Dogmatizm

A priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. Temelde skolastik bir anlayıştır. Zira kendi fikir ve iddiasının mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir.

Zaten bir başka izah ile dogmatizm, aklın kesin ve mutlak bir değere sahip olduğunu böylece mutlak bilgi ve varlığa (hakikate) ulaşılabileceğini ve bunun sonucu olarak da bilginin metafiziğinin mümkün olduğunu ileri süren felsefi akımdır.

Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle tanıtlama da kabul edilemezdir.

Yolları kısaltmak!

Uzun yolları kısaltmak, zamandan (yani kendinden) tasarruf etmek için çalıştım hayatım boyunca, yaptığım işleri sevdim, kendimden memnun kaldım Çünkü bu uğurda gece gündüz çalışmak zevkliydi, kendime ve başkalarına yararım olduğuna dair bir hissim mevcuttu ve bundan nedense hiç şüphe duymadım. Bazen, çok nadir olarak faydacılık prensibimin biraz fazla olduğunu düşündüğüm olurdu ama çok kısa süren bir güneş yansıması gibi ortadan kaybolurdu:)
Yolları ne kadar kısalttığımla ilgili sizlere matematiksel kanıtlar sunabilirim -çok kolay- fakat kimsenin ben dahil kanıt istediği filan yok.Sadece şöyle diyenler var: “Bazı kişiler uzun yoldan gitmeyi sever”
E tamaaamm fark etmez. Zamanın olmadığı ancak farz edildiği bir yerde yolları kısaltmakla övünüşüm saçma gelmesin bence, sadece gülelim ne olur ki!

İslamcıların İkiyüzlülüğü

Kemalizm ve onun milliyetçiliği, en son B. Ayman Güler’in ”Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz” sözlerinden sonra yine gündeme geldi ve yoğun biçimde eleştirildi. Fakat bu tür eleştirilerin islamcı çevrelerden de geliyor olması biraz sinir bozucu. İnsanın, ”Siz evvela kendinize bakın!” diyesi geliyor. Bu yazıda islamcılara biraz değinelim istiyorum. Çünkü AKP’li yıllarda islamcı ve liberal çevreler el ele vererek her şeyi baştan tanımlamaya kalktılar. Her şey, onların yansıttığı gibi bilinsin istiyorlar. Oysa gerçekler farklı…

Kemalizm ile Osmanlı Batıcılığı arasında geniş bir açı veya zıtlık bulunduğunu söylemek zordur. Osmanlı’da Batıcılık kısmen padişahların yoğun toprak kayıpları ve teknolojik gerilik karşısında buna razı olması, kısmen de aydınların zorlamasıyla gündeme gelmiş ve Tanzimat’tan itibaren hız kazanmıştır. Jön Türklerin bunun öncülüğünü yaptığını ve sonraki İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti) ve kemalist kadroların da çoğunlukla bu demokratik refomcular arasından çıktığını reddedemeyiz. Tanzimat Fermanı, 1876 Anayasası ve 1. Meşrutiyet bu ‘seküler-Batıcı’ kesimlerin eseridir. Bu demokratik dönüşüm sürecini baltalayan 2. Abdulhamid olmuştur. 30 yıllık bir islamcı istibdat (baskı) rejimiyle bu toprakların normal yoldan demokratikleşme sürecini bozmuştur. Buna tek laf etmeyen ve hatta Abdülhamid’e övgüler düzen dincilerin beri yandan da demokrat geçinmesi açık bir çelişkidir ve kabul edilemez. Abdulhamid’in istibdadını bitirip 2. Meşrutiyeti getiren ve bu topraklardaki belki de en özgürlükçü dört yıllık dönemi başlatanlar da yine ‘seküler-Batıcı’ kesimler olmuştur.

OYUN

Bir roman yazdınız..

Adını seçin.

Yönetmensiniz ve bir film çektiniz.

Adını seçin.

Ya da müzisyen, albümünüz hazır.

Adını seçin.

Ve nasıl bir kapak/afiş tasarımıyla..

Sunmak isterdiniz.

Çizin.

Hepsi sizin.

Not: 25 kelimeden fazlasını yazdığım halde minimum 25 kelime uyarısı vermesi çok ilginç.