Ego-Gölge Oyunu: Mentalist

Mentalist eski ve devam eden bir dizi, eğer takip eden varsa fark ediyordur mutlaka; Ego ve gölge durumu bu kadar iyi anlatılamazdı 🙂 Patrick, kendinde bulunan durugörü kabiliyetini şarlatanlık ve insanları kandırma diyerek reddettiği ve kendini -egosunu- hassas, iyi, hayattan beklentisi olmayan kişi pozisyonuna ittiği oranda, gölgesi olan Red John büyüyüp vahşileşiyor, kabiliyetleri ve bunu kötüye kullanma oranı artıyor. Bence bu dizi psikoloji bölümlerinde ders olarak okutulabilir, hem de zevkli bi öğret-öğrenme olur 🙂
Kendimi benden (ego) daha iyi kim bilebilir? GÖLGEm şüphesiz.

mentalist

Keşif Dizisinden

Bakın, birisinin bu kadar yakınlığına izin vermek, herhangi birisini – sevdikleriniz dâhil, çocuklarınız dâhil, herhangi birini bu kadar yakınınıza almak cesur ve gözü pek bir insan olmayı gerektirir. Çünkü tüm çevrede katman katman, koruyucu, savunucu, maddi ve fiziki enerji vardır. Ama birisinin size bu kadar yakın olmasına izin verdiğinizde, onlar doğrudan sizin içinizde olurlar ve sizi içten kucaklarlar. Güvenmek, izin vermek yoluyla, bir bilinç düzeyi elde etmişsinizdir. Bu size iyi hizmet edecektir. (Adamus)

…

Lafta kalmasın hemen deneyin, içinize almak istediginiz biri varsa, şasmaz bi isabet ve güzellik. En son dün Sri Nithyananda Swami ile kucaklaştım ve müthiş bir deneyim oldu. Gerçi Adamus gayet ayrintili anlatmis, buna ilave edebilecegim sadece kendinizi rahat hissedeceginiz bir yerde olun, ben cogu kez uzanir durumdayken yaparim,. Öncesinde en az bi on dakika nefes egzersizi yaparim ve tabi beklentisiz kalmak önemli. Heyecan yapmayın, olursa olur, degilse ne olacak degil mi:) Şoyle devam etmis zaten adamus : Hemen doğrudan deneyimlemeyeceğiniz bazı deneyimler. Evet, deneyimleyeceksiniz ama hemen farkına varamayacaksınız. Bazen bunun gerçekten ne olduğunu idrak edebilmeniz, saatler, aylar, haftalar alacak. Deneyimlerde, hiçbir şey yapmaya çabalamayacağız. Efor sarf etmeyeceğiz. İzin vereceğiz ve sonra ortaya çıkması için bırakacağız. Zihinsel stres yok. Çaba yok. Sadece izin verme.

KAYIP Dizisi Hakkında Çıkarsamalar

Kanal D’de başlayan ve dün gece itibariyle üçüncü bölümünü izlediğimiz Kayıp dizisi benim Sır Mısır kitabı ile Danimarka Dizisi Forbidelsen’in bir karışımı olmuş.

Aslında son 25 yıldır izlediğim üçüncü Türk dizisi oluyor; ilki yapımcılığını üstlendiğim 7 Numara dizisiydi. İkincisi yoğun bakımda televizyona bakmak durumunda olduğum esnada karşılaştığım Kavak Yelleri oldu (ki bu dizi çekildiğinden beş yıl sonra izlemiş oldum) ve üçüncüsü de Kayıp.

Zengin ailenin çocuğunu kaçırma, kesik parmak, derin dondurucu numarası! Hepsi Sır mısırdan! Gönülsüz dedektif zaten esas eleman. Başka ne tesadüfler çıkacak meraktayım.

Üç adım geri bir adım ileri randımanı ile çekilen standart türk dizilerine oranla biraz hızlı, umarım bu rehavete alışmış izleyici kitlesine ağır gelmez. İlaveten, izleyiciyi kahramanının önüne geçiriyor bazı yerlerde, bu tehlikeli ve az kullanılan bir yöntemdir yazarlar için. Çünkü kahramanın da biliyo sanıp hata yapabilirsin dikkat etmezsen, ki bugünkü bölümde böyle durumlar var.

Yine de sanıyorum ki kayıp dizisi bugüne kadar ülkemizdeki en iyi polisiye dizisi. Castın çoğu başarılı seçilmiş (eldeki imkanlarla) Avukat-dedektif imiz; şaşkın ama zeki, iddiasız ama tecrübeli bir imaj çiziyor, çipil çipil bakışları pek hoş. Kaçırılan çocuğun babası ve annesi da rolünü Forbidelsen dizisinden çalışmış. En başarısız rol yazımı; polis amiri! Eğer böyle seviyesiz, kaba ve acemi polis amirleri varsa bile önümüze ilk gelen örnek böyle olmamalıydı. Kendi hafiyeni zeki göstermek için polisi aptallaştırmana gerek yok, bu başka yöntemlerle daha adil ve şık biçimde yapılabilir. Ayrıca yazarlarımızın düşleyebildiği sanatçı-ressam kimliğini de zayıf buldum, madem motosiklet kullanıyor deyip kurye-teslimatçı profili çizmek gerekmezdi.

Diziler, toplumlar için en büyük eğitim öğretim aracıdır. Evet bu kadar iddialıyım. Diğer her şey dizilerden sonra bir sıralamaya tutulabilir. Bu önermeden yola çıkarak dizi filmlerin kurgu kalitesinin bir toplum için hayati olduğunu ve bu konuda birebir seyredilme oranları ile ilişkilendirilebilen  seçme-başarı derecelendirilmesinin hata olabileceğini rahatça söyleyebilirim.

Eğer başarıyı yalnızca seyredilme oranına bağlı olarak alırsanız,talebe göre arz yapıyorsunuz demektir ve eğitimden söz edilemez. Ve bundan da öte her neviden gelişme düzeyindeki elmaları aynı çuvala koyuyorsunuz anlamına da gelir. Bu toplumdaki farklı algı düzeylerini ve zevkleri de şüphesiz yok saymak anlamına gelir. Uygun adım yürüyen ve değişmeyen bir yapı arzu ediyorsanız bu yöntemin bi sakıncası yok tabi. Ben şahsen çeşitlenmekten hoşlananlardanım.

Bir program Türkiye’de az seyrediliyorsa hemen önce gece yarısına sonra sabaha karşı bir saate alınıp ilk sezonu bitiremeden yayından kalkıyor. Yani ben az seyredenlerden biri olma şansını bile yakalayamıyorum. Üstelik yayından kalkan bu dizilerin içeriklerine bakılmaksızın üzerlerine yapışan etiket ise “başarısız”.  Şimdi sen bu tür diizilerin yazarı yapımcısı olsan bi daha aynı tarz bi şey çalışır mısın? Boşa kürek çeker misin? Öyle yetenekli insanlar tanıyorum ki bu sektörde resmen hasta oldular.

Ezcümle yine geliyoruz ülkede demokrasinin tam işler hale gelmeyişine; çünkü azınlık haklarına riayet edilmiyor.

Yapımcılık öyle bir hal aldı ki on yıldır ne ben söyleyeyim ne sen sor. Kaynağının nereden geldiği belli olmayan devasa paralar, hayatında tek kitap okumamış insanların kontrolünde bu piyasaya arz ediliyor. Ve Türkiyenin en yetenekli sanatçıları, yazarından, oyuncusuna, tekniğine kadar hepsi bu muazzam parayı elinde tutanların emrinde, onların boyunduruğunda inim inim inliyor. Üstelik iş bununla da kalmıyor bu seçkin yetenekli insanlarımız gün be gün kendi seviyelerinden (kullanılıp parlatılmadığı için) aşağı düşürülüyor. Biraz ağır konuştuğum için özür dilerim, bilerek söyledim çünkü bu sahadaki tüm bu seçkin insanlar için üzülüyorum. Tüm bu yeteneklerden mahrum bırakıldığım için kendime de üzülüyorum.

Gelelim neden alternatif bir medya oluşamadığına 🙂

Cehaletin hüküm sürdüğü yerde öne çıkmak için muazzam bir insan sevgisi ya da muazzam bi hırs lazım. Bu da çok az sayıda kişide var. Eğer fransız devrimi kendi başını bile kesebildiyse varın düşünün artık Robespierre’i unutmadık.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Maximilien_Robespierre

Kapitalizm iki yanı keskin kılıç.

Bir seviyeye kadar İki yönden de gelişim sağlanabilir görünüyor; Biri tek vücutluk, diğeri çeşitlilik. Demokrasiler çeşitliliği desteklemek üzere icad edilmişler. Tekvücutluk bir seviyeden sonra iş görmüyor çünkü o kadar büyüyor ki, bu devasa yapısı yüzünden kaosun bir numaralı hedefi haline gelip Babil kulasi misali devrilip un ufak oluyor. (Konuyu biraz dağıtmış olabilirim)

Başarılar Kayıp dizisi.

Bir bilge tanıdım

Bu yaz bir kadın tanıdım.

İlk tanıştırıldığımda isminden başka bir şey bilmiyordum.İnce uzun bedeni,kırçıl saçları ,derin ve hüznü gülücükle cem etmiş gözleri,asil yüz ifadesi ilk anda üzerimde hoş bir intiba bıraktı.Çok sadeydi .

Biraz tedbirli olduğunu ve hemen sohbet etmenin zor olabileceğini düşündüm nedense.Mesafeyi algılayabiliyordum.Çekim hissettiğim için odaklandım 🙂 Yavaş yavaş sohbet başladı.Genelde benim girişimimle.

Cevherin nerede gizli olduğunu ehli bilir deyip,kendime pay çıkarayım 🙂 Yaklaşık bir hafta beraberdik.Her gün birbirimizi görmek istedik ve sohbete doyamadık.Tanıdığım için sevinç duyduğum bir insan oldu.

Sohbetlerimde uzun yıllardır,genelde ruhsal konulardan söz etmeyi seviyorum.Gene başladım ordan burdan girmeye.Laf lafı açtı… gördüm ki ruhsal konularda çok bilgisi ve ilgisi yok.O bir kimya profesörü.Uzun yıllar kendini bilime adamış.Ailesi,sevgilisi,işi,hobisi mesleği olmuş.

Çok zeki,bilgi birikimi harika,ifadesi sade ve zengin bir insan.Yumuşacık veriyor içindekileri.Saldırgan  değil,yargılardan uzak,ben bilirim,başkası ne bilir vurgusu yok,yani geldiği noktaya atlayarak değil,hazmederek gelmiş.

Yıllardır sprit insanlarla hemhal oluyorum.Her rengini gördüm.Bazen egoları nasıl parlattığını ve gözleri iyice perdelediğini de bilirim.Bilgiyi yüklenip,vitrini süsleyip,öze dokunamayanların farkındayımdır.

Bu kez,bu bilgilerden uzak ancak özünü pırıl pırıl  ortaya çıkarmış,üstatları hiç tanımasa da :))) onların hikmetlerini zaten yaşam biçimi haline getirmiş bir insandı karşımdaki.

Hayranlık duydum.Neyi bildiğimiz önemli değil,neyi yaşadığımız önemli.

Bilgiyi hangi üstatlardan,öğretilerden aldığınızın önemi yok.Bazen yaradan sizi  kodlayıp gönderiyor.

Pozitif bilimle de uğraşsanız,dağda çoban da olsanız,ev kadını da olsanız içinizde kodunuz varsa ve açıksa,kendinizi ve var olanı hilkatten seviyorsanız bilgi sizinle.Açığa çıkıveriyor.

Öte durumda taşıma suyla değirmen dönmüyor.Ha babam bilgi kovasıyla su taşıyın,akıp gidiyor,sizinle kalmıyor,size dönüşmüyor.

Papağan bile ezberletirsen tekrarlıyor.Mesele dilinle,zihninle,gönlünle bütün olup yaşayabilmekte.

Gerçekten edindiği bilgiyi yaşamı haline getirmiş dostları da tenzih ederek ifade ediyorum elbette.

Model olmak böyle bir şey.Üstelik “ben model oldum” demeden.

Saygı duydum,sevdim,o da beni sevdi.Biliyorum ki,orada bir yerlerde aklıma geldiğinde beni sıcacık saran biri var.Şükür varlığına

Berr

 

 

 

Evlilik Kurumu Yeniden

All in one’s Perspective ! Cognition !

Banta asked Santa, “What is the secret behind your happy married life?”

Santa said, “You should share responsibilities with due love and respect to each other. Then absolutely there will be no problems.”

Banta asked, “Can you explain?”

Santa said, “In my house, I take decisions on bigger issues where as my wife decides on smaller issues. We do not interfere in each others decisions.”

Still not convinced, Banta asked him, “Give me some examples”

Santa said, “Smaller issues like which car we should buy, how much amount to save, when to visit home town, which Sofa, air conditioner, refrigerator to buy, monthly expenses, whether to keep a maid or not etc are decided by my wife. I just agree to it”

Banta asked, “Then what is your role?”

Santa said, “My decisions are only for very big issues. Like whether America should attack Syria, whether the European Union should lift sanctions over Zimbabwe, whether Tendulkar should retire, about Salman Khan’s Marriage etc. Do you know one thing, my wife NEVER objects to any of these.”

  • Turan Erdal Cok iyi, herseyi kadin yapiyormus, erkek de kadinin verdigi kararlarin arkasinda saklaniyor. Bu bana biraz da ironi gibi geldi….
  • Sibel Atasoy Aynen öyle velakin bir kişiyi sevmek ve gerçekten benimsemiş olmak, hayatını onunla sürdürmeye devam etmek için bu denli bir beğenme ve teslimiyet gerekir. Kimse sizi birinin emrine (lafın gelişi) girmeye zorlamadı. Eğer bunu yapamıyorsanız ya da yapacak değerde bi eş bulamıyorsanız niye evlenirsiniz be yaw?
  • Turan Erdal Neden özgün iki kisi karsisindakinin de karar verebilecegine tahammül edemiyorlar. Sevmek demek karsimizdaki ile erimek degildir ki. Sevmek karsimizdakini kendimiz gibi karar verebilen özgür bir kisilige sahip olan biri olarak kabul etmek degil mi?
  • Sibel Atasoy Bütünlenmiş iki kişi çoğu kez birbirine rastlamaz, rastlasa da çoğu kez evlenmez, yolu bi zaman birlikte yürüyebilir belki
  • Turan Erdal Evlenmek kötü bisey o zaman
  • Sibel Atasoy Evlenmek eski ve eril düzenin bulduğu bir çare, neden böylebir kurum oluşturuldu diye sorgulayıp epeyce yazdık çizdikti bi zaman. Diğer pek çok kurum gibi yeni dünyada yeniden ele alınıp o topun başına nöbetçi gerekir mi diye (askerlikteki eski şaka konusu) sorgulamak lazım
  • Turan Erdal O zaman bazi müslümanlarin yaptigi cok mantikli. Onlar üc kere evli ve bosadim deyince oluyormus. Gerci o zaman da o sözü söylemenin ne anlami var diye sorulabilir.
  • Sibel Atasoy Yani şeriat düzeninde başka farklılıklar da var, örneğin erkek çocuğu olmayan kadının sosyal bir mevkiinin olmaması, mirastan pay alamaması filan gibi, bence o konuya girmek gereksiz şu an
  • Turan Erdal Ben sadece evlilik ve bosanma kismini söyledim. Diger bölümler beni ilgilendirmez. Lafin kisacasi iki özgün kisinin bir arada yasamasi zor diyorsun.
  • Sibel Atasoy İhtiyaçtan birbirlerine yaklaşmayacakları için zor diyorum, sırf yol arkadaşlığının keyfi pek zorlayıcı bi itki değil
    • Turan Erdal Bunu devlet boyutunu düsündügümüzde de benzer seyler olmali. Devlet vatandaslarinin özgün olamadigi icin mi birlestirici yasalar öneriyor? Hani özgün insanlari bir arada tutmak zordur diye. Oysa senin dedigin gibi belli konularda cok iyi yol arkadasi olabilirler. Ama bu tüm yol boyunca degil. Bu anlamda taraf olunmak sadece belli projeler icin veya konular icin olabilir. Belki de böyle bir yaklasim cok enerji gerektirdigi icin pek iyi bakilmiyor.
    • Sibel Atasoy Haklısın