GOLÜ KİM ATAR?…

“Maçın 25. dakikasında Galatasaray Arif’le 1-0 önde…”
“Tanju, Tanju, Tanju, Galatasaray 3-0…”
” Ve Galatasaray 25. Dakikada 1-0 öne geçiyor, gol; Metin Oktay!”

(Hey gidi günler…):))

Bu tür sözleri radyo konuşmacılarından anımsarsınız.
İki takım arasında oynanan bir maçın aktarımında, bir takımın diğer takım önünde öne geçtiği anın ifadesinde, yukarıdaki türden sözler sarf edilir…

Peki sizce golü kim atar?
Oyuncu mu atar, takım mı atar?
Masör mü atar, teknik direktör mü atar?
Seyirci mi atar?
Tersinden de soralım:
Peki sizce golü kim yer?
Kaleci mi mi yer takım mı yer?
Masör mü yer, teknik direktör mü yer?
Seyirci mi yer?

Baal Arkadaşla bir başka sahada yaptığımız maçta Baal diyor ki; “Golü oyuncu atar, takımın bir üretimi değildir, kişinin attığı golün takımın ortak çalışmasıyla bir bağı yoktur”

Görüş Belirtmek?

Bazı insanlar görüşlerini, başkalarının fikirlerini kötülemek yoluyla belirtirler. Bazıları bağımsızca kendi görüşlerini belirtir. Bazıları da başkalarının fikirlerini desteklemek yoluyla kendilerini beyan eder. Tabi bir de hiç görüş belirtmeyenler var. Bu insanlık yöntemlerinin gerisindeki motivasyon ya da sebepler nedir dersiniz?

Zeynep A bence bu kişiye özel yöntemler değiller her insan bunların tümünü ve daha fazlasını zaman zaman kulanır..o an ki boşluk neyi gereksiniyorsa hangisini seçeceğini bu gereksinim (ihtiyaç) belirler..
Sibel Atasoy Doğrudur ancak insanda bu yöntemlerden birisi her daim öne geçmiş oluyor. Ben böyle gözlemledim.
Elvan E Bazı insanlar için kendini ifade etmek bir gereklilik diye düşünüyorum.Meselâ yazarlar,ressamlar,heykeltraşlar.Bilgi ve duygu birikimleri o kadar yoğunlaşıyorki ifade etmeksizin duramıyorlar..Sıradan insanlar içinse ilgi ,merak ,birikim alanlarına uygun mecralarda görüş bildiriyorlar bence..

Zeynep A bence o dahi dönemseldir..başka fikirleri kötülemek o insanın daha birliği ve herkesin otantik varlığı ve yolu olduğunu henüz bilmediği ve saygı duyamadığı dönemine rastlar ve bu kendi otantikliği ve yolunun otantikliğini kavrayamadığı ve bunların hiç birinin bir diğerine üstünlüğü olmadığını kavrayamadığı dönemine denk gelir ve bunu öğrenmesi için oradadır.. Bağımsızca kendi fikirlerini belirtmek otantikliklerinin farkındalığı ile ilgilidir..lakin her konuda otantikliğin farkındalığı hemen gelişmeye bilir..bu durumlarda bazen başka fikirleri onaylarken kendini keşfedebilir..görüş belirtememektede bence sakınca yok o da izleme demlemlenme süreçlerinde hepimize olabiliyor gibi geliyor bana.. bence sıradan insan ve sıradan olmayan insan yok..farkındalık düzeyleri var ve hep beraber muhteşemiz..avamın havasa havasın avama muhtaç olması gibi aslında havas ve avam yok..herkes kendi rolünü elinden gelenin eniyisi olarak icra etmesi var..

Astroloji de 12 Ev

1. Ev – Kendini Gösterim
Özü: Ateş
Nitelik: Öncü (eylemlere girişim)
Kişilik: Başkalarına verdiğimiz intiba, fiziksel görüntümüz, dışa vuran tavırlar ve mizaç.
Gezegenlerin Etkileri: Gezegenlerin 1. evde kümelenmeleri çok güçlü kişilik oluşumunu ve kendini açığa vurmayı gösterir.
Doğal Burç: Koç
Yönetici Gezegen: Mars

Haritada Yükselen Burç konumu olan 1. ev en duyarlı noktadır. Kişinin yaşamı nasıl algıladığını, kendini nasıl bildiğini ve dış etkilere karşı nasıl tepki gösterdiğini açıklar. Kişiliği, dünyaya gösterdiğimiz yüzümüzü temsil eder. Güneş ve Ay’ın bulunduğu ev kişinin tipini etkiler. Yükselen Burç ise yaşama gücünü ve sağlık durumunu etkiler. Ayrıca kişinin fiziki yapısını, giyinişini, yürüyüşünü, konuşmasını, kendini gösteriş biçimini, gerginliğini, öfkesini ve acılara dayanma enerjisini belirler. Güneş ufuk çizgisinde ise veya Yükselen Burç ile güçlü bir bakış açısına sahipse kendine hakim olan, iradeli ve uyumlu yönlere sahip bir kişilik ortaya çıkar. Mars birinci evi güçlü biçimde etkiler. Eğer bu evde ayrıca bir gezegen ya da ışık varsa bunlar da kişilik üstünde güçlü etki yapar. Bunlar kişisel ilgileri, moda ve takı gibi zevkleri ve enerji kapasitesini gösterir. Vücutta başı temsil eder.

İkna

DJ şöyle der. “Sana yaşattığım her şey, bütün gösterdiklerim, gördüğünden fazlası olduğuna ikna etmek içindi. Kimsenin bize büyücülük öğretmesine gerek yok. Zaten öğrenecek bir şeyde yok. Bize gereken, burnumuzun dibinde sonsuz erkin var olduğuna bizi ikna edecek bir öğretmendir.

**

Castaneda “Bu olanlar bir açıklama getirmeli miyim?” diye sorar.

Don Juan tabii diyerek devam eder. “Zihnini sağlam tutmak senin görevin. Savaşçılar kafalarını duvara vurarak zafer kazanmazlar; duvarların üstünden geçerek kazanırlar. Savaşçılar duvarların üstünden atlarlar; onları yıkmazlar.”

**

Don Juan, “Öncelikle, senin yaptığın gibi her şeye çok ciddi yaklaşmak ölümcül bir yanlıştır. Alışılmadık olaylarda karşılaştığımızda hiç durmadan yinelediğimiz, üç kötü alışkanlığımız vardır.
Birincisi; her ne olursa bunu görmezden gelir hiç olmadı sayarız. Bu bağnazların yoludur.
İkinci olarak; olanı göründüğü gibi kabullenir, ne olup bittiğini biliyormuşuz hissinse kapılırız. Bu da Softa’nın yoludur.
Üçüncüsü de olan biten bizi baskı altına alır. Çünkü ne görmezden gelebiliriz ne de kabullenebiliriz. Bu da aptalların yoludur. Senin yolun bu mu acaba?
Birde dördüncü yol vardır, en doğru olanı; savaşçının yolu. Bir savaşçı hiç bir şey olmamış gibi davranır, çünkü hiçbir şeye inanmaz, ama her şeyi de görece değeriyle kabullenir. Kabullenmeden kabul eder, görmezden gelmeden görmezden gelir. Hiçbir zaman biliyormuş gibi, hiçbir zaman da hiçbirşey olmuyormuş gibi yapmaz. Altına yapacak kadar korksa bile denetimi elden bırakmaz ve böyle davranmakla, takıntı ve kaygılarını yok eder” der.

Para Nedir?

Para maddi bir şey midir? Manevi bir şey mi?

Böyle bir soruyla karşılaştığınızda çoğunuz paranın maddi bir şey olduğunu savunacaktır. Oysa para manevi bir şeydir. İnsanı yolundan alıkoyar. Binlerce öğretmenin öğretemeyeceği şeyleri öğretir. Yaşam biçiminizi değiştirir. Hayata bakışınızı değiştirir. İlişkilerinizi değiştirir. Karakterinizi bile değiştirir. Para kötü bir uşak fakat çok iyi bir efendidir.

Bu konuda bir büyük başka yanılgı ise paraya zenginin değer verdiği fakir veya ortasınıfın daha az değer verdiğidir. Oysa bu durum da tam tersidir. Zengin kişi parasını riske atar. Bazen tamamını kaybedip beş parasız kalabilir. Ama beş parasız kalması onun zengin olmasına engel değildir. Yine değişik yöntemlerle parayı tekrar kazanır. Burada kastettiğim “zengin kişi”, parası olan kişi anlamında değildir. Paraya bakış açısı anlamındadır. Zengin kişi parayı araç veya oyuncak olarak görür. Uşak olarak görür.