Beyaz Bir Atkı

Senin rüyaların, benim iz düşümlerim
ipek telciklerle bağlı elime koluma
Ben kıpırdadıkça sen görüyorsun
Ben uyuduğumda ölüyorsun.

Seninle kardeşten öteyiz, biliyorsun
Ben transparan bir elbiseyim
Sense üzerimdeki ışıltı
Ben durduğumda ölüyorsun

Bir bisiklet selesinde
Rüzgara ve güneşe doğru gidiyoruz
Bir şarkı mırıldanıyoruz
Beyaz bir atkı gibi uçuyor geriye
sa-2005
*Resim oyunlarımdan; bisikletli kız

Sokağın Eski şarkısı

.

Sokak lambaları gölgeleri sever
çoğalır çocuklar oynarken
o kadar istekli
o kadar biz olmaya
o kadar oyunbaz
artar hareleri gitgide

içimizden geçeni bilir
hesapsız sobelenmek bile güzel
an içinde
“elim sende”

sokak lambası evinize üç beş adım yakın
ve uzak
ama olsun
elim sende

Islık çalmayı bilmeyen
damdaki denize giremez
saklanamaz dağlarına
kaçakta olduğu günler
soluk soluğa kalır ormanında
ve güneş tam dalacakken denize
ıslık çalmayı öğrenir
en çiçeğimiz
son anda

Dün mahallede
ne kadar oynadıysak
dayak yediysek ne kadar
yenildiysek yendiysek
yan mahalleyi

o kadar güzel
o kadar masum uyurduk

Dış Borçlar ve Türkiye’nin En Büyük “özel” Şirketleri

<img src=”https://sonsuz.us/files/dis_borc.jpg” align=”left” style=”margin : 9px />Türkiye’nin en büyük “özel” şirketleri (2009 yıl sonu rakamlarına göre) [1]

İlk 10’u aktarayım;

1- Tüpraş
2- Petrol Ofisi
3- Türk Telekom
4- Turkcell
5- Enka İnşaat
6- Shell&Turcas Petro
7- Philip Morris Sabancı Pazarlama
8- Opet Petrolcülük
*9- Türk Hava Yolları
10- Arçelik

Türkiye’de dış borçlar son hızla artarken özelleştirilen şirketlerden “kar” edememiş olmak arasındaki ters orantıya ne dersiniz? Türkiye’nin 2002 yılındaki dış borçları 128,6 Milyar Dolar iken, 2011 yılında bu rakamın 306,6 Milyar Dolar’a yükselmiş olması sizin de kafanızı karıştırmıyor mu?

Ya yoksa? ya varsa?

Herkes gibi ‘benimde.. geri dönüp baktığımda.. aptal- yaşlar olarak değerlendirdiğim yaşlarda.. Ben de Allah ya yoksa? varsa? varsa nasıl. yoksa ne olucak.. vb vb. düşünmüşlüğüm çoktur. Şimdi düşünmeyi bıraktımmı hayırr.. Zaman zaman okuduğum herhangi birşey.. Şahit olduğum herhangi bir olay vs. bu soruyu yenıden sormama sebep oluyor. Söylemek istediğim başka.. ( o aptal yaşlar ) da düşündüğüm.. kendimce bir cevap bulduğum.. soruya hala aynı cevabı veriyor olmam .. Şöyle düşünmeme sebep oldu.. Bazı soruların tek bir cevabı var. değişmez. değiştirilemez. Didiklenir. araştırılır. düşünülür.. tartışılır vs. ama doğru cevap değişmez..

Benim bu soruya doğru cevabım.. ” Allahın var yada yok olması kanısına varmam değil tabiki. Var olması gerektiğini sonucuna varmam. Bu neden.. cehennemde yanacağım içinmi. ? Kafama kafama vurularak bir şekilde bunları kabullenmem gerektiğini söyleyen -insanlar.. ‘a cevap veremeyeceğim içinmi.. hayır. Allah var olmalı çünkü.. hepimizin manen buna ihtiyacı var.

Otobüs Felsefeleri

Bir önceki yazımda bahsettiğim romandan bir parçayı sizlerle paylaşmak isterim.( Romandaki ana karakterin iş ile ev arası yaptığı otobüs yolculukları sırasındaki düşünceleridir. Küçük, basit, derinlemesine anlamlar yükü taşımayan fakat kitabın ana konusyla doğrudan ilintili bir felsefe soluklanması ya da benim tabirimle felsefe durağı. Sürç-i lisan ettiysek affola ! )

 Otobüs ilk kez, kapı tam karşımda açılacak şekilde önümde durdu.Arkadan  itiştiren birileri olmadan bindim.Yolculuklarım sırasında başka bir boyuta geçerek farklılaşıyordum.Sanırım bu, günde iki kez olmak üzere, haftada beş gün yapılan rutinler sıranda olmuştu.Korkak ve yalnız oluşumdan etrafa bakmaya çekinir, kendi kendime düşünürdüm.Temelde toplumsal sözleşme imzalayarak diğer yolcularla eşitlenip, saldırganlık ve kavgadan uzak duracağın yaşam alanı olması gereken hareketli dünya, (hareket ederek ilerleyen aracın, onu izlediğimiz bakış anına göre hareketsiz olduğunu da düşünebiliriz) doğal halimden sıyrılıp kaybettiğim haktan daha fazla sunacağını öne sürmüştü. Oysa ki ayakta ve sıkış tıkıştık.Otobüs bir dünya ise, buradaki doktrin koltuk bilimiydi.Birinci durak, 

Merhaba İSİM, 04.04.2004