Düzen Ve Amaç Kanıtı hakkında neler söylemek istersiniz?

Teolojinin en sağlam düşünsel mevzilerinden biri evrende,dünyamızda yani çevremizde belli bir düzenin olduğu, şeylerin oluşmasında veya ortaya çıkmasında bir ayarın olduğu düşüncesidir.Bizi çevreleyen bir düzen vardır ve kısaca bu düzen bir amaca hizmet etmelidir.

Düzenin olup olmadığı veya nasıl olduğu bir ayrı bir tartışma konusudur.Fakat belli ölçekte ve belli çerçevede evrende bir düzen olduğunu kabul etmemiz gerekir.Örneğin düzen kanıtını en basitinden antropik ilkeye yani dört temel fiziksel kuvvetin birbirlerine göre oranlarına kadar indirgeyebiliriz.

Evrende bir düzen var.Enazından belli bir açıdan bakınca öyle görünmektedir. Evrendeki düzenin, bir amaca hizmet edip etmediği konusu ise tartışmaya açıktır.

Siz kendi gözlemleriniz ve düşüncelerinizden yola çıkarak evrenin bir amacı olduğu veya olamayacağı hakkında neler söylemek isterdiniz?

Okumuş bir işçi soruyor…

Okumuş bir işçi soruyor…

Taner Timur’la olan ilk tanışmam, Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi (1) kitabıyla olmuştu. Kitabı okumuş ve çok beğenmiştim. Bu beğeni sadece dilin akıcılığı ve konunun Marksist bir çerçeveden anlatılması değil, aynı zamanda sosyal bilimlerde “disiplinlerarasılık”ın nasıl olması gerektiği konusunda yazarın kavrayışıyla da ilgiliydi. Eser bu anlamda bende ufuk açıcı bir etkide bulundu diyebilirim. Kitabı bitirir bitirmez kitapla –ve tabii yazarla ilgili- şöyle bir değerlendirmede bulunmuştum:

“Taner Timur bu eserinde; toplum bilimleri, tarih ve felsefenin bir bireşimini yapıyor; Marx’ın El-Yazmaları’ndaki değişiyle “doğa bilimlerinin insan bilimlerini, insan bilimlerinin de doğa bilimlerini içereceği ve ileride ‘tek bir bilim’in olacağı” ön görüsünü örneklendirircesine ‘tek’ bir bilimin nasıl yapılacağının eşsiz bir örneğini veriyor. Eseri okuyan kişi Taner Timur’un hem bir tarihçi hem bir sosyolog hem de felsefeci olduğunu; bu alanların hepsinin ahenkli bir bireşimini yaptığını hissedecek.
Kısaca günümüzün parçalı, bütünü görmeyen ya da ona burun kıvıran ve yer yer de aşağılayan; ‘parça’yı ‘bütün’lük içinde görme ve anlamaya ilgisizliğin oldukça revaçta olduğu Akademia’nın ‘tekilci’ bilimi yerine ‘tekçi’ bilimin kokusunu almak isteyen okurlara bu kitap şiddetle tavsiye edilir.”
(17.03.2012)

Tohum, yumurta bebek

Bu geceyi bir bebekle geçirdim rüyamda, aslında yarı vizyondu sanırım. Harika sağlıklı beyaz bi bebekti, onu koltuk altlarından tutup havaya kaldırmıştım, uzun uzun böyle kaldık, muhteşem bir bakışmaydı. Tüm vücudunu her santimini adeta körmüşüm de dokunarak görüyormuşum gibi yokladım, sevdim öptüm. Müthiş bir sevgi seliydi. Çocuğun kimin olduğunu bilmiyordum, bu yaptıklarıma da şaşırıyordum fakat yin de devam ediyordum, bu durum tan birbuçuk saat sürmüş.
Sonra döllenmeyle, sperm ve yumurtayla ilgili bir seans geldi. Hani her insan hayatında bir kez birinci oldu tekerlemesi var ya, galip gelen sperm durumları. Spermlerin yarışması diye bi şey yoktu ortada aslında çünkü her bir sperm diğerinin aynıydı öyleyse yarışma anlamsızlaşıyordu. Sonra döllenmeyen yumurtaların nereye gittiği üzerine uzun sahneler geçti. Vizyonun arasında tavuk yumurtalarının döllenen ve döllenmeyenlerinin lezzet farkı olup olmadığını merak ettim ve bu konunun şu ana kadar hiç gündeme gelmemiş olmasına şaştım.

Gözlemci olmadan gerçek olur mu?

Bilirsiniz, oldukça ünlü felsefi bir önerme vardır; kırmızı bir ferrari kimsenin girip çıkmadığı çıkmaz bir sokağa park edilse ve unutulsa, orada bir ferrari var mıdır yok mudur?
Bu önerme “varlığın” gözlemciye muhtaç olduğunu anlatmak için yapılmıştır sanırım, en azından ben ilk duyduğumda böyle düşünmüştüm. Ve hala da bu sanımı yıkabilmiş değilim.
Şimdi bu başlangıca neden gerek gördüğüme geçeyim 🙂
Her türden öğreti çok uzun zamandan beri yaşadığımız ve üzerinde mutabık olduğumuz bu dünyanınillüzyon olduğunu söylüyor ve bizi uyanmaya ve GERÇEĞİ görmeye zorluyor, korkutarak ya da özendirerek bunu yapıyorlar. (bu arada her öğreti uyandığımızda göreceğimiz gerçekten gerçeği ucundan kenarından tarif ediyor ve bizi adeta hazırlıyor)
Ben ise hep şunu söylüyorum, uyandığımızda bulacağımız her neyse nasıl bir gerçektir ki Gözlemciye gereksinmesi olmasın?
Size soruyorum, gerçekliğin gözlemciye gereksinmesi var mı yok mu?