Bir önceki yazımda bahsettiğim romandan bir parçayı sizlerle paylaşmak isterim.( Romandaki ana karakterin iş ile ev arası yaptığı otobüs yolculukları sırasındaki düşünceleridir. Küçük, basit, derinlemesine anlamlar yükü taşımayan fakat kitabın ana konusyla doğrudan ilintili bir felsefe soluklanması ya da benim tabirimle felsefe durağı. Sürç-i lisan ettiysek affola ! )
Otobüs ilk kez, kapı tam karşımda açılacak şekilde önümde durdu.Arkadan itiştiren birileri olmadan bindim.Yolculuklarım sırasında başka bir boyuta geçerek farklılaşıyordum.Sanırım bu, günde iki kez olmak üzere, haftada beş gün yapılan rutinler sıranda olmuştu.Korkak ve yalnız oluşumdan etrafa bakmaya çekinir, kendi kendime düşünürdüm.Temelde toplumsal sözleşme imzalayarak diğer yolcularla eşitlenip, saldırganlık ve kavgadan uzak duracağın yaşam alanı olması gereken hareketli dünya, (hareket ederek ilerleyen aracın, onu izlediğimiz bakış anına göre hareketsiz olduğunu da düşünebiliriz) doğal halimden sıyrılıp kaybettiğim haktan daha fazla sunacağını öne sürmüştü. Oysa ki ayakta ve sıkış tıkıştık.Otobüs bir dünya ise, buradaki doktrin koltuk bilimiydi.Birinci durak,
Merhaba İSİM, 04.04.2004