Özgünlük üzerine

Ya akıl ya gönül gibi bi ikileme kim soktu ki bizi, niye her ikisi ve daha fazlası çok boyutlu biçimde bizim gerçeğimiz olamasın? Ayrıca, “bilme” denen hatırlama, aniden ayma hali öylesine emin bi durumdur ki (çok boyutlu biliş) içinde buna dair artık en ufak şüphe veya sorgu belirmez. Fakat bu hal dışında edindiğimiz diğer bilgilere karşın sorgulama hassamızı uyanık bulundurmak en tabi birey olma duruşudur. Yani “ya öyle ya böyle” Aristo mantığından gerçekten çıkalım artık. Her şey kendi özgün durumunda neyi gereksiniyorsa onu yaparız biz bilinçli insanlar, yani DJ’nin de söylediği gibi; “anda gerekeni yapmak” budur.

*

Ciğerlerim Zaman’ın havasını tattılar

Üflediğim geçmiş: kayan kumlar… -bir şiirden

Ayan-ı Sâbiteler

Muhiddin İbnü’l Arabî’ye göre zâhirde her var olan, bâtında sabit bir kaynağa bağlıdır (3). Ancak bu kaynak hem görülür hem de görülmez; hem apaçık ortadadır, hem değildir. Ama gönül gözü açık olan kişi için her yerde görülebilir. İbnü’l Arabî hem görülüp hem görülmeme çelişkisini aşmak için ‘sübût’ terimini seçmiştir. Sübût olmak, somut bir şekilde var olmakla, yok olmak arasındaki ara durumda bulunma halidir (4). Sübût olan hem sabittir hem değildir. Tasavvuf anlayışında sübut olan “varlıklara” Ayan-ı Sâbiteler denmiştir. Ayan-ı Sâbiteler, İbnü’l-Arabi’ye göre ikili doğaya sahiptirler. Onlar hem mümkün olan tüm var-olanların gizli kaynağı ve hakikatidir; hem de var-olanların görünen, belirgin faaliyetlerdir. Bir başka ifadeyle, Ayan-ı Sâbiteler ‘Bilkuvve’ olanı, yani potansiyel bir yeti şeklinde gizli olanı, ‘Bilfiil’ hale geçmesini, faal olmasını sağlarlar. Ayan-ı Sâbiteler var olanların âleminde yokturlar ama yokluk âleminde vardırlar. Bir bakıma hem içkindirler hem de aşkındırlar. Ayan-ı Sâbiteler her var olanın var olmasını sağlayan temel özelliklerdir. Var olanların aslına, içyüzüne mahiyet denir. http://www.halukberkmen.net/pdf/319.pdf

Sonsuzluğun Sonu -Asimov

“Her şeyden evvel, bir Teknisyen soğukkanlı olmalıdır.Yapacağı Gerçeklik Değişikliği elli milyar insanın hayatını etkileyebilir. Bunun bir milyon, belki de daha fazlasının hayatları ise öylesine etkilenir ki, hemen hemen yeni bireyler haline gelirler. Bu şartlar altında, duygusal bir davranış hoş görülemez” demişti eğitmen Yarrow.

*

“Dertli bir meslek için uygun olmadığını söylüyorsun” demişti ulu Twissell  “Zaman için! Eğer kendini Sonsuzluğa vakfetmişsen, ki ben öyle olduğuna inanıyorum, senin için fark etmeyecektir. Artık aptallar seni dışlayacak ve sürgündeymişsin gibi gelecek. Alışacaksın. Sana ihtiyacım var”

*

“Zaman’da Ölümlülere öğretmeye çalıştıkları tarih her Gerçeklik Değiştirmesiyle değişir. Bunu fark edemezler. Her Gerçeklik’te onlara göre tek tarih kendi tarihleridir. İlkel tarihte farklı olan bu işte. Güzelliği de orada. Ona müdahale edemeyiz, nasılsa öyledir.”

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız

Işık-aydınlık yoluyla aydınlanamazsınız. Bu aynı zamanda karanlığı da içinize almakla ilgilidir.
Diğer bir büyük engel de , “Oh tanrım, eğer karanlığa dalarsam, karanlığı kabul edersem, ya şeytanlaşırsam?” Şeytan-kötü= Evil. Ve bakın buraya– bir kalem alabilirsem – bakın bu sözcüğe.( tahtaya yazar) Evil = kötü, şeytan ve aynı zamanda live= yaşamak ve de veil= perde demek. Bakın, yani bu şeytan=satan. İngilizce bilmeyenler için, İngilizcede böyle ilginç bir sözcük oyunu var.
Ve, “Karanlığıma izin verirsem, karanlığa dalarsam ne olur? İzin vermek…” diyorsunuz. Şimdi, karanlık nedir? Tobias size yıllar önce söyledi. Bunlar kendinizde sevmediğiniz, hoşlanmadığınız şeyler. Karanlık sizin tanrısallığınızdır. Kendinize izin vermediğiniz şeyler. Ama burada muazzam bir korku var. “Ya şeytana dönüşürsem?” Ve şeytan nedir?Evet, insanlar o, karanlıktır, diyeceklerdir, o…..bilirsiniz, bu daha ziyada felsefi bir şey ama şeytan- kötülük aslında basitçe bireylerin bastırdıkları karanlığın ifadesi olan kitle bilincidir. Birçok insan kişisel karanlıklarını bastırırlar. Bu bir nevi, kitle bilincine gider, bir nevi büyük martikse, ve orada fermente olur ve gerçekten kötü kokar, gaz haline gelir ve patlama yapar.
Bir kişi bunu alacaktır – bir birey– ve şeytan olacaktır. Ama bir bakıma, bu bütün insanların içindeki bir karanlığın ifadesidir. Bu illa ki, bütün insanlar bu tek bir kişinin kötü eylemine hizmetteler demek değil ama tam olarak olan budur. Bir kişi bir biçimde karanlıktan bu streodi ( bir nevi kimyasal bileşene streoid denmektedir.) alır ve şeytanlaşır.Evet, sorumuz aydınlandığınız kadar karanlıklaşırsanız ne olur? Şeytana mı dönersiniz? Nedir bu? Bu bir düşüncedir. Evet, bunu düşünmeyin ama hissetmenizi istiyorum. Adamus

Çatışmadan Barışa yol

“Bir Ben olduğu içindir ki, bir Düşman vardır. Ben denilen şey yoksa düşman da yoktur. Eğer herşeye bir isim vermeye kalkarsak karşımızda yer alırlar. Erkek dişiyle, ateş suyla zıtlaşır. Ama zihninizde hiçbir yargılama olmuyorsa çatışmaya girmenize de gerek kalmaz. O zaman Ben de, Düşman da yok olur. Zihni aşarsanız mutlak olarak ‘Yapmamak’ fiilini deneyimler ve tadına varırsınız.
“Evrenle uyum içinde ve onunla birsinizdir. Doğru ve yanlış arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız. Zihninizin bir ürünü olan ikilemler dolu dünyadan kurtulursunuz.” Diyor eski bir Tao-Zen ustası.

Aynen böyle düşünür ve yaşamımın da bu doğrultuda olmasını dilerim yıllardır; fakat şimdi bir BEN olsa dahi, her şeye isim vermiş olsak dahi, çatışmaya girmeyebileceğimizi hissediyorum, nasıl için tamamlanmış bir cevabım yok henüz -belki hiç olmaz-. Sanki başarı konusundaki fikrimiz ve hayatta kalmaya dair saplantılı ilişkimiz değişir ve yumuşarsa barış kaçınılmaz gibi geliyor bana.