Mayın

Mayın

Zaman benim sabır benim
hepsi bohçam içinde karar benim

/Vaktaki bin sekiz yüz seksen üç. Ferman okundu baş üstüne;
tütün içen tütün eken karakaşlı karagözlü kavruk eller
tütün eksinler tütün üstüne, duyun-i umum üstüne reji üstüne/

O gün bu gün vuruldu sırtıma
bir acı bir ur
vur Allah vur
yüklendi kambur
harç ödedik
haraç ödedik
tabaka tabaka borç ödedik
ciğerimizden hiç eksilmedi duman

beşimizi bire saydılar
balyalar gibi hesaba katılmadı
yirmi bin baş
yirmi bin telef
pusulara düştük
kurşunlara geldik
yenildik
kolculara
…

/Yokluğu evirdiler, evirdi kadınlar bebeklerini
arpayı paylaştı atlar ilk kurşundan kurtuluşa kadar
on iki kardeş on iki memet, on iki ali; yendiler on ikiyi/

2012’ye Astrolojik bakış

Tam bir değişimler devri yaşamaktayız. Sanki bütün taşlar yerinden oynamış durumda. Siyasi, ekonomik, dini, bilimsel alanlarda, şimdiye kadar kalıplar olarak gördüğümüz yapıların esnemekte, değişmekte, hatta dönüşmekte olduğunu hayretle izliyoruz. Bir zamanlar ütopya kabul edilen sınırsızlığa yöneliş, bilişim ve teknolojinin olağanüstü gelişimiyle gelinen nokta, hepimizi şoke ediyor. İster istemez… değişimleri kabulleniyor, özümsüyor, günlük hayatımızda kullanıyoruz. Adeta bir zihniyet devrimi yaşamaktayız. Tüm bunları birleştirdiğimizde, önemli bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecine girmekte olduğumuzu anlıyor, yeni bir oluşuma doğru ilerlemekte olduğumuzu hissetmeye başlıyoruz

Neptün’ün Balık burcuna ilk girişi 4 Nisan 2011 tarihinde olmuştu. 5 Ağustos 2011 tarihinde tekrar Kova burcuna gerileyen Neptün, 3 Şubat 2012 tarihinde Balık burcuna geçiş yapacak ve 2025 yılına kadar bu burçta ilerleyecek.

Madalyonun öteki yüzü

Siahlı kuvvetlerimiz PKK’lileri bombaladı ve 35’i öldürüldü.” Belki maç anlatır gibi anlatanlar bile çıkmıştı şimdiye kadar. Bir zafer havası, bildiğimiz alıştığımız…

35 asker öldürülmüş olsaydı bütün basın ayağa kalkmıştı yine şu saate kadar. ”PKK’nin hain pususu 35 askerimizi şehit etti.” Arkada bir fon müziği… Bildiğimiz, alıştığımız o yas görüntüleri…

35 sivil öldü hiç kimse ayağa kalkmadı. Ne hükümet, ne muhalefet, ne medya…

Oh olsun diyenler mi ararsın, zaten kaçakçıydı diyenler mi, orada ne işleri var diyenler mi… Kaçakçılıkla mücadele kanunu var, ceza kanunu var, bunların hangisinde kaçakçılık yapan bombalanır yazıyor? Yok bunlara ihtiyacımız, yasalar falan umurumuzda değil, biz kendi başımıza veririz kararı mı diyorsunuz?

Yeni dünyada olmasını istediklerimiz(2)

Son durum şöyle oldu:
Aşağıdaki “Yeni dünyada olmasını istediklerimiz” başlığındaki liste, kamuya açık mekanlarda tamamen farklı kişilerce oluşturulmuştur. Siz de hemen yakında geçmekte olduğumuz YENİ DÜNYA’da olmasını istediğiniz herhangi birşeyi (öncekilerle çelişmeyen ve dilbilgisi anlamında olumsuzlama içermeyen, şimdiki zaman kipiyle) hemen ekleyin, dünyamız sizinle daha zengin olacak.

Not: Burada yapmaya çalıştığımız entellektüalizmden tamamen uzak, içinde olmayı safça arzu ettiğimiz durumların art arda sıralanmasıdır sadece. Okurların da bu niyetimizi aynı basitlikle algılayacaklarını umarız. Bu girişimin iki esas amacı vardı; Birincisi, insanlara lisan gereği olumsuzlama yapmaksızın en çok istediği şeyi söyleme pratiği kazandırmak. İkincisi, kendi isteğinin başkalarının oluşturduğu istekler arasında yer aldığının farkında olmak.

Şehirliler bilir(!)

Gece yarısı köylüler bi telaş gelip molla Nasreddin’i sıcak yatağından kaldırmışlar; “aman hoca gel bi yardım et; AY kuyuya düşmüş ne yaptık ettiysek çıkaramadık diye bağırışmışlar.

Hoca hemen onlarla kuyunun başına gidip bakmış, bakmış ki haklılar, ay kuyuya düşmüş! O da hemen aklına gelen tüm çareleri denemiş AY’ı kurtarmak için ama başarılı olamamış. Bunun üzerine çevredeki köylülere dönüp şöyle demiş:

“Hadi komşular yapacak bişey yok, gidip uyuyalım, şehirliler bulur çaresini nasılsa!”

**

Başkalarına-bizimle ilişkilerinde- oldukları gibi olmaları için izin verdiğimizde ve bunu hep yaptığımızda kendimize saygısızlık etmiş olmaz mıyız? Velev ki “ben ve başkaları” bir illüzyon olsunlar, BİRliği yaşayacağım ana kadar bu illüzyon gerçektir. O halde ben ve başkaları (!) arasında saygı dengesini iyi kurmalıyım; ne başkasını ne de kendimi küstürmeyecek, değerlerimizi zedelemeyecek yolların-parayla değil sırayla- bi formulünü bulabildiğim ölçüde huzurlu olacağım ve huzur vereceğim demektir.