Dinsel Özet

Şöyle bir özet geçelim bakalım…

Hatta madde madde gidelim:

1) Nuh Tufanı ne?
Valla belli değil.. Hani lokal desen olmuyor, küresel desen olmuyor, ortaya karışık yapsan olmuyor… Yani? Dedik ya, ne olduğu belli değil işte.. O halde ne yapmak lazım? Elbet fazla kurcalamadan iman etmek lazım. (Ya da fettoş’un radyo vaazlarında sık sık beyan ettiği gibi; ey müslümanlar, bunlar umuma açık konular değildir, bunlar yalnızca ve yalnızca işin erbabı olan kişilerin tartışabileceği meselelerdir, yani herkesin kafaya takması gerekmez… valla böyle diyo:)

2) Türban ne?
O da belli değil.. Bilimle izah etsen olmuyor, akılla izah etsen olmuyor, zekayla izah etsen olmuyor. Bazı arkadaşlarımız da yazmış, insan üşüyünce zaten birşeyler alır üstüne, sıcak olursa çıkarır, yağmur yağarsa pardesü giyer, kartopu oynarken bere eldiven takar, vesaire… Eeee, şu halde kadının iklime, coğrafyaya, çevre şartlarına vs.ye hiç aldırmadan, saçını başını boynunu istisnasız her yerde ve her daim örtmesindeki “akıl” nerde? Erkeği çamış gibi denizin tadını çıkarırken, kadının 45 derece sıcakta ağzını yüzünü kapatmasındaki “mantık” ne? Belli değil.. (ya da şudur diyen varsa çıksın anlatsın) O halde ne yapmak lazım? Bittabi fazla kurcalamadan iman etmek lazım.

3) Ayın ikiye bölünmesi ne?
Bak işte o tam bir muamma.. Niyekine? E dedik ya, koskoca ay ikiye bölünüp geri birleşiyor, bunu da şu dünyada çöl gezgini bir iki arabik şahsiyet dışında bir allahın kulu görmüyor… Alla allaaa.. Ay ikiye bölünüyor ve kimse görmüyor.. Aynen öyle valla.. (Böyle bir hadisenin vuku bulması halinde gerçekleşmesi beklenen astrofizik komplikasyonları ve hatta böyle birşeyin vuku bulup bulamayacağını hiç tartışmıyoruz bile) Ama nedir? Her türlü fizik yasalarını alt üst edercesine bir hadise yaşanıyor, ay kardeş kurabiye misali ayrılıp geri yapışıyor, ve bunu da ne hikmetse Amr bin Abbas’la Cübeyr bin vesselam dışında kimsecikler görmüyor… Soru aynı: ne yapmak lazım o halde? Fazla kurcalamadan iman etmek lazım pek tabi.

Kanunlar

  1. Gerek alemde, gerekse insandaki bütün süreçleri yöneten temel kanunların sayısı çok azdır. Az sayıdaki basit kuvvetlerin farklı sayısal bileşimleri, olayların görünen çeşitliliğini yaratmaktadır.

  2. Evrenin mekaniğini anlamak için, karmaşık fenomenleri, bu basit kuvvetlerle çözümlemek gerekmektedir.

  3. Subjektif insan için kötülüğün hiç mevcut olmadığı, sadece farklı iyilik kavramlarının var olduğu söylenebilir. “Hiç kimse herhangi bir şeyi kasıtlı olarak kötülük için, kötülük olsun diye yapmaz.” Herkes iyilik uğruna, onu anlayışına göre hareket eder. Fakat iyiliği farklı şekillerde anlar.

  4. Uyanma, insanın hiç bir yere varamıyacağını ve nereye gideceğini bilmediğini idrak etmesiyle başlar.

  5. Birliğin  çokluğa dönüşüm kanunlarını incelemeden önce, bütün evrenlerin tüm çeşitlilikleri veya birlikleri içerisinde bütün olayları yaratan temel kanunu incelemeliyiz.

Depersonalizasyon Bozukluğu

Çünkü hayatta olmak kendini muhakkak hayat dolu hissedeceğin anlamına gelmez.

Kendinizi Sınayın

– Kendinizi huzursuz hissettiğiniz olur mu?
– Etrafınızdaki dünyadan kopuk olduğunuzu hissettiğiniz olur mu?
– Kendinizi robotmuşsunuz ve programlanmış bir hayat yaşıyormuşsunuz gibi hissettiğiniz olur mu?

İç Ses

Sandviç yapıyorsun, sandviç yapıyorsun, sandviç yapıyorsun. Mayonezi alıyorsun, mayonezi alıyorsun, mayonezi alıyorsun. Mayonezi sürüyorsun, mayonezi sürüyorsun, mayonezi sürüyorsun. Sandviçi kesiyorsun, sandviçi kesiyorsun, sandviçi kesiyorsun. Kanıyor, kanıyor, kanıyor. Fena kanıyor, fena kanıyor, fena kanıyor. Tezgâha kan akıyor, tezgâha kan akıyor, tezgaha kan akıyor. Başın dönüyor, başın dönüyor, başın dönüyor.
Yahu, bu çok sıkıcı.

Temel hususlar; yine samimiyet

  1. Dünyada cereyan eden büyük çaplı her olay dışardan yönetilir;  Ya tesirlerin raslantı eseri olan bileşimleri veya genel kozmik kanunlar tarafından yönetilir.

  2. İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir.

  3. Gerçek sanatta raslantı eseri olan hiç birşey yoktur. Gerçek sanat matematiktir. Ondaki herşey hesaplıdır ve önceden bilinebilir. Sanatkar, vermek istediğini bilir ve anlar; Eseri, ayni seviyedeki insanlar üzerinde daima ve matematiksel bir kesinlikle bir ve aynı izlenimi doğuracaktır.

  4. İnsanlara yardımcı olmak için, kişi önce kendine yardımcı olmayı öğrenmelidir. Pek çok insan başkalarına yardım etme düşünce ve duygularına, sadece tembellikten dolayı kapılmaktadır. Onlar kendileri üzerinde çalışamıyacak kadar tembeldirler ve ayni zamanda başkalarına yardım etmeye muktedir olmak onlara büyük zevk vermektedir. “kendi kendine samimiyetsizlik”

Küçük Prens, Dünya ve Dağ-9

Küçük prens büyük bir dağa tırmandı. Daha önce kendi gezegenindeki üç yanardağın dışında hiç dağ görmemişti. Bu yanardağların boyu ise sadece dizlerine geliyordu. Sönmüş yanardağı tabure olarak kullanırdı. Ona ayaklarını uzatırdı. Kendi kendine : “Bu kadar yüksek bir dağın tepesine tırmanırsam, bütün gezegeni ve gezegendeki bütün insanları görebilirim” dedi. Ama görebildiği tek şey, diğer dağların sivri dorukları oldu.

“Günaydın” dedi kibarca.
“Günaydın… Günaydın… Günaydın…” diye yanıtladı yankı.
“Sen kimsin?” diye sordu küçük prens.
“Sen kimsin… Sen kimsin… Sen kimsin…” dedi yankı.
“Arkadaş olalım. Ben çok yalnızım” dedi bu kez.
“Ben çok yalnızım… Çok yalnızım… Çok yalnızım…”
“Ne tuhaf bir gezegen!” diye düşündü. “Her tarafı kuru, her yeri dikenli, tamamen sert ve acımasız. İnsanlarda ise hayal gücü yok. Sadece sizin söylediklerinizi tekrarlıyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı ki, her zaman ilk konuşan o olurdu.