Ulusalcılık Nedir?

Ulus veya ulusalcılık doğru kişilerce ve doğru bir şekilde uygulandığında güzel bir şey. Fakat bu öyle suistimal edilmeye müsait bir kavramki, etnik veya inançsal bir baskı yöntemine her an dönüşebilecek bir potansiyele sahip.

Mesela bir ulusta olması gereken; azınlıkları, çeşidi, renkleri korumak olmalıyken çoğu zaman ayrımcılığa, tek tipçiliğe, aynı olmaya zorlanır.

Yurtdışı ulusal devletleri de konuşuruz elbette onları da örneklendiririz fakat gelelim Türkiye’ye. Bir sürü azınlık ve farklı inançlardaki insanlar ulusalcılık adı altında tektipleştirmeye, kültürleri, inançları yadsınmaya, yok edilmeye, baskı uygulanmaya maruz kalmıyor mu?

Bu tip davranışlar “gerçek ulusalcılık” anlayışına zarar vermiyor mu sizce? Zenginlikleri korumak yerine ötekileştirip sonra da kendileştirmek iyi bir şey mi kötü bir şey mi?

Sözüm gideceği yeri bilir

Hayatınızda bazı şeyleri istediğiniz halde olmadığını mı söylüyorsunuz?
Sözüm sizlere:
Şöyle alacakaranlıkta (akşam ya da sabah fark etmez) açık havaya çıkın (balkona ya da yoksa pencerenizi açıp başınızı uzatın) ve sesli olarak deyin ki:
ŞU (ulaşamadığınız o şey) konuda ben hep ne derim, ne yazarım, ne anlattım?
“Kendiniz” arka arkaya bilgisayar programı gibi onları dökecek ortaya!
Ve hemen ONA neden ulaşamadığınızı, kendi kendinizin yoluna yıllardır nasıl çıktığınızı görerek şaşacaksınız ve belki şapşallığınıza güleceksiniz ya da ağlayacaksınız, fark etmez.
Her şey şu an düzeltilebilir:
Hemen o bilgisayarın döktüğü tüm söylemleri sol elinizle dışarı doğru savurun ve “hepinizi attım, işime yaramıyorsunuz” diye bağırın.
Kolay gelsin canlarım.

Şu Bu O

Ya siz? benzer durumda siz olsaydınız ne yapardınız?

Herkes kendi tarafından bakınca, gözlemci böyle bir sahne yakalıyor.

Allah! allah! diye kılıçları çekmeden önce, gözlemci olmayı bi kere deneyin.

Sitenin iyice suyu da, çivisi de, omiriliği de çıkmış..

Eee Ön teker nereye, arka da oraya!

Kendine güvenmek Nedir gerçekten?

2009’da bi yaşımdan daha çıkarken hayatımın kısa bi özetini çekmişim (Daha Yaşayan doğmadan):

Güzel ve oldukça renkli sayılabilecek bir hayat yaşadım. Maddi manevi acılar da çektiğim oldu fakat bunların kendi bilinçli seçimlerim sonucu olduğunu biliyorum. Seçimler öylesine önemli ve büyülü bir konu ki bu konuda çok düşündüm çok yazdım. Özellikle tesadüflere inanmaya meyilli olmadım, bazen onların sebeplerini bulmak imkansız olabiliyor ama bu yine de rastgele olup olmadıklarına kanıt teşkil etmez kanımca. Zaten ilk basılan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay tamamen bu konu üzerine odaklanmıştı.

Herhangi bir seçimimin sonuçlarından memnun olmadığımda pişmanlık çukuruna da yuvarlanmadım. Bu kendini çok mühimsemek olurdu sanırım. Şöyle düşünürüm; eğer o seçimi yapmayabilecek kudrete sahip olsa idim yapmazdım zaten! Eğer yaptıysam sonuçlarını kendime ve ilgili kişilere en yararlı olabilecek şekilde alabilmek için elimdeki tüm imkanları kullandım. Şikayete ayıracak zamanım hiç olmadı, ya da bu yolda tercih kullandım diyelim. Faydacı bir yapım olduğunu biliyorum ve şikayetten bulacağım fayda o yolla yitireceğim enerjiden fazla görünmedi bana.

ÜÇ BÜYÜK KENT KIYASLAMASI

ANKARA
En iyi kalpli Üvey ana,
Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım.
Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana
olan Ankara.

Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini,
rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını , suskun devletin
konuşmasını beklerler.
Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir
bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi beklemezlerdi.
Denizi su sanırlar.
Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz.
Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara’nın göllerinde.
Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi
gökyüzüyle birleşmesi.
O vaatker ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir.
Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi.
İnsanlar Ankara’da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.