Dünya Barış Günü

Günaydın frekanslarr,iyi bi hafta sonu olsun dilerim.
Dün gece cnBcE’de yine Matrix üçlemesinden sonuncusu vardı, hadi bir de sesini kapatıp izleyeyim dedim; çünkü bu üçüncü film çok gürültülü.
Gölgesiyle kapışan Neo’nun savaşını ve onu ölümüne destekleyen (Deli Dumrul’un isimsiz karısı) Trinity’yi, onlara inananları ve inanmayanları, her neyse bol bol kapışma izledik.
Ve her nasılsa savaş kazanıldı, şimdilik barış geldi. (Dünya barış gününe bu filmi denk getirmeleri oldukça uyanıklık bu arada), peki sizce bu savaş nasıl kazanıldı?

*

YENİ’den Doğanlara kitabının kapak tasarımı esnasında editör arka kapak için söyleyecek bişeyiniz var mı diye sordu, ben de hemen onun yanında dikilip dizaynın nasıl olduğuna bakıyordum, düşünmeden şöyle demişim: “Bazılarımız tersinden,bazılarımız yüzünden yürüyor bu yolu. Fark etmez.” Sözüm bittiğinde ekranda yazdığını da gördüm çünkü ben söylerken yazmış arkadaş. İçimden şöyle geçti, biraz düşünüp doğru dürüst bi şey mi söyleseydim acaba diye sonra da boşveeer dedim yine içimden nasılsa her söylediğim saçmalık olacak.
Az önce Ersinin verdiği adreste rastladım, I Ching’in(Değişimin Kitabı)önsözünde şöyle yazıyormuş: ““Bazen gölgeli taraftan, bazen de aydınlık taraftan; işte gerçek yol bu.”
Hayat çok şakacı. Gölgesiyle savaşan Neo, ve ona tapan Trinity.

Aşk bi alabalik deresi olabilir mi?

Gittim, oynadım, seyrettim, döndüm. Burası uğultulu tepeler. Yayınımıza kaldığımız yerden devam etmeyi umuyoruz.
Fermiyonlar bozonlar, higs ile gitmiş idim, Murat Uhrayoğlu arkadaşımızın birleşik alan teorileri ile döndüm. 20 sayfaydı tam 2 saatte bitirebildim, harika bir yolculuk oldu, merak eden araştıran ve bunları başkalarıyla paylaşanlara bir kez daha selam olsun. Newton Einstein,Manyetik yükler, microblackhole lar; İnception, zenon ve bi sürü başka şeyi daha aklıma getirdiler. Sanırım şu an bildiğimiz dünyaya biraz sallantılı iniş yapışımın sebebi bunlardır 🙂

**

Ayirmakta olanla birlestirmekte olani; iyi veya kotu olarak degerlendiremeyiz . Yapabilecegimiz sey yalnizca uzmanlik derecelerini olcmektir.

*

The river why… Ask bi alabalik deresi olabilir mi?
Gunun ilk filmi…Seyredilesiiii

Evlilik vd.

Bir tv programında bayan bir kitap yazarı evliliğin ortaya çıkışıyla ilgili şöyle birşey söylemişti..(ne yazık ne yazar ismi nede kitap ismi hatırlayamadığımdan aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum) Konuyu açmadan önce araştırdım ama google amca bana bu konuda pek cimri davrandı..Kaynağı bulamadım..

Kadınların birden fazla erkekle beraber olmalarında bir sakınca görülmez kadın hamile kaldığında erkekle beraber yaşamaya başlar ve bebeği beraber büyütürlermiş. ( BİR SÜRE! ) Kadın çocuk belli bir yaşa geldiğinde o erkekten ayrılırmış. Zaman ilerleyip 🙂 işin içine şu toprak meseleleri girince..erkek malını mülkünü kendi soyundan (nereden emin olucaksa =) ) birine bırakmak istemiş.Önceki şartlarla çocuğun kimden olduğu pekte belli olamayacağından.. kadına tek eşlilik getirilmiş olmuş.. Ve evlilik- kurumu 🙂 ortaya çıkmış. ( Der yazar bayan )

Biyonik – Doğadan Öğrenmek

Biyonik teknik problemleri biyolojik işlevleri örnek alarak çözmeye çalışan uygulamalı bilim dalıdır. Doğada mevcut metod ve sistemleri inceleyip modern mühendislik sistemlerinde ve teknolojilerinde kullanmayı hedefler.

Leonardo da Vinci, Otto Lillienthal:

Doğadan öğrenme, süreci basit anlamda doğanın yöntem, teknik ya da süreçlerini birebir taklit etmek anlamına gelmiyor. Biyomimikri ile anlatılmak istenen, doğanın çözümlerinden esinlenerek insanlığın (belki tümüyle farklı alanlardaki) sorunlarına çözümler üretmek… Doğayı birebir taklit etmeye çalışmak, her zaman iyi çözümler vermeyebilir; hatta ciddi yanlışlara neden olabilir.

Günümüzde nanateknoloji adı verilen uygulamalı bilim dalının gelişmesi ile birlikte biyomimikri kendine yeni ufuklar buldu. Bu çerçevede biyolojik alanda esinlenme sistematiği, nano ve makro ölçekli yapılar ve süreçlerle eklemlenerek “nanobiyomimikri” yeni bir alana zemin hazırladı. Diğer yandan günümüzün yenilikçi teknolojilerine bakıldığında; biyolojinin bir bilim dalı olarak hızla yükseldiğini ve başka bilim dalları ile ortak paydalar üretmeye başladığını görüyoruz. Bilim ve teknoloji tarihinde biyolojinin yıldızı hiçbir zaman bu denli parlamamıştı.

Paylaşmak mı, saklamak mı?

Neden paylaşılır ki diye  yadırgayan, kıskançlığa sebep olur diyenlere:

Deneyimi abartmadan, iddiasızca paylaşmak kıskandırmak değildir velakin kıskanma güdüsü varsa bi insanda bundan ne yapsanız kaçınamazsınız. İnsanlığın en büyük dertlerinden biridir kıskanmak. Paylaşma güdüsü bazı insanlarda doğuştan vardır; iyi ya da kötü, gerekli ya da gereksiz demek, yeşil elma gereksizdi neden var ki demek gibidir. Paylaşmak istemeyen rezerve insanlar da vardır,onlar da yaradılışlarının gereğini yapıyorlar. Bunlar bi sonuca vardırıcı şeyler değil bana göre.
Geçenlerde peygamberin bi davranışını yazmışlardı çok hoşuma gitti. Sokaklarda gezinirken çok büyük çok şatafatlı bir binaya rastlamışlar, bu ev kimindir diye sormuş felanca eşraftan kişinin demişler. Yüzünü yere eğmiş bişey dememiş. Belliki ev denen şeyin kişiliğin sembolü olduğunu bilirmiş. Belki o evi gösteriş olsun diye değil halk buluşsun faydalı işler yapsın diye yaptırsaydı ve umuma bağışlasaydı bunu yadırgamazdı peygamber, kimbilir. Bana kalırsa büyüyen irileşen doğal görünmeyen her şey yıkılmaya mahkum olur (son zamanlarda adım başı rastladığımız çirkin iri ördeklere benzeyen camileri de sayabiliriz bunlar arasında), kaosun gadrine uğrar. Paylaşıp dışına atmak ve onu unutmak belki bu açından hafiflemeye sebep veriyor da olabilir.
On yıl kadar önce sevdiğim bi yazar arkadaşımla bir kafede buluşup sohbet ediyorduk (ilk kitabını ben basmıştım, kültürünü, ağırbaşlı ve güzel türkçesini çok sevmiştim, daha sonraları kendini de sevdim,uzun zamandır yollarımız kesişmedi gerçi), daha bir önceki gece acaip vizyonlar görmüş ve kendimce önemli mekanizmaları çözmüştüm. Ona bunları anlattım, şekilleri kendi gördüğüm şekilde her daim yanımda taşıdığım bir defter yaprağına çizdim. Uzun süre merakla ve sessizce beni dinledi, sonra sesini sanki bi şey gizlemek ister gibi kısarak, “sibel böyle şeyleri anlatma” dedi. Şaşırmıştım neden dedim. Bunlar sana verilmiş hediyeler anlatırsan çarçur etmiş olursun bi daha sana gönderilmezler dedi. Şaşırmakla birlikte onu anladığımı sanıyorum, ne de olsa bilinen tarih boyunca yeraltı gizem guruplarını her rastladığım yerde okumuş ve en başta gelen prensiplerinin de gizlilik ve paylaşmama olduğunu öğrenmiştim. Fakat ben bu gizliliği, onun söylediği (bu arada arkadaşım oldukça tasavvufsever biriydi) sebebe değil, dış otoriter hakim güçlerden korunma amaçlı olarak algılıyordum. Belki de ben sadece şaşkının biriyim ya da fazlasıyla optimistik. Her neyse arkadaşımın bu ikazını ciddiye alıp üzerinde düşündüm, çok değerli bir başka dostuma danıştım. Hatta bir süre paylaşmamaya da çalıştım fakat insanın doğasına aykırı gelmesi galiba imkansız. Şimdilerde ise durumu ister arkadaşım isterse benim gibi algılamanın da farksız olduğunu görüyorum. Bana sevinç veren coşkumu artıran şey benim yolumdur, benim “doğru” yolum.