Felsefe nedir? Kimine göre düşünce demek felsefe… Sadece düşünmek hiç bir şey yapmadan sadece düşünmek.. Anlamsız geliyor ..
Stephen hawkins’in de dediği gibi felsefe ölmüştür..
En Genel Durum Enerjisi
Günaydın frekanslarımmmm, iyi bir pazar olsun. Her frekanstan insanla (hatta varlıkla) karşılaşma imkanınız var ancak onlardan sadece sizin frekansınıza uygun olanlarla anlamlı (iyi/kötü farketmez) bi İLİŞKİ sürdürebilirsiniz. Buna şöyle bi örnek vereyim; rüyanızda tanımadığınız insanlar ya da varlıklar görürsünüz ancak o kişileri bi daha başka rüyada görmeniz hele her rüyanızda görmeniz mümkün olmaz. Ancak frekansınız aynıysa onlarla yeniden karşılaşabilirsiniz. Ve bu doğal şartları değiştirmek için enerjinizi boşa tüketmeyin. Önünüzde almanız gereken bi çok karar var ve bunun için enerjiye ihtiyacınız var. Sevgilerim ve selamlarım, en derin saygılarımla sizlere ulaşsın.sa
**
En Genel Durum Enerjisi
Doç. Dr. Haluk Berkmen
Örgü-alan ile ilgili ulastıgımız sonuçları topluca özetlemekte yarar var
kanısındayım. Çünkü bundan sonrası biraz daha derin konular içeriyor. Örgü alan
her yöne dogru yayılan bir yapı olup dügüm noktalarından olusur. Nesneler bu
örgü alanın içinde degildirler. Onlar örgü alanın kendisidirler. Yani, örgü-alan
belli bir bölgede sıkısıp dügümlerin yogunlugu arttıgında “nesne” olusur. Nesne
bir dalga paketidir. Tek bir dalga degildir. Dolayısıyla her nesne, en küçükten en
büyüge kadar, dalgasal bir sistemdir.
Burada “dalga paketi” ile “sistem” sözcüklerini aynı anlamda kullanıyorum. Yani,
tek parçacık fikrinden vazgeçip “dügümlerden olusmus bir sistem” kavramına
geçmek gerektigi görüsündeyim. Her dügümler küçük yaylar gibi titresir. Eger
örgü-alanın düzgün bir bölgesinde isek o bölgeye “bosluk” veya “vakum”
demekteyiz. Ancak bosluk veya vakum denilen bölge dahi enerjiden yoksun
degildir. Çünkü her titresen dügüm noktası enerji içermektedir.
Titresen yayların enerjilerine “potansiyel enerji” veya “durum enerjisi”
diyoruz. Yaylar (dügümler) vakum bölgesinde küçük titresimler yaparlar. Bu
bakımdan vakum titresimleri hiçbir sekilde sıfıra esit olamazlar. Bu titresimler
dogal olarak karmasa yaratırlar. Karmasanın olusması için gerekli dıs etki Takyon
evrenden gelir. Karmasa olustugunda dügümlerde yerel olarak bir miktar
yogunluk artısı belirir. Bu yogunluk artısı iki farklı durum ile sonuçlanabilir.
Bu iki farklı durumdan biri yogunlugun dagılması ve dügümlerin eski hallerine
dönerek tekrar zayıf titresim hareketlerine devam etmeleri ile sonuçlanır. Bu
sonuç, simetrinin geri gelmesi olarak da tanımlanabilir. Çünkü vakum durumunda
tam bir simetri vardır. Her titresen küçük yay diger her yay ile aynıdır ve bu
bakımdan birbirlerinden ayırt edilemezler.
3kinci durum yogunlugun artarak çogalması ve yayların daha çok gerilmeleri
sonucu durum enerjisinin yerel olarak birikmesi durumudur. Böylece belli bir
örgü-alan bölgesi vakumdan farklı bir yapıya ulasır. Eger bu yapı dagılmayıp
varlıgını sürdürürse o bölgede “parçacık” adını verdigimiz belirgin bir dalga paketi
meydana gelir. Bu yeni durumda artık simetri aniden kırılmıstır.
Simetri kırılımını alttaki sekilde görmekteyiz. Sapkanın tepesinde oturan küçük
adam kararsız denge durumundadır. Oradan herhangi bir yönde asagı dogru
kayabilir. Bulundugu noktada her yön esit oldugundan tam bir simetri söz
konusudur. Hangi yana baksa aynı görüntü ile karsılasacaktır. Tepeden kayıp
sapkanın alt bölümün geldiginde ,se simetri kırılmıs olur. Çünkü sapkanın alt
Yolcu fıkrası
Eskiden yüzlerce kez anlattığım ve her seferinde gözlerimden yaş gelerek güldüğüm bi fıkraydı:
Bi seyahate çıkmak üzere olan adam ve iki arkadaşı tren garına gelirler. Adam gişe memuruna “falanca yere tren saat kaçta?” diye sorar. Memür da ilk tren 13.00 de der. Bizimkiler bakarlar ki daha bi saat var, hadi şu yakındaki gazinoya gidelim burda beklemeyelim derller. Neyse derken bi saate bakarlar ki saatbire beş var! Bunlar koşa koşa perona gelirler ki rten gitmiş.
Bizimki tekrar gişeye giider sonraki treni sorar. Memur da üçte der. Bunlar yine gazinoya giderler ve maalesef yine aynı olay başlarına gelir. Bu kez sorduklarında son trenin dörtte olduğunu öğrenirler. Bu kez tedirginlikle tartışırlar burda mı beklesek yoksa gidip otursak mı diye sonunda rahatlık ve eğlence baskın çıkar, giderler ve yine son anda akılları başlarına gelir. Koşa koşa perona gelirler.
Kitaplarımdan kimler istiyor?
Son zamanlarda gerek web sayfamdan ve mail adresime gerekse sözlü olarak kitaplarımı bulamadıkları için şikayetler geliyor ve her geçen gün artıyor (hatta geçenlerde bunu konu etmiştik galiba).
Bugün Tuva’da arkadaşlar (Özellikle Aydın bey) bi öneride bulundu; Bendeki kitaplardan isteyenlere fotokopi kitap yaptıralım dendi. Hem görünüş olarak normal kitaptan farklı olmuyor hem de fiyat olarak pahalı gelmiyormuş. Şöyle genel bir sonuca bağlandı; aranızda hangi kitabımdan edinmek isteyenleriniz varsa ya bana ya da Tuva’dan Berrin Hanıma bildirecek ve onlar da kitapları yaptıracaklar. İşte böyle (iyi ki bende birer tane kalmış yani)-elçiye zeval olmaz.
Not: Artık Altın Kitaplar yayımevi de kendini yayımevinden saymaya devam edecek mi bilmiyorum. Senelerdir susuyorum ama galiba sabrımın sınırına geldim. Eğer sahiplerinden ve yöneticisi olan Batu Beyi şahsen sevip takdir etmesem daha da söyleyecek çok şeyim olur. Büyük yayımevi olmak büyük de sorumluluk gerektirir. Dağıtıcı geçinen firmaları ağzıma dahi almak istemiyorum.
Ayn’ı anda ölçer.
Aynı anda ölçer.
Yani AN’da ölçü yapan bi aynamız var. Nedir o?
Gördüğümüz her şey!
Gördüğümüz her şey bizim ayn-ı-mızdır ve ANda halimizi bize gösterir.
Kötü kalpli üvey anne ne diyordu:
“Ayna ayna, söyle bana, en güzel kim bu dünyada?”
Ayna ne cevap veriyordu?