Ebeveyn Baskısı

Gerçekte kusur ya da ideal tanımlaması sadece insanlar tanımladığı için var ancak insanın hem kendi doğasından gelen özellikleri var hem de evreleri. Bu evreler belli bir spiral dairesinde ( hem tek tek insanlar hem ülkeler için)tekrar edip durur, insanın bunların farkında olması anlamında büyük ve dayanışmalı bir çaba gerekiyor.
Toplum ya yerleşik kural ve ananelere ya uyarsın ya da seni deli ilan ederim diyor ya, biz de tolteklerden denetimli delilik kavramını öğrendik. Ve bu özetle; bi rolü sanki gerçekmiş gibi ama aslında numaradan oynamaktır. Çok başarılı bi aktör ya da aktris olmak gibi Bu da muazzam bi denetim ve kararlılık gerektiriyor ve öyle zıppadanak bi kararla olamıyor, belki bazıları doğuştan böyle yetenekler getirdikleri için daha kolay adapte olabilirler:)
Matrak bi  örnek vermem gerekirse, hani bi gün Adamus konuşmasında “hadi aydınlanmış biri gibi yürüyün, bi deneyin demişti de ben de çarşıda aklıma gelip bi deneyeyim demiştim! Çok ama çok komikti. Bu tür ciddiyetinize yaraşmayan uygulamaları sıklaştırmak lazım belki.
Toplum baskısı önce ailede başlayıp sonra tüm kurumlarca devam ettiriliyor. Şimdi eskiye oranla çok şey değişti gibi görünse de televizyonun hayata girmesiyle anne babaların çoğu kötekten vaz geçti fakat yöntem değiştirip aynı niyeti devam ettiriyorlar. Zaten Türkiyenin şu anda nasıl idare edildiğini, her an özgürlükten ve demokrasiden bahsedilerek aynı niyetin nasıl geri plandan uygulandığına bakarsanız ailelerin içinde bulunduğu durumu anlarsınız. Kendinizde gerçekten bi değişim olup olmadığını merak ediyorsanız Türkiye ailesine ve onun ebeveynlerine bakın ki her gün sizin için özel olarak videoya alınıyor,onlarca tv kanalında size siz gösteriliyor, anında görüntü 🙂

  • Turan Erdal Dogan Cüceloglu Türkiyede korku kültürünün hakim oldugunu söylüyor, sen ne diyorsun Sibel?
  • Sibel Atasoy Bence tüm dünyada, özellikle gelişmiş ve yarı gelişmiş bölgelerde aynı kültür var (amerikaya da öğretildi!) ve bunun neden olduğunu da daha önceleri konuşmuştuk, çünkü farkındalık için korku hızlandırıcı bir yöntem ve fakat gel gör ki bi yandan zaman yok, izafidir denilebilen bir devirde korkuyu hızlanmak için devam ettirdiğinizi söylemek aymazlık olur :)))) Demek ki bu yönten ardındaki niyet başka bi şeye dönüşmüştür, herkes düşünsün bulsun. Ve bu, burada her birimizin içinde var.
    İnsanlar zarar görmesin, zarla zorla bi rüya içinde devamlılık sağlanabilmiş ve gerçek(!) bi alan açılmışken insanlar bundan faydalanabilsin diye ortaya çıkan korku-tulma (aman çocuğum ateşten yanarsın koşma, ama çukura düşersin gezme, aman zehirlenirsin deneme, diyen annelerimiz sayesinde) artık amacını aşıp eril bir yöntem halini aldı:) İşte bu denetimli deliliğin en büyük zafiyetidir, kendi niyetini unutuverirsin ve kazdığın çukura düşersin! 🙂
    İşte tam da bu sebeple dayanışmaya ihtiyaç var. Denetimli delilik uygularken bir küçük gurup oluşturmak ve niyetini unutup çukura düşen olursa ona el vermek gerekir. Gurdjieff’in dediği gibi zindandan öyle elini kolunu sallayarak tek başına kaçılamaz, bunun yöntemi var, isteyen olursa söyleriz (önceden çok yazdım da usandım)

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş

Aşkınlığın Simgesi Olarak Kuş

“…Jung’un ruhun aşkın işlevi dediği şeyle insan en yüksek ereğine, kendi kişisel benliğinin tam gerçekleşmesine ulaşabilir. İnsanın aşkınlığa doğru olan çabalarını temsil eden semboller bilindışının içeriklerinin bilince ulaşmasına yardım edecek araçları hazırlarlar, kendileri de bu içeriklerin etkin ifadesidir… Bu simgelerin en arkaik düzeyinde şaman-büyücü Hilekar ile karşılaşırız. Gücü kendi bedenini terk ederek bir kuş halinde bütün evreni dolaşabilmesinden gelir. Bu olguda kuş aşkınlık için en uygun motiftir… Sezginin kendine özgü doğasını belirtir. Bu tür güçlere ilişkin kanıtlar yontma taş devrinde bile bulunabilmektedir. Joseph Campbell’in yazdığına göre Lascaux’da Trans halinde yatan kuş maskeli şaman resmi bulunur… Şamanlar ve kuşlar aşkınlığın simgeleridir ve çoğunlukla birbirine bağlıdır… Sibirya’da şamanlar şimdi bile kuş giysileri giyerler ve birçoğu annelerinin onlara bir kuştan gebe kaldığına inanır. Böylece şamanlar insanın gözüne en fazla bir kez görünen ulu güçlerin kutsanmış çocuğudur…”

Kuşlu Kadın- Karamürsel 2013- Yağlı Boya

kuşlu kadın

Kıpır Zıpır

Hatırlıyorum eskiden kitap okumamak beraberinde bi özür hissiyle açıklanır, ya da söylenirdi. Şimdilerde bu bi çeşit övünç gibi açıklanıyor, “kimsenin bilgisine deneyimine ve hayal dünyasına ihtiyacım yok, ben yeterim, havadan sudan her şeye hakimim, her şeyi biliyorum” vs buna yakın ifadeler kuruluyor. Belki de doğrudur, bunun böyle olup olmadığını görecek kadar yaşayabilecek miyiz bilmiyorum (sosyolojik değişimlerin en en kısacığı 30 yıl gerektirir) ancak doğrusu merak ederim bu toplu eğilimin sonucunu.

Derinleşme yerine yüzeyden paylaşım zamanı galiba.

Zaten derindeyken paylaşım da pek mümkün değil, önce alıp onları yüzeye çıkarmak gerekiyor, demek ki zaman önce derinlerden avlananların yüzeye çıktığı ve sadeleştiği bir zaman,. Böylece yüzeyden paylaşabilmek kolaylaştı, avcılık balıkçılık için süper zamanlama 🙂

En dingin, en sessiz sakin yerde/zamanda dahi her şey kıpır kıpır! Gözlerim bu kıpırtı aralığını algılayamıyor olabilir fakat bunu hissetmek yine de mümkün. Her an milyonlarca hücre ölüyor yenileri doğuyor, yaşlanıyor veya büyüyorlar, kımıl kımıl vıcır vıcır. Bi yanıyla korku filmi gibi diğer yanıyla dahiyane.

Sağlam Kazık ve Fırtına

İnsanlar, her şeyin bilinebileceğini, planlanabileceğini, şunu bunu yaparsalar her şeyin yolunda -beklentileri doğrultusunda- ve garantide olacağını varsaymasınlar; çünkü her zaman dağılım perileri de işin içindedir. Velakin insan önce eşeğini sağlam kazığa bağlayacak (bakış açılarını genişletecek yöntemleri bıkıp usanmadan uygulayacak) sonra gerisi allaha kalmış. Sağlam kazık, bi fırtınanın önünde nedir ki
Siz esas, bi fırtına olmasaydı ne yapardık onu düşünün 🙂

Bu arada;

Çoğu kez kestirmeden gidiyorum kendimi ifade ederken, üşeniyorum incik cıncık anlatmaya, okurlar aklımın içinde geziniyolar zaten sanıyorum, bunun için hepinizden özür dilerim. Ben kendi hızıma zaten yetişemiyorum, açıklamayı derinleştirdikçe “dalgadan zaten kopmuş parçacık varlığım” kayaya dönüşmeye başlıyor ve ben bundan çekiniyorum:( Neden mi? kayayı parçalamak daha zor oluyo sonra.

Örneğin bikaç sene önce şöyle yazmışım:

“Uyduruyorsam(ve bu sebeple gerçek oluşuyorsa) veya olacağı seziyorsam(gerçek dışımda oluşuyor ancak ben onu bi şekilde seziyorsam), ne fark eder?
Sonuca bakın frekans kardeşlerim, bu iki şeyden birinin doğru olup olmadığını anlamak için ZİHİNin size hazırladığı tuzağa düşmeyin. O gerçekten çocukça bir tuzak! Sonuca bakın:)
Sonuç şudur; ben gerçeğin ta kendisiyim..”

Şimdi buradaki ifademde aslında şu hissimi söylemek istemişim: Hayatım boyunca içimden geçen ya da ağzımdan çıkanların dış dünya diyeceğim bölgede gerçek olduğunu görmüşümdür ve bu beni biraz endişelendirmiştir, kendinden korkmak, anlayamamak filan gibi hisler.

Gözlerim aslında içimden geçeni dışarıya projekte eden bir araçtı adeta, sonra kuantum fiziği çalıştım ve bunun normal olduğunu anladım ancak hala kendimden çekincem geçmedi. Böylece biraz büyüdüğümde kendime sezgilerim iyi olduğu için bunları önceden hissedebiliyorum dedim. Kendimi buna ikna ettim, bu daha rahatlatıcı daha az sorumluluk yüklenici bi kabuldü. Uzun süre böyle gitti ve sonunda bi noktaya geldim ki öyle ya da böyle ne fark edecek yani! Hahahahahaha Kendimi önemsemekten korkuyormuşum ve aslında bu sistem herkes için böyle çalıştığına göre kendimi özelleştirecek – önemseyecek bi durum zaten yokmuş! Aman ne rahatlık! İşte böyle bişeydi yukarıdaki yazının içeriği 🙂

22-Kayra-Kuzey

Bizi saran gerçek güzellik  ve kayra asla planlanamaz. Bu içimizden gelen bir aydınlıktır, geçici ve eskimezdir, dengeli bir yaşamdan yükselen doğal bir parlaklıktır.
Güzellik ve bizim güzelliği algılayışımız sayısız yolla ortaya çıkar. Yaratıcılığımızın ifadeleri aslında Tao’ya saygıdır. Güzelliğin farkındalığı şüphesiz bir biçimde devamsızlık duygusuna bağlıdır. Doğada her yerde güzellik doğar, solar ve devamlı yaratıcı bir belirme ile yeniden bir güzelliği vücuda getirmek için tekrar tekrar geri döner.

Güzelliğin ve lütfun gizemini çözmeyi, aslında geçici olduğu halde kalıcı yapmayı isteyerek kendimize sorunlar yaratıyoruz. Bu yakalama ve sahip olma isteğinden kendimizi çekmeyi başarabilirsek, kayra deneyimi, estetik zevklerimizi ve yaşamdaki neşemizi derinleştirecektir.

Güzelliği düşünün ve yaşamınıza işlemenize izin verin, böylece onun tarafından güzelleştirileceksiniz.
Zerafeti ve cömertliği sınır tanımayan, güzelleştirme potansiyeli mükemmele yakın olan Tabiat Ana size örnek olsun.

amin.

*

Kayra: Güney ve Kuzey doğunun birleşimi

Güney                                                                      Kuzeydoğu

Yapışkan, yaz, Ateş, Sarı ve YİN                 Dağ dinginlik, ilkbahar, tohum,YANG