İkili Mantığın Sorunları

Belirli ve yalıtık kavramlara ve sınıflandırmalara dayanan ikili mantığa dayalı düşünmenin ilkeleri kadim Yunan filozofları tarafından başlatılmıştır. Başlangıçta belli bir A hipotezi bulunur ve ard arda B, C, D,… adımlarıyla bir sonuca ulaşılır. Sorun A’nın, B’ye ve B’nin tekrar A’ya işaret ettiği durumlarda ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda takılıp kalırız ve kendi üzerine dönüşümlü etkileşimler paradokslara (çelişkilere) yol açar. M.Ö. yaklaşık 400 yıllarında Zeno ve M.Ö. 600 yıllarında Epimenides ikili mantığın içerdiği sorunları görmüşler ve ilginç paradokslar düşünmüşlerdir.

Aşil ve Kaplumbağa paradoksu

Hızlı koşan Aşil ile yavaş hareket eden kaplumbağa arasında bir yarış başlatılır. Yarışı kazanacağından emin olan Aşil, kaplumbağaya avans verir ve onun yarışa önde başlamasını ister. Zeno, Aşil’in hiç bir zaman kaplumbağaya yetişemeyip geçemeyeceğini iddia eder. Çünkü Aşil kaplumbağanın başladığı yere ulaşana kadar kaplumbağa bir miktar yol almış olacaktır. Her yeni uzaklık veya adım için durum değişmeyecek ve kaplumbağa daima Aşil’den ilerde olacaktır.

Eşitlik kötü birşey de olabilir

yıl 2081 ve insanlar nihayet eşitler.

sadece tanrının ve kanunların önünde değil, her şekide eşitlerdi. hiçkimse bir diğerinden daha zeki değildi. hiçkimse bir diğerinden daha iyi bir görünüşe sahip değildi. hiçkimse bir diğerinden daha güçlü veya hızlı da değildi. tüm bfu eşitlikler anayasanın 211, 212 ve 213. nolu yasalarındaki değişikliklerinden ve abd handikaplama generali (hg) ajanlarının aralıksız ihtiyatından kaynaklanıyordu.

yine de, yaşamla ilgili bazı şeyler hala yolundaydı. örneğin, nisan ayında hala baharın gelmemiş olması insanları çılgına çevirebiliyordu. ve hg’nin adamları george ve hazel bergeron’un on dört yaşındaki oğlu harrison’u götürdüklerinde de nisan ayıydı.

evet bu trajik bir olaydı, fakat george ve hazel bunun üzerinde çok güçlü düşünemezdi. hazel tam olarak ortalama bir zekaya sahipti, dolayısıyla çok küçük zaman dilimleri dışında herhangi bir şey üzerinde uzun uzun düşünemezdi. ve george, zekası ortalamanın çok çok üzerindeydi fakat kulağında küçük bir zihinsel handikaplama radyosu taşıyordu. ve kanun gereği bunu daima taşımak zorundaydı. radyo, hükümetin vericisine ayarlanmıştı ve her yirmi dakikada bir keskin sesler göndererek george gibi insanların beynini haksız bir şekilde kullanmasını engelliyordu.

Risale-i Nur Öğretisinden Bir Bölüm Ve Düşündürdükleri

Risale-i Nur ile ilgili bir yazı okurken, dikkatimi çeken bir bölümü sizlerle paylaşmak ve bu konuyu sizlerin düşüncenize sunmak istiyorum.

Bu kitaplardan ve içindeki bilgilerden bahsedip açıklama yapan bir kardeşimizin, çok dikkat çekici ve düşündürücü, şu sözlerini, sizlere nakletmek istiyorum önce.

(Her meseleye hakikat noktasında bakar. Her hadisenin hakikatini bizlere ders verir. Bu açıdan Risâle-i Nur’un bir benzeri yoktur.)

Dikkat çekici olduğu kadar, düşündürücü. Sizler bu sözleri ve bu güçteki bir rehberin olduğunu, bir yerden hatırlıyorsunuz biliyorum. Allah bizlere gönderdiği Kur’an için, bu özelliklerden bahseder ve eşi benzeri yoktur diyerek, hadi bir benzerini getirsinler bakalım, diye de bizleri uyarıyordu ayetinde, hatırladınız değil mi?

Ayrıca yüzlerce yıldır gelip geçen, onca âlimlerin yazdığı eserleri düşünün isterseniz bir de. Bizler hiç birisine, yukarıdaki payeyi, onuru vermedik. Çünkü beşerdir, her zaman şaşabilir diyerek, temkinli yaklaştık. Doğrulukları konusunda, Kur’an dan referans, yardım aldık.

Bitkinin yeteneği insanda yok mu yani?

Bir bitki dahi insanın aklından geçen şeyi hem de yalan veya samimi olduğunu ayırt ede ede biliyorsa, insan bunu yapamaz mı da, insanlar kafalarını devekuşu misali kuma gömmüşler?! Ya da önce insanları bu yeteneklerini kullanamayacak hale getirmişler, bunu yapanların bi art niyeti olmalı, öyle ya da böyle bi gizli niyetleri olmalı değil mi, yoksa neden böylesine bir yeteneğin çalışması engellenir?
Don Juan bunu yapanlara “uçucular” diyordu, bazı yerlerde de “yabancı zihin” diye geçer. Fakat DJ demiş dememiş fark etmez ki bi şey, zaten her şey ortada deil mi? Kendimiz bunu görebiliyoruz. Mesele şu bu konuda ne düşünüyoruz, ne gibi önlemler alıyoruz? Böyle gelmiş böyle gitsin mi? Neye hizmet ediyoruz? Belki de yabancı donanım kendimizi kandırdıımız kendi icadımızdır ve kendi gizli niyetimize hizmet ediyordur! Oyun içinde oyun var burada