Tupi Kabilesi ve Ahlak

Tupi kabilesinde Brezilyalı kadınlar anadan üryan dolaşır, bundan hiç utanmazlardı. Hatta Avrupalılar Tupi kadınlarına örtünmeleri için giysi verdikleri zaman kadınlar gülüp giysileri reddettiler. insan böylesi rahatsız edici bir şeyi üzerine giyip kendisine neden eziyet eder ki diye düşünüp şaşırdılar.

Erkekler saçlarını kazıtıyor, kadınlarsa uzatıp kırmızı kurdelalarla örüyorlardı. Tupi yerlileri yıkanmayı çok seviyorlardı; ne zaman bir ırmak görseler ırmağa atlayıp birbirilerini yıkamaya başlıyorlardı. günde 12 kez yıkandıkları bile oluyordu.

İki yüz kişinin birlikte yattığı ambara benzer yapılar içinde yaşıyorlardı. Pamuk yataklarını hamak gibi sütunlar arasına asıyorlardı. Avlanmaya gittikleri zaman yataklarını da yanlarında götürür öğle arası ağaçların arasına asıp şekerleme yaparlardı. Her altı ayda bir köy farklı bir yere taşınırdı; çünkü köy sakinleri manzara değişikliğinin onlara iyi geleceğini düşünürlerdi. (Başka bir açıklamaları yoktu, yalnızca hava değişikliğinin onlara iyi geleceğini söylerlerdi)

Bu insanlar öyle düzenli bir yaşam sürüyorlardı ki çoğu yüz yaşına kadar yaşadığı halde hiç birinin saçı ağarmıyordu. Dışarıdan gelen ziyaretçilere çok iyi davranır onlar için en iyi içkilerini sunarlardı.

Bugün, az sonra

Bu haftaki Yaşamevi Radyo Programı konusu:
“Rüya Gerçekliği”
Konuğum ise; Rüya Görüşmecisi, Yazar, Sevgili Sibel Atasoy.
20 Haziran Çarşamba sabah saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta buluşmak dileğiyle…
İnternetten dinleyerek canlı yayında bize katılmak isteyenler için: http://www.halikarnas.fm/live_other.html
Ayrıca Facebook / Halikarnas Radyo Grup’a katılıp görüş bildirebilirsiniz.

Canlı yayını kaçıranlar için :

http://www.youtube.com/watch?v=wq4d45y37HQ&feature=youtu.be

Ateşin Efendisi Şaman

Harold Braem, bu kitabı 1994 yılında yazmış. Bu bir şamanın yetiş-tiril-mesini anlatıyor ve sıkı durun nerede geçiyor? TUVA’da! Yani kitapta açıkça bu isim geçmese de Sibirya-Moğolistan sınırındaki türk taygası başka neresi olsun 🙂
CC çalışmış olanlaraçok zevkli geleceğinden eminim. Sanırım Yazarı (iletişim ve dizayn profesörü) hem Türkleri, hem taygayı hem de Castaneda serisini gayet iyi tanıyor. Gözleri yaşartan bir eser olmuş.
İşin bi de yayıncı tarafında, bize oldukça yakın gelen bir isim var: Yurt.
Yurt, asyalı kökenimizin evine verilen isimdir biliyorsunuz. Ayrıca  bi de Yurt köy maceramız var Ayvaşa dağında :)))

Küreselcilik ve ulus devletler tartışmasından son nokta.

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan Yunanistan seçimleri dünya tarihi açısından kritik bir dönemece işaret ediyor olabilir. Yunanistan gibi tarihinin, kültürünün, geleneğinin derinliği açısından dünyanın geri kalanına fark atabilecek bir ülke, üstelikte milliyetçi duyguları gelişmiş bir toplum, Avrupa Birliği’nden yana tavır koyanların seçimleri kazanmasına tanık oldu. Üstelik bu sefer Avrupa birliğinden yana olmanın ciddi ekonomik bir faturası olmasına rağmen böyle oldu.

Bu sonuç dinler, devletler, ırklar, milliyetler.. vs üstü küresel bir insanlık algısının boş bir ütopya olmadığını göstermektedir. Yunanistan seçimleri bana kalırsa ulus devletlerin tabutuna son çiviyi çakmıştır.

Gizemin Nedeni

KÜÇÜK OWMADJİ İSHAL OLMUŞTU. Annesi Hawa çocuğun aşırı su kaybetmesinden korkuyordu; çünkü köyündeki kuzeninin geçenlerde bu yüzden bebeğini kaybettiğini duymuştu. Owmadji’nin babaannesi ise torununu kabilenin büyücü doktoruna götürmek istiyordu. Şöyle diyordu: “Kötü bir ruh çocuğu hasta ediyor. Ona koruyucu muska takmayı reddettiniz, işte bu yüzden bütün bunlar başınıza geliyor!”
BU DURUMA dünyanın birçok yerinde rastlanabilir. Yüz milyonlarca insan hastalıkların gizli nedeninin kötü ruhlar olduğuna inanır. Bu doğru mudur?

                          Hastalıkların Gizemi

Görünmez ruhların hastalıklara neden olduğuna siz inanmıyor olabilirsiniz. Aslında, bilim adamları hastalıkların çoğunun nedeninin virüs ve bakteriler olduğunu ortaya koyduklarından, birinin nasıl böyle düşünebileceğini merak edebilirsiniz. Fakat insanların yakın zamana dek hastalığa neden olan bu mikroorganizmalardan haberi olmadığını unutmayın. Antonie van Leeuwenhoek 17. yüzyılda mikroskobu buluncaya kadar mikroskobik dünya insana kapalıydı. Ondan sonra bile, ancak Louis Pasteur’ün 19. yüzyıldaki buluşları sayesinde bilim hastalıklarla mikroorganizmalar arasındaki bağlantıyı anlamaya başladı.
Hastalıkların nedeni insanlık tarihinin uzun bir dönemi boyunca bilinmediğinden birçok batıl inanış türedi; bunlardan birine göre bütün hastalıkların nedeni kötü ruhlardı. The New Encyclopædia Britannica bu inanışın ortaya çıkışıyla ilgili bir olasılıktan söz eder. Eskiden şifa dağıtanlar değişik kökler, yapraklar ve başka malzemeler kullanarak hastaları iyileştirmeye çalışırdı. Bunlar bazen işe yarardı. O zaman şifa dağıtan, iyileştirme sürecine birçok batıl ayin ve uygulama katarak, asıl şifa veren şeyi gizlerdi. Böylece insanların her zaman ondan yardım istemesini sağlardı. Bu şekilde, ilaçların etkisi bir gizem perdesiyle örtüldü ve insanlar yardım almak için doğaüstü güçlere yöneldi.
Bu geleneksel iyileştirme yöntemleri bazı ülkelerde hâlâ varlığını sürdürüyor. Birçok kişi hastalıkların nedeninin ölü ataların ruhları olduğuna inanır. Bazıları hastalıkları bize Tanrı’nın verdiğini ve bunun günahlarımızın cezası olduğunu söyler. Hatta hastalığın biyolojik özelliklerini bilen eğitimli insanlar bile, doğaüstü etkilerden korkabilir.
Büyücüler ve şifa dağıtanlar bu korkuyu insanları sömürmek için kullanır. Öyleyse neye inanmalıyız? Sağlığımız için ruhlardan yardım beklemek doğru olur mu? Mukaddes Kitap bu konuda ne der?