Laniakea – İlk Yorumlar

Beklediğim kadar iyi olmuş kitap.. Hatta çok daha iyi.. Dahası,  “işte budur” dedirtti bana kaç defa.. Yani o kadar kafamdaki modele yakın..
Seninle aynı frekansı yakalamış olmaktan – bilmiyorum kaçıncı defa – derin bir memnuniyet duydum yine.. Sen yalnızca filozof değilsin güzelim, yeni dünyanın kurucularındansın.. Tamam rüya, tamam senin anladığın birlikte yaratma ama ben hep derim varlıkların özgül ağırlık dereceleri farklıdır. Biliyorsun astrolojide anne karnındayken aldığımız tutulma etkisi, bu reenkarnasyondaki  varoluş nedenimizi işaret ediyor.  Senin tutulman  Oğlak burcunda.  Yani yeni sistemler, kurallar  ve yapılar kurmak için buraya gelenlerdensin.. Bence ele başlarından hem de.
Okuyanları çok değişik düzeylerden anlam çıkaracak tabi, ama yine de bu gerçekliğe biçim verecek , çünkü çok güçlü bir şekilde ifade edildi.
Daha detaylı yorum için bir daha okuyacağım canım.
Ruhuna, kafana, eline sağlık
Rezzan Terzi-Nisan/2016
💜💚💛
Hayatımda ilk kez bir Türk yazarın yazdığı Türkçe Bilimkurguyu bu kadar büyük bir zevkle ve merakla okuyorum Sibel’cim. Okuduğum (ki iyi bir okuyucuyumdur bu konuda çocukluktan beri) kadarıyla Bilim Kurgu’nun priması olmuş. Ama aynı zamanda bence hakikatin de özü. Bir de okurken resmen o alemlere gidiyorum yani tasvirler muhteşem. Tabii ben de yetenekliyimdir imajinasyonda 🙂
Tam okurken iç sesim “Kolektif Bilince Yolculuk” diye bir şey söyledi. Bilmiyorum artık…
Tüm kalbimle söylüyorum çok beğendim. Beni bu kadar heyecanlandıran ve meraklandıran ilk Türkçe bilim kurgu polisiye ama bu betimleme bile az.
İyi ki varsın. Seni seviyorum.
Feryal Çeviköz Nisan/2016
💜💚💛
Yeni Dünyanın kutsal kitabi bu olmalı☺ Çok etkilendim, birçok kısmı tekrar tekrar okuyacağım. Bütün gizemleri açığa çıkarmış gibi, bütün kilitli kapıları açmış gibi. Her sey bir yana o yarattığın şahane gelecek beni kendi adıma o geleceğin yaratıcılarından biri olmaya talip ettiren umut dolu pırıl pırıl bir kitap. Ellerine varlığına sağlık, teşekkür ediyorum ☺
çok daha fazlası aslında. Şimdilik ancak bu kadar Çıkıyor ağzımdan. Büyük bi sevgiyle yapmışsın bu isi, bunu çok yoğun hissettim. Aynı zamanda bu kurgunun gercekleşmesinin ne kadar mümkün ve elimizde olduğunu hissettirmişsin. Kocaman sevgiler☺
Hanife Altuntaş – Nisan/2016
💜💚💛

BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürmek

“Oynamak istiyorsan hadi oynayalım; fakat ölüme kadar oynuyoruz. Bu niyet içinde hayatımı oynuyorum, hiç de azını değil. Sonumun bir yerlerde beni beklediğini biliyorum, bundan kaçınmak için yapabileceğim bir şey yok. En büyük YOĞUNLAŞMAYLA yolumu katedeceğim. Yaşamak sorumluluğunu bütünüyle kabul ediyorum, her şey için her şeyi göze alacağım.” der Castaneda. ve ilave eder:
“Disiplin, bir savaşçının anlayışına göre, yaratıcıdır,açıktır ve özgürlükten doğar. Bu, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. Alışkanlıklarımızın menzilini aşan durumları değerlendirmek ve bedeli ödenesi olan bilgi muharebesiyle yüzleşmeye cesaret etmektir. Ne olursa olsun, eylemlerimizin sonuçlarını kabul etme cesaretidir, acıma ya da kabahat duygusu olmadan.”
Yani disiplin, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. BİLME duygusu ki buna ben kısaca AYMA diyorum, günlük hayatta zaman zaman, rüya görüşmelerinde ise sıkça yaşadığımız bir andır. Ve kişinin yüzündeki yansıması; tarifsiz bir şaşkınlık, hayranlık dolu bir saygı olarak belirir.
Sorumluluğu %100 alıyorum. Ho’oponopono. aloha

Işınlama

isinlanma

Işınlamanın ne olduğunu hepiniz filmlerden az çok bilirsiniz. Bir yerden bir yere ışık hızıyla transfer. Şu anki bilgilerimiz ışığında bu işlem teorik olarak mümkün, fakat teknik olarak yetersiziz. Başka teoriler elbette bulunabilir fakat şu an ki teorinin etik açıdan bir problemi var.

Öncelikle ışınlamanın teorisi hakkında bir ön bilgi vereyim. İnsan ışınlayacağımızı varsayalım. Bunun için iki süper bilgisayarımız var. Biri dünyada biri de marsta. Dünyadaki bilgisayarın görevi sizin bütün moleküllerinizin yerlerini tespit etmek ve bunları bilgisayar “data” larına (verilerine) çevirmek. Daha sonra bu verileri radyo dalgaları sayesinde (ışık hızıyla yol alırlar) marstaki bilgisayara göndermek. Marstaki bilgisayarın görevi de gelen veriye göre, elinde bulunan malzemeden (karbon, su, hidrojen, vs vs tüm molekül çeşitleri) bir zemin üzerinde dizmekten ibaret.

Böylece işlem bittiğinde yeni bir insan oluşmuş olacaktır.

Buraya kadar herşey yolunda. İşte şimdi etik problem başlamakta. Geride kalan insana ne olacak? Her ışınlamada arkada kalan öldürülmeli mi? Yoksa onlar biriktirilmeli mi? Her ışınlama da artan popülasyon nasıl dengelenecek. İki kişi olmak kimse istemez. Işınlanmış kişi için bir problem yok. O hayatına devam etmek isteyecek.

Işınlamanın etiği üzerine belki seyretmişsinizdir, Prestij isimli bir film var. Çok önceden ortaya atılmış bir problemin beyaz perdeye yansımasıdır.

Bir Kadını Öldürmek-Okuyucu gözünden

Bir Kadını Öldürmek’in şimdiye kadar okuduğum kitaplardan oldukça farklı bir yapısı var.Kuramla hayatın sıradan akışındaki hikayelerimizi hemde bir kadınla bir erkek arasında geçen o biteviye yaşanan didişmeleri öyle ustalıkla birbirine geçiriveriyor ki,kitaba bağlanmamak elde olmuyor.
“Eğer bu fikirler hakkında yalnızca bir şeyler duyarsanız ya da yalnızca onlar üzerine okursanız, onlar sadece sözcükler olarak kalırlar. Ama bunları kendiniz için doğrulamaya başladığınızda, her bir fonksiyonu kendi içinizde anladığınızda ve bunların her biri ile bağlantılı olan kendi duygularınızı ve hislerinizi keşfedip farkına vardığınızda, o zaman bu bilgi haline gelir.”P. D. Ouspensky.
Kitabı okurken ben bunu yaşadım.
Bu okumamda farkında olmadan kendi kendime sorduğum bazı sorularıma cevaplar buldum,bir çok konuda taşlar yerine oturdu.Bir de eylem kararı sadeleşmek…
Bir sonraki okumamda kitabın büyüsü kendini bana nasıl açacak şimdiden çok merak ediyorum.

teşekkürler sevgili Atasoy

Ezgi

*

Bir Kadını Öldürmek/ Sibel Atasoy

Sonu hakkında en küçük ipucu vermiyorsa, Yaa acaba sonraki bölüm hangi ziyafeti sunacak beklentisini dibine kadar hissettiriyorsa, bu kitabı benim daha çok defa okumam gerekir bilemiyorum dedirtebiliyorsa VE DAHA NELER NELER ..,. O zaman bunun adı KOCA KİTAP oluyor Teşekkür yetebilen bir kelime değil …

Bazı altı çizilesi cümleleri paylaşmak istiyorum:

Her bünyenin acıkma süresi farklıdır.

Asla, sonsuza kadar, daima, hiç … gibi kelimeler … Hayat,bu tür çok iddialı kelimeleri insana yalatmak içinmiş, diyorlar.

Acıma, aşkın yapay olarak ki canlandırılma çabasıdır.

“OK” ön Türk dilinde yüce insan, yönetici anlamına geliyor. Zaten cinsiyet simgesinde de “ok” erkeği temsil ediyor.

Orgazm olunca hem bir şey buluyor hem de kaybediyoruz. BİR’liği buluyor ayrılığı kaybediyoruz. Ve bu, demek ki bizi rahatlatıyor.

Karısı ölen adam haftasına ölür ya da 40 gün sonra yeniden evlenir; bitmemiştir çilesi besbelli 😊

İnsan, bir şey bakarken yeterince uzaklıkta durmalıdır. Çok yaklaştığında bir seviyeden sonra alt oyunların detaylarına kapılır, seviye kaybeder. Çok uzaklaştığında da aynı sonuç .. Bakış mesafesi oyunun en önemli unsurudur.

Olduğunu sandığımız her şey ancak algımıza çarptıktan sonra bilgiye dönüşüyor. Her an yalnızca bir anı bizim için. Hep bir önceki andayız biz. Ve hep algımızın bulunduğu yerdeyiz. Algımıza çarpıp önceki bilgilerle test edilen ve uygun bulunanlar bizim var dediklerimiz oluyorlar. Düşünceler ise dünya oyununun geçmiş ve geleceğini inşa eden yapı taşlarıdır.

‘Bir Kadını Öldürmek’in önsözünde açık olarak verilen ifade, “bu kitap çok fonksiyonludur ve çok boyutludur ve mutlaka kullanma kılavuzuyla okunmalıdır” Yani yazar, bu sıradan bir stille yazılmış kitap değildir, diye belirtilmiş. Kitabın 1/3’lük kısmını okudum henüz, ama kitap şu anda bulunulabilirken, bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum; haz, lezzet, merak bu kitapta toplanmış 😊

Yavaşla!
Daha da yavaşla!
Ölmeyecek kadar yavaşla!
Enerji biriktir!
Tekrarlara azami dikkat göster!
Maddi Ma’nevi bütün ağırlıklardan kurtul!
Sezgilerine kulak ver!
Tüm konularda sadeleştirme yap!
Niyetini sık sık kontrol et!

Şunu samimi olarak düşünüyorum: Bu eser hakettiği noktada değil, birşeyler daha yapmalı ve daha çok zihne ulaşmalı, hem de genç zihinlere

Fahri Yavuzer

*

2005 yılında ilk baskısını aldım, okudum. Aradan geçmiş yaklaşık 10 yılda en az 15 kere daha okumuşumdur. Tam artık neredeyse ezberledim diyecek gibi oluyorum, bir yerlerde sıkışıp kalmış minicik bir anlam gözüme gözüme giriveriyor ve haydaaa buyur burdan yakalım bakalım oluyorum. Bu kitap özel’dir. Bu kitap çok özeldir. Kimisine öf nedir ki bu yani şimdi, hiçbir şey anlamadım dedirdir. Kimisini de açıla açıla bitmeyen katmanlarına her seferinde biraz daha büyümüş bir merakla dalma isteği uyandırır.

Esin Esin

*

Sırıtkan Kırmızı Ay harikaydı. Son 170 sayfayı neredeyse yutarak okumuşum 😀 Keşke senaryolaştırılsa ve film olsa. Böyle bir ekip bir gün olursa, ekipte ben de olmak isterim, istiyorum. Günaydın, güzel geçsin gün.

Gülbahar Biler