Duyu limitasyonlarımız

Bir kum tanesinde bir dünyayı görmek için
Ve yabani bir çiçekte bir cenneti,
Avucunun içindeki sonsuzluğu yakala
Ve bir saatin içindeki ebediyeti. (Blake)

Bu kelimelerin güzelliğinde, evrenin büyüklüğünü anlamak için ihtiyaç duyduğumuz her şeyin her bir parçanın basitliğinde bulunduğunu hatırlarız.

Bilimciler zamanın olmadığı bir yeri, meydana gelen bir şeyle bir sonraki arasındaki boşluğun hiçbir anlam taşımadığı ve anlaşılır olmadığı bir âlemi, bu kafa karıştıracak kadar küçük anlarda bulmuşlardır. Buna Planck zamanı denir. Planck zamanı, 10-43 saniyelik bir aralıkta (bu arkasında 43 tane sıfırın bulunduğu eksi 10″dur) meydana gelen bir şey olarak ölçülür. En azından şimdilik fiziksel dünyada bir anlamı olan en küçük zaman birimidir.

Bu bizi zamanın gerçekliğine ve Planck zamanından küçük aralıklarda ne olduğuna geri getirir. Sonuç şudur ““ Planck ölçeğinin altında gerçekleşen şeylerde zaman kaybolur.
Başka bir ifadeyle bu kadar küçük ölçeklerde meydana gelen şeylerin fiziksel dünyamızda anlamı yokmuş gibi görünür.

Zaman gerçekten var mıdır yoksa ona anlam kazandıran bizim deneyimimiz midir? İlginç şekilde sorunun her iki bölümünün cevabı da aynı görünmektedir. Cevap “evet”tir. Her şey sözünü ettiğimiz gerçeklik düzeyine ve bizim o gerçeklik içindeki yerimize bağlıdır.

Rodin Bobini ve Dahası

Aşağıda BlueBox sitesine yazdığım bir yorumu görüyorsunuz. Sorum bu iletiye rastlayan herkese açıktır, ilginizi beklerim sevgili okurlar

Merhaba, Haarp konusu giderek popüler bir ilgi alanı haline geldi ve gerçekten de ilginç bir konu ama manyetik alan denemelerinin adı bilinmeyenlerinin de olduğunu sanıyorum ben yani HAARP bi şey vadetmeyen bir ipucu gibi ilgiyi kendinde toplayıp belki asıl denemelerin aranmasını engelliyor olabilir. Tabi bu da başka bir komplo teorisi olabilir. 1999 yılında depremden hemen sonra yazdığım Sırıtkan Kırmızı Ay romanında bir zaman kayması olmuştu. 11.11.1999 tarihinde olmuştu olay, ben bunu romanda tam olarak çözemedim, keşke bilimkurgu meraklıları dışında sizler gibi teknikçiler de okuyup fikir beyan edebilseydi, bu beni sevindirirdi. Her neyse sayfanızı çok başarılı buluyorum, yorumlarıyla katılanlar dahil tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunarım. Sayfanızda bir iletişim adresi vermediğiniz için sizlere aklımdaki soruyu buradan yazmak durumunda kaldığım için beni affedin; acaba Rodin Bobini konusunu incelemeye vakit buldunuz mu? İlgilenmeye değer bulur musunuz? Sibel atasoy http://www.bluebox.bbs.tr/haarp

Bir başka konu da 188 gün komlo teorisi http://www.bluebox.bbs.tr/188-gan-teorisine-eklemeler#comment-64401 Yazı sahibi şöyle bir yorumda bulunmuş Mart 2012 de: “evren belli bir denge üzerine kuruludur, doğal olarak da bu dengenin sabit kalması için inanılmaz bir manyetik mekanizma mevcut. Bulunduğumuz sistemin de sürekli hareket ettiğini, bunun ile beraber Dünya’nın da belli bi dönüşü olduğunu ve son olarak Güneş’in etkilerini oluşturduğumuz denkleme eklerseniz ortada mantık bulanmasının olmadığını siz de göreceksiniz. Değerlerin devamlı anormal seyretmesi gerekmiyor. Dünya zamanla kendini bulunduğu duruma göre parça parça adapte ediyor. Tabi bu adaptasyonlar da bize doğal afet veya mevsimsel sorunlar olarak geri dönüyor. Siz şu anda Dünya’nın normal bir şekilde ilerlediğini düşünmekte iseniz problem burda başlıyor demektir. Çünkü şu son 5 yıllık süre içinde Dünya çok büyük değişiklikler geçirdi. Bunlara örnek; Kuzey-Güney veya diğer sıcak su akıntılarının normal seyrinden çıkması, inanılmaz iklim bozuklukları, depremler, sel felaketleri, Dünya manyetiğinde problemler, garip ses olayları, derin dairesel çukurlar, ilginç Güneş patlamaları… Gerçekten daha sayabilirim. Bu size birşeylerin değiştiğine bir kanıt değilse açıkcası başka bir kanıt sunabileceğimden emin değilim. Sonuçta bu saydıklarım şu anda bulunan tüm fiziki kanıtlardır.”

Ben de ilgilenen herkese soruyorum: Dünyada  dengenin sabit kalması için inanılmaz bir manyetik mekanizma mevcut. Buna katılıyorum. Sizce bu mekanizma rastgele midir? Bir merci tarafından kurulmuş ve koordine mi edilmektedir? Ya da dünyadaki insan dahil bilemediğimiz bilinç unsurlarının bir bileşkesi tarafından mı yönetilmektedir?

Bir başka sorum da Z-machine prensibi ile ilgili. Anladığım kadarıyla pek de yeni olmayan ve yine sonsuz sorunsuz bir enerji elde etmekle ilgili bir başka proje bu da ancak hakkında türkçe kaynaklarda pek bir şey bulamadım. Eğer bu sorum,  konuyu bilen teknik ve düşünen insanlara rastlarsa belki bana myardımcı olabilirler ümidindeyim.

Ayırmak, yalıtmak nedir aslında?

Bilimsel gözlem bir deney yapıp kesin sonuç almak demektir. Deney yapmak için o nesneyi
çevresinden ayırıp “belirtmeyi” ve “yalıtmayı” gerektirir. “Kesin sonuç almak” demek sayısal olarak belirtmek demektir. Çünkü Kuantum bir matematik kuramdır. Ama aslında dalgasal özellik kaybolmuş değildir, sadece deneyle ya birini veya diğerini gözlemleyebiliyoruz. Gözlem yapıldığında “dalga fonksiyonu” çöker.

Dalga, belirli bir yer kaplamadığından deney ve gözlemle yeri kesinlikle bilinemez. Bu belirsizlik Kuantum Kuramının temel özelliklerinden biridir. (H.Berkmen)

Benim aklıma gelen soru da şudur: Acaba yalıtma işlemine varlığın merkabahı dahil olmakta mıdır? Yani onu ayırdığınızda aslında merkabahından koparıyor olduğunuz için mi dalga çöker?

(Muhtemelen sadece saçma bir soru ama belki birine yararlı bir çağrışım yaptırabilir.

Güneş patlamalarının insanlar üzerindeki fiziksel ve bilinçsel etkileri

Güneş patlamalarının insanlar üzerindeki etkileri yavaş yavaş belirginleşiyor, aşağıdaki yazıda görülen belirtilerin hepsi iki yıldır üzerimizde. Bütün bu çileleri boşuna çekmediğimizi bilmek de işe yarayabilir; Bilincin arkasına saklanmış şeyleri ortaya çıkarıyor!
Şimdi bu saklambaç oyunun ebeleyeni (yoksa ebesi mi) olmak da bizlere düşüyor, dayanışma lazım. Geri bildirimler lazım. Başka?
(araştırmayı yapıp bize bilgi veren Deniz arkadaşımıza teşekkürler)

http://www.carliniinstitute.com/solar_flare_symptoms
“Deneyimlediğimiz şey sadece güneş değil. Galaksideki çok daha büyük olaylar güneşi harekete geçiriyor. Birçok kişi yaşadıkları deneyimleri ve semptomları başkalarıyla paylaşmıyor. Delirdikleri düşünülmesin diye. Ama birçok kişi aynı semptomları yaşıyor. Bİrçok kişi delirmediğini kanıtlamak için doktorlara gidiyor.
Bİrçok kişinin başta basınç, başağrıları, migren, doğru düşünebilme zorluğu, düşüncenin ortasın kelimeleri unutma, ve kulakta çınlama duyduğu konuşuluyor.
Hipotalamus ve pituatry bezi (3.gözle ilgili) güneşten gelen dalgalarla gelen bu yeni frekansa ayarlanıyor ve her hücremiz dışarıdan gelen bu titreşimleri alıyor.>
Birçok okuyucum, çok bitkin ve tükenmiş hissettiklerini söylüyor- ki bu vücudun yeni enerjiye ayak uydururken dinlenmek istediği anlamına geldiğini söylüyor. Birçok kişi bunun farkındalığına varıyor. Birçok kişinin sezgisel yetenekleri uyanıyor. Sinir sistemi bu durumdan etkileniyor, bu sebeple birçok kişi gergin.
Mide ağrıları , iştah kaybı, iştah artışı, sindirim bozukluğu görülüyor.
Kalpte ritm bozukluğu görülüyor. Ve ısı hassasiyeti görülüyor vücutta. Bazı yerler ısınıyor, diğer yerler sebepsiz soğuk. Birçok kadın hormonların etkilenip, etkilenmeyeceğini soruyor. CEVAP evet!

Birçok kişi öncekilerden çok farklı rüyalar gördüğünü söylüyor.
Vücut bu enerjileri hazmetmek için çok fazla çalışıyor, o yüzden çok suya ihtiyacı var. Bu dönem ekstra su içmek gerekiyor. Kafein azaltılmalı. Vücut susuz kalmamalı. Vücudun enerjisini artırmak için Omega 3 alınmasını öneririm. Vitamin B complex sinir sistemi ve beyin fonksiyonları için önemli. Depresyon için lavanta esansı eklenmiş banyo yapılmalı.

Güneş patlamalarının insanlar üzerindeki etkilerini inceliyorum ve vertigo/başdönmesi yaşayanların benimle kontağa geçmesini istiyorum. YÜze ateş basması yaşayan var mı? Ya da hiç yaşamadığı başka semptomlar? Bana yazın :
Heather Carlini C.M.Ht.

http://www.mysticmamma.com/recent-solar-flare-activity…/
“Bilincin arkasına saklanmış şeyleri ortaya çıkarıyor. 
Eğer bir konuda sorun yaşıyorsanız bu dönem, o şey ruhunuzla bağlantılı olmadığı için oluyor. Ruh artık çok güçlü, yeniye doğru bize liderlik yapıyor. 
Kontrol etmeyi bırakıp, ruhunuzu takip edin. Hala eskiye mi bağlısınız, yeni bir şeyin rehberliğini red mi ediyorsunuz? Eski yolun tek yol olduğunu mu düşünüyorsunuz, ya da çok çalışırsanız her şeyin gelişeceğini mi düşünüyorsunuz?

Biz yeni bir aşamadayız. Çok iyi çalışmayan şeyler, yeni alanınızda yok. Onları gelecekte sizin için ne olduğunu bilmeseniz bile bırakabiliyor musunuz? Yeniliklerin rehberliğine güveniyor musunuz?

İşte bu soru aslında, “ölmeden ölmeye hazır mısınız” demektir bence.

Çok Yönlü iletişim

Televizyonlar tek yönlü iletişimin demode araçları olduğunu çoktandır biliyorlar ve bu sebepten reyting sistemi Nielsen İzleyici Oranları adıyla ilk kez 1950 yılında uygulanmaya başladı ve bugüne kadar da geliştirilerek devam ediyor. Bu sistem her ne kadar reklam verenler için icat edilmiş gibi görünse de daha derin düzeyde iletişimin tek yönlülüğünün tedavi edilmesi ihtiyacıdır bence. Fakat ne kadar gelişse de iki yönlü hatta çok yönlü bir iletişim halini alamayacaklar. İşte bu tekillik, televizyonların tıpkı gazeteler gibi eskiye dair nostaljik birer varlık olarak hikayemizde yerini koruyarak yavaş yavaş gündelik yaşamımızdan çekilmesinin kaçınılmazlığıdır.

Televizyon ve gazete için söylediğimiz tekillik, çift yönlü iletişim aracı telefon ve çok yönlü internet için geçerli olmaz.
İletişim araçları içindeki gömülü sistemler ise yani filmler, romanlar,öykü ve şiirler gibi ürünler gelip geçmezler, her seyreden her okuyanda hatta aynı kişilerin her yeniden dikkatlerini ürüne lütfettiklerinde yeni birer anlam bularak sonsuzca update edilir ve zamanları aşarak insan varoldukça ebediyen yaşarlar. Ürünlerin yapıcıları da bunun farkındadırlar üstelik, ürünler kendilerine ait değildir, anonimdir, öyle ki kendi yapıtlarından öğrenmeyi sürdürebilirler hayatları boyunca.