Manyetik Kuvvet (Manyetizma) hakkında bilmediğiniz 20 şey…

1)Her beşinci sınıf öğrencisi bile magnetizma kelimesine aşinadır.Fakat onu tanımlamak en zeki fizikçiler için bile kafa karıştırıcı olabilir.

2)Richard Feynman’ı ele alalım. Manyetizmayı açıklaması istendiginde; BBC muhabirine (videosu aşağıda) düşüncesi konusunda ısrar etti. Yedi dakikalık sıkı bir savunmadan sonra; nihayet, “Ben gerçekten manyetik kuvveti sizin daha aşina olduğunuz başka terimlerle açıklamakta iyi bir iş çıkaramıyorum.Çünkü sizin daha aşina olduğunuz herhangi bir terimi ben kendim anlayamıyorum.”dedi.

3)Pes edip bu girişimini bırakmadan önce birkaç saniye daha denedi.Bu saniyelerde, -kelimelerini- fazla basitleştirilmiş bir şekilde toparlayıp (şöyle dedi ) “(manyetiğin içindeki) bütün elektronlar aynı yönde dönerler.”

Oktavlar, entervaller,ilave şoklar

  1. Evrenin bundan sonraki temel kanunu yedi kanunu veya oktavlar kanunudur. Bu kanunun anlamını kavramak için, evreni titreşimlerden meydana gelmiş olarak kabul etmek gerekir. Bu titreşimler, evreni oluşturan maddenin, en incesinden en kabasına kadar, bütün çeşit, safha ve yoğunluklarında faaliyet göstermektedir. Çeşitli kaynaklardan çıkmakta ve birbirleriyle kesişerek, çarpışarak, güçlendirip, zayıflatarak, durdurarak çeşitli yönlerde ilerlemektedirler. (Hoca burada sanırım Kuantum fiziği yani dalga/parçacık fonksiyonunu tarif etmektedir.)

  2. Fiziğin temel görüşlerinden birisi “Titreşimlerin sürekliliğidir”. Bu konuda kadim bilginin görüşü farklıdır; Zira kadim bilgi, titreşimler anlayışının temeline “Titreşimlerin süreksizliği” ilkesini yerleştirmiştir.

Küçük Prens ve güller-10

Çölün, kayaların ve karların arasında uzun bir süre yürüyen küçük prensin karşısına sonunda bir yol çıktı. Ve bütün yollar sizi insanlara götürür.
Yol boyunca yürümeye devam etti küçük dostumuz. Karşısına bir gül bahçesi çıktı.

“Günaydın” dedi güllere. Onlar da: “ Günaydın” diye karşılık verdiler.
Küçük prens onları izledi biraz. Hepsi de kendi çiçeğine benziyordu. Şaşkınlıkla:
“Siz kimsiniz?” diye sordu.
“Biz gülleriz” diye yanıtladı çiçekler.
“Ah!” diye haykırdı küçük prens. Ve birdenbire içine büyük bir üzüntü çöktü. Kendi çiçeğinin evrendeki eşsiz bir tür olduğunu sanıyordu. Öyle demişti çiçek. Be işte burada, küçük bir bahçenin içinde, aynı çiçekten tam beş bin tane vardı!
“Eğer burada olsaydı, bana yine sitem ederdi” diye düşündü. “Sanki ölecekmiş gibi durmadan öksürürdü. Yalanını bu şekilde ört bas etmeye çalışırdı muhakkak. Ve ben de hastabakıcılık numarası yapardım. Aksi taktirde gerçekten de ölürdü. Altta kalmaktansa ölmeyi tercih ederdi.”
Sonra kendi kendine : “Eşsiz bir çiçeğim olduğu için kendimi zengin sanmıştım. Oysa o sıradan bir gülmüş sadece. Peki yanardağlarıma ne demeli? Boyları sadece dizlerime geliyor ve birisi sönmüş durumda. Tüm bunlar beni hiç de önemli bir prens yapmaz.
Kendini çimenlerin üstüne bıraktı ve ağlamaya başladı küçük prens.

İşkence

Dün seyrettiğim bir filmde kadın,

  • Fiziksel işkence bir işe yaramaz, ona bildiklerini söyletemezsin.

demesi üzerine adam,

  • Öyle mi? Peki neden insanlar ilkçağdan beri bu yöntemi uyguluyor o zaman?

diye sormuştu.

Fiziksel işkencenin haklı olduğu zamanlar var mıdır? Yapılmalı mıdır? Etkili midir? İnsanlığa ait midir, yoksa insanlık dışı mıdır? Etkileri ve vicdani açıdan sizin görüşleriniz nelerdir bu konuda.

(Bu arada filmin adı Akılalmaz, veya Düşünülemez olarak çevrilmiş Türkçeye)