Che sera sera
Her bir kişi isteği değil gizli niyeti uyarınca baht edinir.
Niyet neden gizlidir?
-
Turan Erdal Niyet ile istek arasinda fark var mi?
-
Sibel Atasoy İsteklerimizi eğer üzerine eğilirsek hatırlayabiliriz çünkü bilinçli alanda muhtelif zamanlarda-çoğu kez biirberiyle çelişerek-yapılmışlardır. Niyetimiz ise bilinçsiz alanımızdan gelir ve biz onun ne olduğunu bilmeden yaşar ölürüz.Turan Erdal O halde niyet tikel birsey olamaz, tümel olmasi gerekmiyor mu?Sibel Dlgç Blg gizli niyet enerji olarak sadece yaratıcı kaynakla niyet eden arasında kaldığı için belli bir saflıkta mı kalıyor acaba? ortaya döküldüğünde başkalarının enerjileri de alana karışıp tabiri caizse enerjiyi kirletiyor veya değiştiriyor olabilir mi?
-
Sibel Atasoy Sibel hn,söylediğiniz gibi olabilir bu konuda bazı deneyimlerim oldu ancak tek bi farkla, niyeti bilirseniz başkalarının enerjileri ile değil bizatihi kendi bilincinizin yönlendirmesine maruz kalarak saflığını yitiriyor olabilir.
Turan işte onu tam çıkarsayamadım henüz, yani niyet tikel midir, tümel midir bilemiyorum. Tekil olamaz gibi hissediyorum ve yüksek ihtimalle tikeldir.Sibel Dlgç Blg niyet bilince gelmezse nasıl niyet olabilir ki? ilahi yaşam amacı gibi birşey mi? o zaman tezahür ettiğinde nasıl anlarız ki niyet ettiğimizi? bu çok daha farklı bir bilinç durumu galiba.
Turan Erdal ” yüksek ihtimalle tikeldir” burada “tümel” demek istedin herhalde.Sibel Atasoy Müthiş bi durum. Ancak derinlemesine çalışan kişilerce varlığı hissedilir bu olgunun. Hayır Turan, tikel ile tekil farklı şeyler, tikel belli bir gurubu temsilen kullanılırTuran Erdal Yani birden fazla niyetin oldugunu mu sölüyorsun? O halde bir “ana niyet” de olmasi gerekmiyor mu? Her niyetin dem aldigi bir niyet.Sibel Atasoy Hayır öyle söylemiyorum. Tümel olsaydı nyet bildiğimiz herşeyi temsil ederdi, tekil olsaydı sadece bir kişiyi temsil ederdi. Tikal ise belli bir gurubu örneğin sadece bizim güneşimizi, ya da sadece dünyayı veya sadece kuzey yarım küreyi temsil ediyor gibiSibel Dlgç Blg o zaman teslimiyet ve güven önem kazanıyor olmalı.Turan Erdal O zaman ayri ayri niyetin olmasi gerekmiyor mu? O halde bunlar birbirleri ile nasil baglaniyorlar?Sibel Sibel Atasoy: Ben daha bir kişinin saklı niyetini çözememişken sen bana niyet piramidini açıklatmaya çalışıyorsun! Sibel hnm, neye teslimiyet ve güven? Biraz açabilir misin?Perilerin gerçek Dünyası ve Yorumlar
Bedeninin daha ince dış kısmının içini görmeme ve daha sık dokulu kısmı kişinin onun içini gördüğünü düşündürtecek kadar seyrek olmasına rağmen, bunun bir hayvanın fiziksel bedeninden çok daha basit olduğunu açıklamalıyım. Başlıca iç organ bizim ancak kalp diye adlandırabileceğimiz, bir insan kalbinin yaklaşık bulunabileceği bir yerde duran pırıltılı ve nabız gibi atan bir merkezdir. Açık altın rengidir. Atması insan kalbine çok benzer fakat sadece içeri ve dışarı atma tarzındadır. Aktif olduğunda hızlı, sakin olduğunda yavaştır. Bu organ onun canlılık merkezidir ve her tarafındaki hayat akımlarını sirkülasyonunun kaynağı gibi görünür, dolayısıyla bir cins kombine bir kan ve sinir sistemi gibi olan ilkel bir dolaşım sistemi vardır. Baş özel bir yapıdadır, fakat peri başına çok fazla odaklanmaz çünkü birinci derecedeki deneyimi duyguları ve yaşamın kendisidir. Ender durumlarda, meraklıyken veya düşünmeye çalışırken, başı içinden gelen altın ışık benzeri bir ışıkla bir miktar parlar.
Hasta-doktor-işgalci
Kişiler arası ilişkide bu dinamik ortaya çıktığında uyandırılan ilişki kompleksi sonuçta üç parçalı bir doğaya sahiptir; yani hasta-doktor-işgalci kompleksinde hem hasta hem de doktor bilinçli ve bilinçdışı katılım ve özdeşleşmenin çeşitli tonlarına dahil olurlar. Yaralama ve yaralanma, izinsiz giriş ve izinsiz girişe maruz kalma deneyimleri bilinçli bir biçimde kabul edilemediği ölçüde, hasta-doktor-işgalci arşetipinin asimile edilmemiş unsurları muhtemelen hasta tarafından doktora, doktor tarafından da hastaya yansıtılacaktır. Bunun üzerine doktor, yalnızca kutsal iyileştirici imgesini değil aynı zamanda beklenmedik bir biçimde izinsiz giren işgalci imgesini yüklenmiş olacaktır; kendisini ıstırap çeken pasif biri olarak gören hasta, doktor için yaralayıcı bir düşmana ya da bir saldırgana dönüşebilecektir.
Boşluk
İçinde artık hiçbir belirli şeyin düşünülmediği, planlanmadığı, ele geçirilmesine çaba harcanmadığı, istenmediği ve beklenmediği ve özel bir yöne yönelmeyen, yine de yönü değiştirilemeyen, zengin güç kaynağından, mümkün olanı ve olmayanı sağlamayı bilen bu ruh durumu -temelinden amaçsız ve “ben”siz olan bu ruh durumu- üstat tarafından gerçekten manevî diye adlandırılır. O, nitekim, manevî bir uyanıklıkla yüklüdür ve bu nedenle de “tam ruh uyanıklığı” diye anılır. Bunun anlamı, ruhun her yerde hazır olmasıdır; çünki o hiçbir yerde, özel olan hiçbir yerde takılıp kalmaz. Ve o, hazır ve nazır kalabilir, çünki sununla veya bununla ilişkili olsa da, ona, düşünüp taşınarak bağlı kalmaz ve başlangıçtaki hareketliliğini yitirmez. Bir havuzda duran, ama her zaman akıp gitmeye hazır olan suya benzer; bazen tükenmeyen gücüyle etki gösterebilir, çünki özgürdür, her şeye açıktır ve boştur.
Başarı-sızlık Endişesi
Üstat şöyle karşılık verdi:
“Gerilmiş yay kirişini, tıpkı bir süt çocuğunun kendine uzatılan parmağı tuttuğu gibi tutmalısınız. Çocuk uzatılan parmağı o kadar sıkı yakalar ki, minnacık yumruğunun bu gücü, insanı daima şaşırtır ve çocuk parmağı bırakırsa en hafif bir sarsıntı ortaya çıkmaz. Bunun nedenini biliyor musunuz? Çünki çocuk düşünmez, yani şöyle bir şey aklından geçmez: ‘Ben şimdi oradaki bir başka nesneyi yakalamak için bu parmağı bırakıyorum.’ Tamamen etraflıca düşünmeden ve daha doğrusu bir amaç gütmeden bir nesneden öbürüne döner ve onun nesnelerle oynadığı söylenebilir. Bunun tersi, yani nesnelerin onunla oynadığı da doğrudur denebilir.”
“Ama ben tamamen farklı bir durumda bulunmuyor muyum? Eğer yayı gerersem, şunu duyacağım an geliyor: Atış derhal düşmezse gerilime artık dayanamayacağım. Ve şimdi ben farkında olmadan ne olup bitiyor? Sadece şu biricik şey: Soluk alamaz oluyorum. Buna göre sonuç nasıl olursa olsun, atışı başlatmalıyım diyorum; çünki atışın düşmesini daha çok bekleyemeyeceğim.”
Üstat, “Çok iyi açıkladınız.” diye karşılık verdi. “Zorluğun sizin için nereden geldiğini iyi belirttiniz. Acaba atışın düşmesini neden bekleyemediğinizi ve atış olmadan önce soluk almanızın neden zorlaştığını biliyor musunuz? Doğru, kusursuz atış tam anında başlatılmıyor da ondan, çünki siz kendinizden kurtulmuyorsunuz. Bunu başarmaya kendinizi vermiyorsunuz, tersine, başarısızlığınızı bekliyorsunuz. Durum böyle olduğu sürece, size bağlı olmayan bir olayı kendi kendinize meydana getirmekten başka bir alternatifiniz kalmıyor ve siz böyle bir olayı sağladığınız sûrece, eliniz doğru bir tarzda açılmıyor -bir çocuğun eli gibi açılmıyor- bir olgun meyvenin kabuğu gibi yarılmıyor.”