Sen bana söylermisin sence ask nedir ?
Iki damla gözyasimi bir senin biri benim.
Yoksa iki gülen yüzmü biri sen, biri ben.
Yaz mevsiminde üsüyen iki kalb mi ?
Yoksa kis mevsiminde yanan iki yürek mi.
Adina siirler sarkilar yazilan bir kitap mi.
Yoksa Leyla ile Mecnun gibi bir roman mi.
Bahcede acan güllerin ahenki,nesesi mi
Yoksa karda bitmeyen fidanlarin hüznü mü.
Güzel bir havada denizin durgulugu mu.
Yoksa firtinali bir havada dalgalarin kiyiyi dövmesi mi.
Karanlik bir gecenin gizemli durusu mu.
Aydinlik bir günün gürültülü yasantisi mi.
Sevgiyle dolu bir yasamin fantasi mi.
Yoksa sanal alemin vaz gecilmez tutkusu mu .
15 HAZIRAN 2011- ALMANYA
SELAMI SAGIR
Ruh Nedir?

Sitemizde bir çok konuda “ruh” kavramı ortaya çıkıyor. Fakat ne ortak bir tanımı var ne de mahiyeti hakkında bir bilgi. Bu başlık altında çeşitli dinlerden gelen inançlar olsun, bazı bilimsel olduğu iddia edilen bilgiler olsun, ontolojik ve epistolojik açıdan ruhun ne olduğuna dair düşüncelerimizi paylaşalım.
Ortak bir tanıma ulaşamasak da , birbirimizin ruh dediğinde neyi kastettiğini anlayalım en azından. Her insanın ruh tanımı farklı oluyor.
Aşağıdaki sorular tanımlamalarınıza yardımcı olabilir.
Ruh sizce nedir?
İnsanlarda ruh var mıdır?
Hayvanlarda ruh var mıdır?
Ruh ölçülebilir mi, gözlemlenebilir mi?
Ruh enerji midir?
Yapısı nasıldır?
Tanrısal mıdır?
Sizler de tanımlarınızı yaptıkça sorularınızı ekleyebilirsiniz.
Kendi sorumluluğunu almak
ADAMUS: Bir birey kendi gücünü neden başka bir şeye teslim eder?
EDITH: Böylesi belki daha kolaydır.
ADAMUS: Tanrı dahil…. Tanrı dahil.
EDITH: Aynen, aynen.
ADAMUS: Ve uzaylılar.
EDITH: Ha, o zaman kendilerinin sorumluluk alması gerekmez.
ADAMUS: Hah! Biliyormuşun işte, sevgilim! Sorumluluk alman gerekmez! (izleyiciler alkışlar) Bilinçsiz olmayı südürebilirsin. Devam edip…
..
ADAMUS: Pekâla, evet, sorumluluk almak zorunda kalmamak için. O bilinçsizlik kuşağında kalabilirler. Kendilerini – Larry – sevmek zorunda değiller. Direksiyon başında – hemen buradaki yaşamın büyük direksiyonunun başında uyuya kalabilirler. Ama bu olduğu zaman onlar – siz – çok şey kaçırırsınız. Çok şey kaçırırsınız.
Nefes; bir başka küçük döngüden geçelim. Vaay! Ne kadar kolay olduğunu görüyor musunuz. Ah! Onu düşünmekten çok daha kolay. Ah!
Gurdjieff ve Kars
Alıntı: http://vedat.akcayoz.net/yazilarim/tekilkonular/gurdjieff.html
Acaba kaç kişi Gurdjieff’i tanımaktadır bilemiyorum; ama Kars’ın gizli kalmış değerlerini mutlaka öğrenmemiz gerekmektedir.
GURDJİEFF;
* Aklımızı, “Okuma” ile
* Duygularımızı “Müzik” ile
* Fiziksel bedenimizi “Hareket” ile
Geliştirebiliriz diyen bir görüşe sahip olan “Kars’ın çok kültürlü pınarlarında su içmiş” dünyanın en ünlü öğreti ustalarındandır.
“Yüreğin gerçeğini özleyen, arayan, hayatın getirdiği problemleri çözmeye çabalayan, şeylerin ve olayların özüne ve kendi varlıklarının içine nüfuz etmeye çalışan sorgulayıcı zihinler vardır.
Bir insan sağlam şekilde muhakeme eder ve düşünürse, bu problemleri çözerken hangi yolu takip ederse etsin, kaçınılmaz şekilde kendisine dönmeli ve işe, kendisinin ne olduğu ve içinde bulunduğu dünyadaki yerinin ne olduğu probleminin çözümüyle başlamalıdır.”
Gurdjieff olağanüstü bir insanmış, gerçek anlamda bir usta. Öğretileri en temel sorularımıza hitap eder:
- Ben kimim?
- Neden buradayım?
- Hayatın ve özellikle insan hayatının amacı nedir?
Gurdjieff genç bir adamken amansızca bu soruların peşine düştü ve pratik cevapların çok eski geleneklerin içinde bulunduğuna kanaat getirdi.
Yıllar süren araştırma ve uygulamaları sonucunda cevapları keşfetti ve daha sonra öğrendiklerini Batı dünyasının anlayabileceği şekilde düzenlemeye koyuldu.
Gurdjieff modern hayatın anormal koşulları yüzünden artık işlevlerimizi uyumlu bir şekilde yerine getiremediğimizi savunuyordu. Uyumlu olabilmek için “kendi üzerinde çalışma” ile yeni melekeler geliştirmemiz veya gizli kalmış potansiyelleri gerçekleştirmemiz gerektiğini gösterdi.
Öğretilerini ve fikirlerini üç şekilde sundu:
* Aklımızı, “Okuma” ile
* Duygularımızı “Müzik” ile
* Fiziksel bedenimizi “Hareket” ile geliştirebiliriz
diyen bir görüşe sahip olan Kars’ın çok kültürlü pınarlarından su içmiş, Dünyanın en ünlü öğreti ustalarındandır.
Georgei Ivanovitch Gurdjieff’in doğum tarihi tam olarak belli değildir. Kendisi, 1866 olarak belirtirken kızkardeşi 1877 yılında doğduğunu iddia eder. Gurdjieff Rus-Türk sınırındaki Alexandropol’de (Gümrü) doğmuştur. Onun babası Kayseri’deki İyonya Yunanlılarındandır. Bu insanlar yüzyıllar boyu yabancı kurallarıyla yaşarken kendi kültürlerini korumuşlardır. 16. yüzyılda bu ailelerin bazıları Bizans İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra uzaklaşmışlardır. Gurdjieff’in akrabaları da onların içindedir. Onlar çiftlik sahibi, koyun ve sığır sahibi idiler. 19. yüzyılın ortalarında onlar Türkiye’de bölündüler.
1877 yılında Rus-Türk Savaşı’nı takiben Gurdjieff’in babası bir salgın hastalıkta sürülerini kaybetti. Sonra Gurdjieff’in büyüdüğü KARS’ta marangozluğa başladı. Kars’taki askeri katedralin (Kümbet Camii – Havariler Kilisesi) Başrahibi Borsch, genç Gurdjieff’i büyük ölçüde etkilemiştir. Babasının planına göre günah çıkaran papaz ve vücut hekimi olması için tek bir ilahi göreve kendisini hazırlamalıydı. Papazlar ve doktorlar Gurdjieff’e eğitim verdi.
Genç adam mekanik, medikal ve doğal bilimler ve özellikle psiko-nöroloji ile ilgilendi.
KARS’TA ÇOK KÜLTÜRLÜ ÇEVREDEN ETKİLENDİ
Alışılmadık deneyimler insanoğlunun hayatında doğaüstü güçlerin olabileceğini ona gösterdi. Asyalı ozanların türkü ve destanlarla korunmuş antik gelenekleri de tanıma şansı buldu. Bir ozan olan babası Antik Asur ve Sümer kültürlerin efsaneleri hakkında bilgisi ile ünlüydü. Daha sonra Çivi yazısı olan kitabelerden çok etkilendi.
Gurdjieff kendisi gibi umutları olan ve aynı şeylerden ilham alan az sayıda genç insanı etrafına topladı.
Gurdjieff’in ömrünün son yıllarında hasta idi. Hastalığı ve yaraları nedeniyle ıstırap çekti. Seyahat ettiği yıllarda birkaç otomobil kazası geçirdi. Amerika Birleşik Devletleri’ne 1925 yılında son seyahatinden sonraki hafta içinde geçirdiği bir otomobil kazasında neredeyse ölüyordu. Bu kazanın sonucu olarak hafızasını yitirdi ve aylar sonra hafızası yavaş bir şekilde geri geldi.
Gurdjieff 29 Ekim 1949’da Paris’te Amerikan Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Dört gün boyunca öğrencileri, arkadaşları, Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerden gelen mevki sahibi kişileri içeren ziyaretçileri naaşını ziyaret etmişlerdir.
Gurdjieff’in ölümünden sonra onun çalışmalarının çoğu öğrencileri tarafından yayınlanmıştır. İlki Gurdjieff’in teorilerini en iyi açıklayan; Ouspensky’s In Search of the Miraculous,
Gurdjieff’in master çalışması All and Everything (Hepsi ve Her Şey).
İlk seri en iyi bilineni Beelzebub’s Tales to His Grandson’dur.
Yaşadığı sürece yayınlanan tek çalışması The Herald of Coming Good’dur. İkinci, seri olarak tasarlanan Meetings with Remarkable Men 1960’da yayınlanmıştır. 1970’lerin başlarında ise üçüncü seri Life Is Real Only Then, “I Am” yayınlanmıştır.
J. Walter Driscoll tarafindan yayimlanan Gurdjieff: a Reading Guide Gurdjieff’in yazılarının ve konuşmalarının yayınlanan notlarının içeriğini ve yayınlanma tarihçesini anlatır.
Dr. Michel de Salzmann, Gurdjieff’in hayatı, yazıları ve “ardında, bilincin geliştirilmesi için özel bir metodolojiyi barındıran bir okul bırakan”, “insanların benzersiz bir ‘uyandırıcısı’” ve bir ruhsal öğretmen olarak yarattığı etki üzerine bilgi veren düşüncelerle dolu bir özet sağlıyor”.
Gurdjieff öğretisi modern zamanların en içe işleyen ruhsal öğretilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır
Not: Yıldırım Öztürkkan’ın Arşivinden
Hüsamettin ve Bilimsellik
Benim Hüsamettin adında bir arkadaşım vardı. Ortaokulda aynı sınıflarda okuduk bir dönem. Hüsamettin tartışmayı sever, öğretmenlerin söylediği şeylere karşı çıkıp uzattıkça uzatırdı. Gerçi benim de benzer bir yapım vardı. Ama aramızda ikna olmakla ilgili bir farklılık vardı. Hüsamettin ne kadar haksız olursa olsun bir türlü ikna olmazdı. Bilgiyi ve tartışmayı seviyordu. Aslında onun gelecekte iyi bir yerlere gelebileceğinden ümitliydim. Hırslı ve inatçıydı.
Neyse, liseye geldiğimizde ben Fen lisesinden sayısal bölümden devam ettim. Hüsamettinin babasının bir elbise yapım-satım dükkanı olduğundan bu işi oğluna devretmeyi planlamış olacak ki ticaret lisesine gönderdi. Ardından üniversiteyi kazanamadı tabi. Askere gidip evlendi ve babasının dükkanında işleri devam ettirdi.
Aradan yıllar geçti ama Hüsamettin bilime ve bilgiye olan ilgisini kaybetmedi. Bilim ve Teknik dergilerini okur, üniversiteden mühendislik hocaları oturur kalkar ahbap olur. Bilimsel tartışmalarını devam ettirirdi. Elbette arkadaş sayısı bu oranda azalma gösteriyordu. Üniversitede öğretim görevlisi olan kuzenimle arkadaş olmuştu, her görüştüklerinde böyle konular açtığından bahsetti kuzenim. En son görüştüğümüzde (geçen yaz) ben de bir iki defa oturup sohbet etme fırsatı buldum kendisiyle.
Yine böyle bir grup sohbetinde Hüsamettin birden “Einstein bence yanılıyor” diye bir sav attı ortaya. Ve kendince bazı açıklamalar yaptı. Sanırım Einstein ile Bohr tartışmalarından birini okumuş belki hangi konuda yanıldığını karıştırmıştı. Yaklaşık bir saat boyunca yapılan deneyleri, formülleri ve gözlemleri açıklamaya çalıştım. Ama Hüsamettin’in “benceleri” ni değiştirmek mümkün değildi.
Başka bir gün de zamanda geriye yolculuğun mümkün olduğuna ilişkin projesinden bahsetmişti. Ama o kadar çok hata içeriyordu ki. Hani bir ortaokul öğrencisinin hayali deneyini dinlediğinizi farkediyordunuz. Yine bir türlü ikna olmadı. Ben de tartışmayı sevdiğimden kendisine bu konuda destek oluyordum. En azından bunları konuşma ihtiyacını karşılıyordum.
Bütün bunları neden anlattım. Bir konuda bilgili olmak için onun üniversitesine gitmeniz gerekmez. Herkes her konuda bilgili olabilir. Fakat 10 bin saat kuralını unutmayın. Eğer matematikle ilgili bir şey yapacaksanız, o konu hakkında en 10 bin saat çalışmış olmalısınız. Veya fizik mi ilgi alanınız, yine 10 bin saat çalışmalısınız üzerinde.
İkincisi bilimsellik veya bilimsel düşünce dogma ve sabit inançlarla yan yana gitmez. Eğer ilk hipoteziniz veya inancınız deney, gözlem, hesaplamalar sonucu yanlışlanıyorsa bu inancınızı terk edebilmelisiniz.
Üçüncüsü ve en önemlisi, teoriniz, modeliniz veya projeniz denenebilir, gözlenebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır.
Bunlar yoksa eğer, bilimselliğe ancak Hüsamettin kadar yaklaşırsınız.