Evren

Eğer birgün biri çıkıp da: Evrenin hangi nedenle ve niçin burada var olduğunu keşfederse, “Evrenin birden bire yok olacağını ve yerini, çok daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin olacağını” öne süren bir kuram vardır.

Bir başka kuramsa, bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer.

Sonsuzluktaki Tanrı

Bir gün karşınıza bir cin çıkar ve dile benden ne dilersen der. Tek dilek hakkın olduğunu söyler. Fakat siz birden fazla dilek istediğiniz için cin’e ilk dileğinizi söylersiniz. “5 dileğim gerçekleşsin.” Oysa bu bir meta dilektir. Cin sizin meta dileğinizi yerine getirmeye yetkili olmadığını bunu tanrıya sorması gerektiğini söyler. Tanrıyla konuşup konuşamayacağını sorarsınız cin’e. Direk olarak konuşamam der ve bekleyin lütfen deyip;

1 saniyede meta cine (yani kendisinden bir üst yetkili cine) sizin dilek hakkınızı sorar,
Meta cin, metameta cine 0.5 saniyede, Metameta cin de metametameta cine 0.25 saniyede sorarak ve bu şekilde 2 saniyede soru tanrıya ulaşır.

2 saniyede cevabın gelmesi sürer, toplam 4 saniye sonra meta dileğiniz kabul edilmiştir.
Bu sefer merak edersiniz ve tanrının ne olduğunu sorarsınız cin’e ve şöyle açıklar:
“Benim veya herhangi bir meta^x cin in tanrısı, kendinden üstte kalan sonsuzluktur.” der. “Herhangi bir noktada bulunan cin için tanrıya olan uzaklığımız aynıdır ama gördüğünüz gibi O’nunla iletişim kurabiliyoruz bu şekilde. Ve 4 saniye içinde cevabı alabiliyoruz tanrıdan. Tanrı sabit bir nokta değildir, bu sonsuzluğun kendisidir.”

Doğada Bilim ve Zaman

Şu “Bilim” sözcüğünü ele alalım önce. Nedir bilim?

Doğada bilim var mıdır? Yok diyor Einstein. Doğada bilim gibi, zaman da yok, diyor. İnsan beyninin icadıdır bunlar. Ne vardır doğada? Madde ve enerji vardır ve ikisinin birleştiği hareket… Düzenli, sistemli bir hareket. Atom altı çekirdeklerden Galaksilere kadar, daire ya da elips düzeninde durmayan bir hareket…

Doğada bilim ve zaman yoksa bu bilim ve zaman sözcükleri nereden çıkıyor? Bunların varlığını biz biliyoruz. Nasıl olur da olmazmış doğada bilim ve zaman! Bunlar insan beyninin ürünleridir. Doğada insan olduğu için, insan beyni olduğu için bilim ve zaman var. İnsanın doğayı öğrenme çabası olduğu için var bu bilim ve zaman deyimleri. İnsan icadı olarak. Ve sadece insanlar için var. Doğada insan beyni olmasaydı bunlar da olmazdı.

Doğa bilimleri insan beyninin doğayı anlama, keşfetme merakidir. İnsanın doğanın ve doğanın bir parçası olarak kendi varlığının, ayrımına, ya da bilincine varması doğa bilimlerinin başlangıç noktasıdır. Aynı nokta, yani insanın doğanın varlığının, doğanın bir parçası olarak da kendisinin varlığının ayrımına ya da bilincine varması, doğa dinlerinin de başlangıç noktasıdır.

Korku ve merak
Devamını oku “Doğada Bilim ve Zaman” →

Kızılderili ve Beyazadam

“Duwarmish” Kızılderililerinin Reisi Seattle’ın “Washington’daki Büyük Başkan”a, yani 1853-1857 yılları arasındaki Amerikan Cumhurbaşkanı Franklin Pierce’a göndermiş olduğu mektuptur:

Washington’daki Büyük Başkan topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş Büyük Başkan… Ama biz sizin, dostluğunuza ihtiyacımız olmadığını biliriz.

Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz? Ya da satabilirsiniz? Ya toprağın sıcaklığını? Ağzımdan çıkan sözler yıldızlara benzer Büyük Başkan, hiç sönmezler. Bu yüzden söyleyeceklerime güveniniz. Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına… Sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?

Kutsaldır bu topraklar benim için ve ulusum için… Yağmur sonrası ışıltılı her çam yaprağı, denizi kucaklayan kumsallar, karanlık ormanların koynundaki sis, şakıyan böcekler… Ve bilin ki: Kızılderili adamın anıları ağaçların öz suyunda saklıdır. Toprak bizim anamızdır. Washington’daki Büyük Başkan bizden topraklarımızı istediği zaman, bütün bunları istemektedir. Büyük başkan bizim babamız, biz de onun çocukları olacakmışız.

Büyük Ruh ulusumuzu sever; fakat nedendir bilinmez, Kızılderili çocuklarını terk etti. Şimdi size makineler yolluyor ve çok yakında beklenmedik yağmurlar sonrası yataklarımıza taşan ırmaklar örneği, beyaz adam bu toprakların her karışını dolduracak. Bizler yetim kaldık. Çünkü başka ırklardanız; çünkü ihtiyarlarımız farklı öyküler anlatırlar. Bilesiniz ki; derelerin ve ırmakların içinden geçen sular sadece su değildir, atalarımızın kanıdır o. Babalarının mezarını geride bırakır beyaz adam. Toprağı çocuklardan çalar. Açlığın dünyayı saracak beyaz adam ve ardında koskoca bir çöl bırakacaksın. Sabahın sisi dağların karnından doğan Güneş’i görür ve kaçar. Demir at (lokomotif) öldürüp çürümeye bıraktığınız, binlerce buffalodan nasıl kıymetli olabilir? Nasıl? Anlamıyorum. Hayvanlar insanları bıraksa, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez mi? Hayvanların başına gelen, insanın da başına gelecektir. Toprağın başına gelen, oğullarının da başına gelecek…

Çocuklarımıza bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretin. Toprak bizim anamızdır. Ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusunun içindeki bir liftir sadece…
Devamını oku “Kızılderili ve Beyazadam” →