuşundan önce hep kaba bir müzikle birlikte olduğu, hareketler ve sıçramalar, bağırmalar ve anlamsız haykırışlar, sopa ve taşların birbirlerine vuruluşuyla çıkarılan bir takım seslerle ifade edilen bir yerli beden ritminin, dansın, müziğin ve şiirin ortak atası olduğunu söyleyebiliriz.
İlkel insanın sözcükler içinde aradığı gerçekliğin imgesi değişik türdendir: İnsanın kendi düşmanını kendisinin yaratması gibi büyülü bir kukla imgedir o! İnsan onun üzerinde çalışırken, gerçekliğin kendisi üzerinde çalışmış olur. Renksiz, kuru bir anlatım, ilkel kültürle yoğrulmuş bir kafaya yabancı gelir; bir amacı olmayan dili almaz ilkel insanın kafası. Ritmik dilin amacı ise apaçıktır: ona kendisini güçlü hissettirecek, tanrılardan kopmamış hissetirecek bir duygu vermek.
Genellikle günlük konuşma üzerine kurulmuş olan ritmik olmayan dil, bireysel inandırmanın dili; kollektif konuşmanın dili olan ritmik dil ise, toplumsal coşkunun dilidir. İlkel kültür düzeyinde dilde en önemli ayrım budur.

Şiir, özellik bakımından şarkıdır; şarkı ise ritmi gereği hep birlikte söylenen bir şeydir, bir kollektif coşkunun anlatımı olmaya yatkındır. “Yüceltilmiş” dilin sınırlarından biridir bu.
Ama kabile, bir kollektif coşkuya neden gereksinim duysun?
Bir kaplanın ya da fırtınanın gelişini içgüdüsel olarak hissedecekler ve bu şartlı ve kollektif bir tepki doğuracaktır zaten. Bu durumda kollektif bir heyecan doğuracak herhangi bir araç gereksizdir; ama görünür ya da elle tutulur böyle bir neden yok da “olasılık” olarak varsa, böyle bir araç toplumsal bakımdan gerekli oluyor demektir.
İşte şiirin, bir kabilenin ekonomik yaşamından, yanılsamanın (illusion) ise gerçeklikten (reality) boy verişi böyle olur.
Dansla, ayinle ve müzikle karışmış halde şiir, kabilenin içgüdüsel enerjisinin büyük anahtar tablosu(switchboard) olur; kabileyi, yakın nedenleri ya da mutlu sonuçları görünürde olmayan, içgüdüyle kendiliğinden kararlaştırılamayan bir dizi kollektif eyleme yöneltir.
Karıncalar ve arılar içgüdüyle depo eder yiyeceklerini, ama insan böyle değildir! İnsanın içgüdülerini çalışma çarkına koşmak, onun coşkularını biraraya toplayıp faydalı ekonomik kanala yöneltmek gerektir. Yalnız ve yalnız ekonomik olduğu için, yani içgüdüsel olmadığı için bu içgüdünün yöneltilmesi gerekir. Bunları yönelten araç da (şiir vb), bu yüzden kökeninde ekonomiktir.

Şiir, insanların yüreklerindeki ölümsüz istekleri değiştirmeksizin, yüreği yeni bir amaca uydurur. İnsanı, daha üstün bir gerçeklik dünyası olduğu için, içinde bulunduğu gerçeklikten daha yüce olan hayal dünyasına atarak yapar bunu: Henüz gerçekleşmemiş, daha önemli bir gerçekliğin dünyasıdır bu; gerçekleşmesi, ona hayali olarak katılan bu şiire gereksinme gösteren bir dünyadır bu. Bu dünyada her hataya yer vardır; çünkü şiir henüz dokunamadığımız, koklayamadığımız ya da tadamadığımız için şairane olan, hayal olan bi şey sunmaktadır. Ama ancak bir yanılsama aracılıyla, başka türlü varolamayacak bir gerçeklik haline dönüşebilir.
Bir hasat şarkısıyla tatlanınca, çalışma daha iyi gider. Şiir yapısı ve doğası gereği, yarattığı gerçekliğin ötesinde bir gerçekliği gözler önüne serer ve ikinci derecede olmasına karşın yine de daha yüksek ve daha karışık bir gerçekliği doğurur, biçim olarak gösterir; çünkü şiir, kendi somutluğu içinde tahılı, kendi olgusal özü içinde hasadı değil fakat kabilenin hasatla iişkisi demek olan coşkusal, toplumsal ve kollektif karmaşayı anlatır, dile getirir. İnsanın hasatla ilişkisinin, içgüdüsel ve kör olmayıp ekonomik oluşuyla bir varlık kazanan yepyeni bir hakikat dünyasını –ondaki coşkuyu, dost sıcaklığını, onun tadını, onun uzun beklenişini ve mutlu sonunu- dile getirir
Bu yüzden, şiirdeki “hakikat”, şiirin soyut ifadesi –içerdiği olgular- değil fakat toplumdaki dinamik –içerdiği kollektif coşku- rolüdür.

Yanılsama ve Gerçeklik kitabından özetleyen Sibel Atasoy

2. Mitolojinin Ölümü

-devam edecek-

Mavi düşlere yolculuk…


Yaprakları dökülmüş kuru bir ağaç gibi yanlız
Mavi düşlerimde parlayan güneşlere yolculuğum
Çakan şimşekler pusulam
Ruhuma fısıltıyor ismini delice esen meltemler
Ne kadar ızdırap , o kadar güç
Ne kadar sevgisizlik ,o kadar sevgi
Ne kadar zor, o kadar kolay
Düşler ülkesinin perdeleri aralanıyor
Kilit vuramazlar özgür ruhuma
Büyülü rüyalarda varım ben…
Kayıp bir tablonun fırça darbelerinde bedenim
Dantenin denkleminde yüreğimin haritası
Sonsuzluğun kollarında eşsiz dansım…
Bulabilirsen eğer mavi düşlerinde beni
Ne kadar aşk, o kadar sen…
19.07.2008
Mesa/ ANKARA 00.30

tanık olma..

Tanik olma durumu; Eve varis…

Tanik olma durumunun üç farkli adimi vardir.

Tanik olunmasi en kolay olan bedendir.Elimin hareket edişine, elimin kalktigina tanik olmak basittir.Yolda yurudugume tanik olabilirim,yemegimi yerken kendime tanik olabilirim.Bedenimin tüm eylemlerine tanik olabilirim.Her bilimsel yontem en basit adimdan yola cikar.Vippasananin ilk adimidir bedene tanik olmak.

Bedene taniklik ederken edineceginiz yeni deneyimler sizi oldukça şaşirtacaktir. Bu taniklik durumunda elinizi, elinizi izleyerek, farkindalik, dikkat ve bilinçle oynattiginiz zaman, elinize ait belli bir zerafet ve sessizligi hissedeceksiniz.Taniklik etmeden tekrarladiginizda ayni hareket daha hizli olacak fakat zerafeti yitirecektir.

Ikinci adim zihni izlemektir.Simdi daha az belirgin bir dunyaya giriyorsunuz: dusuncelerinizi izleyin.Bedeninizi izlemekte basarili olduysaniz bu konuda herhangi bir sikinti cekmeyeceksiniz demektir.Dusunceler ince dalgalardir, elektronik dalgalar, radyo dalgalari gibidirler ama ayni zamanda bedeniniz kadar maddeseldirler. Havanin gorunmez oldugu gibi gorunmezdirler ama hava da kayalar gibi bir maddedir, tipki dusunceleriniz gibi; maddesel ama gorunmez.Bu ikinci yani ortanca adimdir. Gorunmezlige dogru ilerliyorsunuz ama hala maddeyle ugrasiyorsunuz; dusuncelerinizi izleyin.Tek sart var yargilamamak.Yargilamayin cunku yargilamaya baslardiginiz anda, izlemeyi unutmus olacaksiniz.Yargilamaya herhangi bir dusmanligimiz yok.Serbest olmamasinin nedeni; yargilamaya basladiginiz anda, “bu iyi dusunce”, o bosluk boyunca taniklik etmiyorsunuz demektir.O anda dusunmeye basladiniz ve mesgul oldunuz.Olaylarin disinda kalamadiniz, trafigi yol kenarinda durup izlemediniz.

Yargilamadan izlediginizde yine sürprizlerle karsilasacaksiniz.Izleme durumunda dusunceler de gittikçe azalacaktir.Oranti kesinlikle sabittir.%50 taniklik ettiginizde dusuncelerinizin %50 si yok olacaktir.%60 taniklik ettiginizde dusuncelerinizin yalnizca %40’i kalacaktir.%99 oraninda saf taniklik durumuna ulastiginizda, yalnizca arada sirada dolanan bir dusunce olacaktir.%100 yargisizlik durumuna ulastiginizda, yalnizca bir aynaya donusmussunuz demektir:Cunku bir ayna asla herhangi bir yargiya varmaz.Cirkin bir kadin aynaya baktiginda bu ayna icin hicbir seyi degistirmez. Kimse aynaya bakmadigi zaman da ayna birini yansittigi zamandaki kadar saf bir durumdadir. Ne yansittigi goruntu ne de hiçbir goruntu yansitmama hali aynayi degistirmez. Taniklikda aynaya donusur.

Bu meditasyonda ulasilmis en buyuk noktadir.Yari yol asilmis en zor kisim atlatilmistir. Artik sirri oğrenmisssinizdir. Yalnizca ayni sirri farkli nesnelere uygulamaniz gerekir. Dusuncelerden daha hassas deneyimlere, duygulara, ruh hallerine, yani zihinden yurege ayni sekilde yargilamaksizin, yalnizca tanik olarak gecme zamani gelmistir.

Bu kez sizi bekleyen surpriz ise, cogu duygu ve ruh halinin sizi ele geçirdigini gormek olacaktir.Uzgun oldugunuz zaman uzgunluk sizi ele gecirir.Kizgin oldunuz zamanda kizginlik tum benliginizi kaplar, içinizi doldurur.

Yureginizi izlediginiz zaman deneyimleyeceginiz sey, sizi artik hicbirseyin ele geçiremeyecek olusudur.Uzuntu gelir ve gecer, uzgun olmazsiniz.Mutluluk gelip gecer, mutlu da olmazssiniz.Yureginizin derin katmanlarinda yasanan kipirdanmalar sizi hic bir sekilde etkilemez. Hayatinizda ilk kez ustaligin ne anlama geldigini tatmaya baslarsiniz. Artik onemsiz seyler icin ne bir kimsenin, ne bir duygunun bir o yana bir bu yana dogru cekistirip durdugu bir kole olmaktan kurtulmussunuz demektir.

Bu ucuncu durumda tanik olma basarisina ulastiginizda ilk kez ustaliga ulasmis olacaksiniz, hicbir sey sizi rahatsiz etmeyecek, hicbir sey sizi asamayacak, hersey bir dagin zirvesindeymissiniz gibi, sizden cok uzaklarda cok derinlerde kalacak.tum bedeninize, zihniniz ve yureginize bir izleyici konumunda olabildiginiz zaman, artik beklemekten baska yapabileceginiz bir sey kalmamistir.Bu uc adim kusursuzca gerceklestiginde, dorduncu bir adim bir odul olarak kendiliginden gerceklesecektir.Bu yurekten varliga, varolusun merkezine yapilan bir kuantum sicrayisidir.Bu sizin elinizde olan bir sey degildir, kendi basina gerceklesir, bunu unutmamamaniz gerek.

Bunu yapmaya calismayin, cunku boyle bir cabanin sonucu basarisizlik olacaktir. Cunku bu bir olusumdur.Siz uc adimi hazirladiginizda dorduncu adim, varolusun kendisinden gelen bir oduldur, bir kuantum adimidir. Bir anda yasam enerjiniz, tanikliginiz varliginizin merkezine hucum eder.Artik eve varmissiniz demektir.

Bu durumu kendinin farkina varma, aydinlanma, ulasilabilecek en üst ozgurluk olarak tanimlayabilirsiniz ve bundan baska hicbir sey yoktur. Arayisinizin artik en sonuna gelmissinizdir. Varolusun en temel gercegini ve bir golge gibi cevresine yayilan muthis haz ve mutlulugu bulmussunuzdur.

Osho, Olmeden Once Olunuz, 109-114 sf.

Oyuna farklı bir başlangıç…

Bir sabah açtım gözlerimi uyandım kendime. Hemen farkettim farklı bir uyanıştı bu, sanki bir başka göz daha vardı göz bildiklerimden başka ve o açmıştı kendini bu güzel dünyaya, doğduğumdan beri ilk defa. “Merhaba” dedim içimden gülümseyerek, “herşeye merhaba”

Gözlerimi gezdirdim etrafta herşey aynı gibi duruyordu, ama aynı değildi sanki. Ellerime baktım uzun uzun, sonra fırladım yataktan koştum aynaya kendime baktım, gözlerimde ne engin bir güzellik varmış, ne çok şey anlatmaya çalışırmış anladım. “Merhaba dedim içimdeki muhteşem varlığa “seni çok seviyorum”

Sonra çıktım sokağa yüzümde kocaman bir gülümseme, atladım arabaya gitmeye başladım her gün geçtiğim yollardan. Herşey konuşuyordu bana. “Nihayet gördün ben’i” diyordu ne kadar muhteşemim değil mi? “Evet” dedim “evet, harikasın, bütünüyle harikasın”. İnsanların yüzlerine baktım hepsi bir’in bir parçası, göz kırpıyorlardı bana. “İşte perde açıldı, hoş geldin yeni dünyaya”.

Sevgi taştı içimden anladım herşeydim ben, herşey de ben. Sevgiyi hissettim her zerremde , sevmeyi ne kadar özlediğimi anladım birden önemli değildi sevilmek, sevmeyi özlemiştim ben, kimbilir kaç zaman önce bırakmıştım bu güzel duyguyu, kaç zaman önce kapatmıştım gözlerimi, saklanmıştım perdenin arkasına , çabalayıp duruyordum, yarattığım dramlarla ağlayıp, içime sinmeyen kahkahalarla yetiniyordum. Hep bir eksiklik vardı. Sevilmeye çalışıyordum önce sevmenin gerekliliğini unutarak. Zannediyordum ki sevilmek di hayatı mutlu kılan. Oysa bu uğurda her çabaydı beni gerçek ben’den uzaklaştıran. Sevebildiğimi de sanırdım üstelik oysa ne kadar uzakmış yaşadıklarım bu tanımdan. Sevmek karşındakinin içteki muhteşemliğini görmekti öncelikle, sonra dış ta oynamayı seçtiği yüzüne kabul vermekti, saygı duymaktı varlığına, olmasına izin vermekti, değiştirmeye çalışmadan. Bütünü görüp severek, her bir parçayı kucaklamaktı yaşadığım. Ne muhteşem bir zeka vardı bu oyunun arkasında, hayran kaldım gördüklerime, o an yaşadıklarıma.

Hissettim kendi gücümü, anladım birden bana anlatılmaya çalışanları. Uzun zamandır zaten olduğum şeyi olmaya çalışıyormuşum ben anladım. Derin derin uğraşlar veriyormuşum, çabalıyormuşum. Oysa zaten ben mişim. Zaten sevgiymişim, zaten ışıkmışım. Bunları gördüğümde sanki bir kalıbın aktive olması gibi başladı sistem çalışmaya,uyandı tüm bilgiler güzel bir ışık yayılmaya başladı etrafa.

O an anladım endişelenecek hiçbir şey yoktu bu oyunda. Herşey olması gerektiği gibi en uygun çözümle yaratılıyordu olması gerektiği anda. Oyunun şifresi çözülmüştü artık. Tüm cevaplara ulaşabiliyordum bir anda. O andan itibaren karşıma çıkan her sorun karşısında bunalmak yerine söylediğim tek şey vardı “ bu sorun çoktan halledildi ve çözüm gelecek bana en uygun anda”. Nerden di bu güven? Ben’den. Bendim yaratıcı, bu oyunu kurgularken ve oynarken her sorunun cevabını da yazıp kaldırmıştım bir rafa. Hepsi ama hepsi duruyordu orada. O kaynağı unutmuştum sadece. Hatırladığımda oyun şekil değiştirdi bir anda. Herşeye gülmek geliyordu içimden , “bakalım bunun cevabı neymiş gelince görelim” diyordum her sorunda. Anladım ki görmemiştim o ana kadar bütünün zekasını oynadığım oyunda, kendi küçük penceremden bakmaya çalışıp çözmeye çalışmıştım, çözümden uzaklaşa uzaklaşa.Oysa yarattığım cevaba güvenmemek, beklememekmiş bütün aldatmaca.

Birde herşey kendisi olmalıymış sadece kendisi için varsa güzelmiş bunu anladım bir anda. An’da yaşamak dedikleri buymuş aslında. O an da yapılan, yaşanan ne ise onu tatmakmış ve farklı sorumluluklar yüklememekmiş hiçbir konuya. Sevmekse birini sadece sevmek olmalıymış ilişkilerde amaç. Oysa ne çok beklenti yıkmışım ilişkilerime yıllarca. Sevmek sevilmek ve sevgiyi hissetmek kenarda köşede kalan bir ayrıntı olmuş hiç farkında olmadan. Sadece “sevgi için olmalı” dediğim an o cevap ta çıktı geldi kısa sürede karşıma. Artık beklentim yoktu ve olmayacaktı bu duygulardan başka.

Anladım ki anda yaşanırmış herşey ya da hiç yaşanmazmış farkında bile olmadan. Geçmiş öldürürmüş bizi gelecek ise boğarmış. Gerçek olmayan bu iki kavrama odaklandığında yaratıcı gücümüz ne yapacağını bilemez susarmış, çünkü bu olmayan zamanlarda yaratım da olamazmış. Bir karmaşa saramış benliğin dört bir yanını, an’a gitmeye özlem duyarmış tüm benlik, çünkü yaratıcılık sadece an da varmış. Oysa ne çok uğraşmıştım geçmiş ve gelecekle, ne çok uzak kalmıştım an’dan. Hiç olmayan kavramlarla uğraşıp kendim de olmamayı seçmiştim uzun zamanlar boyunca. An’da gördüm var olan herşeyi, an da tattım, an da yaşadım. Ben an’da isem varım anladım.

Şimdi ne mi yapıyorum? Her sabah gülümseyerek başlıyorum bu güzel oyuna. Oyunun yaratıcısı olduğumu bilerek güvenle sarılıyorum hayata. Tad alıyorum kendime çektiğim her olaydan, yaratımdan. Karşıma çıkan her sorunda görüyorum bana yola çıkmış gelen cevabı, bekliyorum yüzümde kocaman bir gülümseme.Cevaplar geldikçe kahkahalar atıyorum yaratıcılığımın büyüklüğüne.

Seviyorum her an içimde sevginin muhteşemliğini hissederek ve sevilmeyi çekiyorum içime her anını hakettiğimi bilerek. Bir çocuk gibiyim kendi muhteşemliğinden başka bir şey bilmeyen. Birazda şımarık bir çocuk, aksi söylendiğinde gülüp geçen. Oyunum önemli bir tek, her sabah oynamak için kalkarım. “Ben’im ben” bunu söyler, her an bunu yaşarım.
Piraye Erdoğan

www.ruhsalplatform.com

üstat rakamlar:)

ÜSTAT RAKAMLAR (Hepsi aynı rakamlar) veya KIŞISEL KODLAR (aynı karışık rakamları tekrar tekrar görmek) olsun, sayısal yüklemeleri deneyimlediğiniz zaman bir dakika durun, bu enerjinin sizden doğmasına izin verin. En derin arzunuza odaklanın ve onun tezahür ettiğini görün. Evren şimdi düşüncelerinizin resmini çekti. Herhangi önyargılı olduğunuz kavramları kendinizden boşaltın ve bırakın ışık niyetlerinizin yıpranmış kenarlarını diksin. Kişisel evreninizdeki her rakam bilinçaltınızı DNA konfigürasyonları nın yeni modeline tetikliyor.
00, 000 veya 0000
Büyük boşluk, ne olduğu bilinmeyen, henüz doğurulmamış olan. Yüksek boyutlu akışa girmek, zaman matrikslerinin değişimi. Yaratımdan önceki yaratımın portalı. Her zaman evren ile bir olduğunuzun hatırlatıcısı. Kendinizi, koşulsuz sevilirken ve sarmalanırken Yaradan tarafından kucaklandığınız merkezin içinde hissedin. Tamamlanması gerekenleri kendinizin – tamamladığı içsel çemberin etrafında yürüyün.
11, 111 veya 11:11
Anında tezahür mesafesinde yolculuk eden tüm var olana Giriş Kapısı. Insan – yapımı tezahürü bırakma ve Meshedilmiş Yaratıma girme. Kapılar kapalı kapıları açar ve siz tüm kapıların arasındasınız. Düşüncenin 13 saniye süreleri ile bilinçli yaratımı. Kişinin içsel kalp arzularının bolluk içinde yaratımında Ruhüstü (Tanrısal Benlik) ile bir olmak.

22, 222 veya 22:22
Hayal kırıklığı olmadan tezahürün/yaratımın en yüksek sırası. Tüm sözcükler, düşünceler, eylemler ve niyetler büyümeleri için yağmur ile veya yağmur olmadan tohumlanır. Kutupluluk çevresinden çıkma. Zaman sizinle veya siz olmadan ilerler. Varsayım (kusur) ile yaratmayın. Niyetiniz ile bir modeli taşıyın, bilin ki sözleriniz, eylemleriniz ve hareketleriniz ile ektikleriniz büyüyecek ve cennet mevsimleri ile uyum içinde çiçek açacak.
33, 333 veya 33:33
Bu rakam size bir seçim sunar. Kutsal üçlü DNA yapınızdaki tetrahedron (3 taraflı piramit) içinde aktive edilir. Bu rakam yüksek derecede tekamül etmiş spiritüel varlıklar/üstatlar/ melekler/ Mesih ile bağlantı kurma fırsatını sunar. Bedeniniz, zihniniz, canınız, Ruhunuzun tekamülü ile anlaşma içinde. Bu rakamın içinde, kararsızlığın keskin bıçak tarafında bulunmanıza izin verilmez. Ruhüstünün bilgeliği ile bağlantı ve sonuç ne olursa olsun seçimlerinizin tümünde kutsallığı görmek.
44, 444 veya 44:44
Sizin için yapılan ışık temeli. Yeni fırsatlar istenmeden gelir. Düşünce ile, tuğla tuğla geleceğinizi inşa edin. Negatiflikleri ile hayallerinize çok fazla rüzgar üfleyenlere izin vermeyin. Kanıtı görene kadar derinden inanın. Ilahi gerçek olarak bildiğinizde dengede durun, ışık platformu sağlamlaşır.
55, 555 ve 55:55
Evren, isteseniz de istemeseniz de sizin için değişiklikler yapıyor. Evren Ruhunuzun izni ile yönünüzü değiştiriyor. Kendinizin kıyılarınıza yerleşene kadar vizyonu taşıyın. Bu değişim bazı uzun zamandır unutulmuş duaların yanıtı olabilir. Gelecek zihin gözlerinizde görmeniz için saklanmıştır. Akıntıların sizi görmenin bu noktasında sizden hala saklı olan olasılıkların yeni geleceğine götürmesine izin verin.

66, 666 veya 66:66
2004 yılında, 6’nın titreşimi kutsal yayınım olarak hissedilecek olan ışık titreşimine değişecek. Uzun zamandan bu yana insanlık “ 6” ile ilgili olan her şeyi negatiflik, şeytan, kötü olarak düşünmeye şartlandı. 6 rakamı kendi sayısal açıklamasına saygı duyularak yaşamın orijinal tohum düşünce/mavikopyasına geri dönmenizi istiyor. 6 dünyadandır, ama dünyada ve dünyadakilerde güzel bir kutsallık vardır. Dünya ana 2004’te kendi orijinal formuna geri dönmeye başladı. 6 rakamının gerçek özü ile hizalanarak inşa halindeki dünya – yolunda yolculuk yaparken uyum ve yumuşaklık bulursunuz.
77, 777 veya 77:77
Bu, spiritüel savaşçının titreşimidir. Kendi içinde ve ruhunun içinde dar yolda yürüyenlerdir. Yedi ışık için, ışık tarafından ve ışık ile çalışır. Yediler yer, içer, düşünür ve ışıktan konuşur. Yedilerin ışığın sınırlarının dışında dolaşmalarına izin verilmez. Yedi sizi yuvaya getirir, burada mucizeler her anda olan olaylardır, herhangi bir formda ve tüm formlarda yıldızlarda uçabilir ve dans edebilirsiniz. Yedi harikalar, sihir ve mucizelerin doğal olaylar olarak görüldüğü bir yerdir. Yedi sizin doğal varoluş halinizdir.
88, 888 ve 88:88
YUKARDA NASILSA AŞAĞIDA VE IÇINIZDE ÖYLEDIR. Bu konfigürasyon size tüm geçirgen sınırlamaları aşmanıza eşlik eden sonsuzluk portalını verir. Normal sınırlarınız olarak bildiklerinizin ötesine gitmenin rakamıdır. Sizin aya uçmanızı ve geriye dönerken Samanyolunda durmanızı ister. Saf spiritüel atomik enerjidir, saf güç kaynağıdır. Başarı, refah ve evrensel kutsamaların tadı eklenmiş büyük iştir. Sonunda Kutsal Yaradan’ın size vaat ettiği ilahi mirasınızı hatırlamaktır. Sizi dünyasal sınırlamaların üzerine yükseltir ve zenginlik ve cömertlik yerine çıkartır.

99, 999 veya 99:99
Kozmik ve kişisel tamamlanma, SON! Kalbin, ruhun sevgisinin bir sonraki seviyesine giriş ve kendini iyileştirerek gezegenin tekamülüne hizmet etme. Dokuzun yüksekliğinden Işığın bir sonraki seviyesine serbest – düşüş. Aynı nefeste her şeye giriş ve çıkış. Bilinmeyen armağanlara kuantum sıçrayışı dokuz vasıtası ile gelir. Görmeye ve zamanın bu dakikasında olduğunuzdan daha fazlası olmaya hazır mısınız? Dokuz çoklu seçimlerin cennetsel hattında foto finiştir.
(Çeviri: Saffet Guler)