Önyargı

Bu başlık altında keşfettiğimiz ya da düşündüğümüz önyargı yıkma yöntemlerinden bahsedebileceğimizi düşündüm. İletişimle ilgili başlıklara da destekleyici nitelikte olurdu.

Benim düşünceme göre iki insanın tartışmaya başlamasındaki esas nedenlerden biri bu.ve çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sadece bu yüzden de değil, bazen önyargılarımıza öyle sarılıyoruz ki diğer ihtimallerin hepsinden uzak düşünmeye başlıyoruz. Böylece bir şekilde gelip aklımızın baş köşesine oturan o fikir aklımıza bir sis yaymaya başlıyor konuyla ilgili. Devamında gerçekleşen durumları bile görmekten uzaklaşabiliyoruz. İkna etme yollarından biri olarak bile kullanılabilir önyargı yıkma kuralları.

Bu konuda ilk aklıma gelen şu:
*Bir konuyla ilgili konuşurken karşımızdakinin kafasında bir yargı oluşturur genelde söylediklerimiz. Ama bazı konular öyle hassastır ve karşılığında öyle kült düşüncelere ve sanrılara konuştuğumuz insanı hapsederiz ki sonra iş içinden çıkılamaz bir hal alabilir. Bu nedenle konuşmamıza karşımızdaki insanın bu düşüncelerden uzaklaşmasını sağlamak ve böylece daha kaliteli bir paylaşım elde etmek için eklememiz gereken tahminsel betimlemeler olmalıdır. Bunu da “Bunları söyledim ve karşılığında sen …….. şekilde de düşünebilirsin ama ……..” gibi bir cümleyle sağlayabiliriz.

Türküden Felsefeye

 

Her dilin türkü katmanı olduğu gibi, her insanın da bir türkü katmanı vardır. Oraya ulaştığımızda özgürleşirsiniz. Yorum zenginliği gelir bakışınıza. Bir metindeki, bir insandaki türkü katmanına varmak, onlarla sıcak, içten ilişkilerin başladığının işaretidir. Yüzyıllarca önce, Sokrates, Phaidros diyaloğunda Lüsias’ın metniyle böyle bir türküleme ilişkisine girebiliyordu. Dildeki kırılmayla girişilen anlam kazısıyla varılan katmanlarından duyulan türkü sesi, o dildeki yorum zenginliğine götürür bizi (Okur, özellikle Husserl Fenomenolojisi ve Heidegger’le akrabalığıma dikkat etmelidir!). Anlam farklılığına ulaşırız. Dilin üzerimizdeki basıncı hafiflemiştir. Önümüzdeki metnin “benzerlerini”, içeriğindeki savlara zıt birçok metinler olarak üretme aşamasına gelebilmişiz demektir (Yapıbozum olanağı!). Böylece, kültürümüzün türkü katmanına vardığımızda, kültürümüzdeki türküyü duyarız (Buradaki “türkü” sözünü, felsefe yapmayıp da, onun yerine “şarkı-türkü söyleyeceğimiz” anlamında anlayan değerli felsefecilerimizin kulaklarına yeniden söylüyorum!).

Buraya Neden geldiniz?

 

Buraya ruhsal aileleriniz adına geldiniz. Buraya, sıkışık enerjileri, çözmeye yardım etmek için geldiniz. Bu nedenle, hala sıkışık enerjileri çözmektesiniz. Buraya, ruhsal aileleriniz adına, daha sonra onlarla paylaşacağınız onları özgürleştirecek bir şeyin bilgeliğine geldiniz.

Biz burada, bu şaudda, özgürlükten, insan özgürlüğünden konuşuyoruz. Ama gerçekte, bu aslında ruhsal ailelerinizin özgürlüğü.  Onlar geride, evdeler diyebilirsiniz. Onlar enerjilerini, bilinçlerini tutarak bekliyorlar.  Onlar sizi bekliyorlar-evet, sizi-  hayatlarınızda enerjiyi temizlemeyi, enerjiyi hareket ettirmeyi ve kendinizi sevmeyi öğrenmenizi bekliyorlar. Ve böylelikle gerçek Standartlar olacaksınız

Ruhsal ailelerinizde,- burada insan sözcükleri kullanıyorum- en saygın isimlere sahiptiniz. Ruhsal ailelerinizde, en yüksek makamda ki grup liderleri değildiniz. Kesinlikle dini liderler de değildiniz, çünkü ruhsal ailelerde bunlar yoktur. Tümünün içinde en saygın olanlar, öğretmenler olarak bilinenlerdir. Öğretmenler,  liderlerden, hükümdarlıklardan ve tüm hiyerarşiden daha yüksek düzeydedir.  Öğretmenler hepsinin üstündedir.  Niye?  Çünkü öğretmen – eğer gerçek tanımını yaparsak- kendisine daha önce hiçbir insanın ya da meleğin deneyimlemediği bilinmeyene girme iznini verendir.  Onlar, yaratımda daha önce yaratılmamış, hatta hiç düşlenmemiş olanı yaratmaya girişebilenlerdir. Öğretmen, yeniyi deneyimlemeye girişir. Kendini deneyimler. Hiçliğe, BEN-İm varlığını, yaşam gücü enerjisini getirir.

Niteliğe dayalı demokrasi denemesi

“Demokrasi çoğunluğun diktatörlüğüdür” diye bir söz var. Demokrasi olarak görülen şeyin temel sıkıntısını dile getiriyor.

Temsili demokrasi olayını bir kenara bırakıp çağımızın ilerleyen iletişim olanaklarıyla her önemli olayda doğrudan oy kullanılsa bile durum şu;

Her toplumun/topluluğun/ülkenin en büyük kitlesi çan eğrisinin şişman göbeği oluyor. Aslında toplumu ileriye götürebilecek bir kitle değil bu. Çünkü birşeyin ortalaması ileri yönelimli bir durum değil, olduğu yerde kalan bir durumdur.

Buna alternatif olarak nitelik demokrasisi olası olabilir. Bu da herkesin oyu aynı değerde olmayacak demek. Bunu gerçeklemek üzere şöyle bir sistme olabilir. Ya herkes aynı baz puandan başlar, 1024 gibi, veya eğitim seviyesine göre biraz farklılaştırılmış baz puanlardan başlanabilir.