Şeytan nedir, kimdir, nasıl birşeydir?

Cennet ve cehennem bahsinin ardından, şeytan mevzusu da oldukça ilginç geliyor bana…

Sahi nedir bu şeytan dedikleri? Kimdir? Çalışma prensibi nedir, kıymığı nasıl takar, aklı nasıl çeler, insanı nasıl günaha iter?

Özellikle hatırlatmaya gerek var mı bilmem ama, yine de belirtmeden geçmeyeyim: benim bahsettiğim şeytan bildiğiniz şeytan.. Hani şu Adem mevzusunda tanrıyla bozuşan, ben ateştenim o çamurdan diye cıngar çıkaran, tanrıya bizzat kendi huzurunda başkaldıran ve en az cebrail kadar gerçek olan şeytan.

Nasıl bir karakterdir bu ve nedir faaliyetleri? Daha doğrusu etki tepki… (İnsanın aklını çelebildiğine göre, demek ki bizim üstümüzde bir etkisi ve bu etkiyi bize iletebileceği bir kontak noktası var, ya da olması gerekir)

Aşka dikkat verdik

Uyumlu frekanslardan aşk değil arkadaşlık hatta ömürlük dostluklar, yoldaşlıklar çıkar.  AŞK ise büyüteçtir! Hem de güneşin altına konulmuşundan!

**

Aşk, iki farklı hattın rayının makasa girdiği andır! Bu sebeple geçicidir ancak istikamet değişikliği için mecburidir.

**

Doğal makas değişimi yedi yılda bir olur. Altın makas!

**

Dikkatini verdiğin şeye akıyorsun, yani SEN akıyor! Hatta bir süre için kayboluyorsun. Ne zamana kadar? Dikkatini başka bi şey talep ettiğinde değil mi?
O zaman dikkat nedir?

Şüphesiz ki dikkatin SENsin! Dikkat avcılarına dikkat!!! Onlar profesyonel avcılardır.

**

Oysa karnı acıktığı için ormanda bi kuş avlamaya, ya da balık tutmaya çalışan amatör masumdur, çünkü o AŞKa davetiyedir.

**

Öncelikle sevginin bir duygu olmadığı konusunda anlaşmamız gerekiyor. Çünkü “duygular” bir düşüncenin ürünüdürler, oysa sevgi/AŞK bir düşünce edimi değildir. Varlığımızın yansımasıdır bir anlamda, eğer onu dışarı yansıtırsanız, dikkatiniz bişeye yönelmiş demektir, ya da aynı şekilde içinize de yöneltebilirsiniz onu.(Bakınız)

Yollar yine yollar

  1. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.

  2. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.

  3. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana “ilk eşik” ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren “merdiven” başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir.

  4. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.

Günaydınnn Frekans Kardeşlerimmm

Günaydın frekans kardeşlerim, seslerin, kokuların, tatların ve renklerin içine gizlenseniz de sizleri görüyorum 🙂

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabiliyoruz.

**

Doppler Etkisi kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu‘nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır.

**Aslında Doppler Etkisi’nde “etkilenen” asıl fiziksel değişken dalga boyu’dur. Elbette dalga boyu ile frekans ters orantılı olduğundan gözlemciye göre dalga kaynağının frekansı da değişiyor gibi görünür. (bakınız)

YALNIZLIĞA VURGU

Yaşam bir ihtiyaç, yaşamak bir hissiyat meselesidir. Uyku ile uyanıklık arasındaki fark yaşamın değil, yaşamanın temelini oluşturur. Hissiyat noksanlığıdır bir insomnia hastasınınki. Fiziken uyanık, ruhen bitik bir vaziyette ihtiyaçlarını giderir durur. Aldığı primden, tuttuğu takıma, yediği yemekten, izlediği diziye kadar üzerinde düşündüğü tek şey aslında hiçbirşeydir.

Hem tarihi, hem evrensel sorunlar değişedursun, bu hayatta tarihten bağımsız tek evrensel sorun ihtiyaçların tanrısallaşmasıdır. Gezegeni ayakta tutan bütün ekonomi, birinin ihtiyacının diğeri tarafından karşılanması ile oluşan sektörel faaliyetler üzerine kuruludur. Birinin talebi diğerinin ekmek kapısı ise, daha fazlasını elde etmek isteyen insan aslında hayatta kalmayı daha fazla garanti altına almaya çalışan insandır. “Ölmek” bile en fazla bir James Bond filmindeki kadar trajiktir. Yenecek bir Popcorn, yumulacak bir sevgili kadar basittir hayatın bu en mühim konusu. İhtiyaçlar dünyasında, üzerine oturulup düşünülmesi gereken bir masal, dibine dalınması gereken bir deniz kalmamıştır artık.