Sizce neyin “Tammmm Zamanı”?

Önemli bi haber filan var mı diye TV’yi açtım, kahvaltı hazırlıyorum bir yandan. Sesler kulağıma geliyor:

“14 günlük program… Şimdi… vs vs…Vermenin TAMMM Zamanı!”

“Değerli… hayatınız için… Yatırımın TAMMM Zamanı!”

“İstanbulun en yüksek yerinde… Yaşam için vs…. Almanın TAMMM Zamanı!”

Birden uyanır giibi oldum!

Bi şeyin TAMMM zamanı olduğu kesindi!

Ama Neyin?

KADIN VE İNSAN ÜZERİNE

KADIN VE İNSAN ÜZERİNE

“Sktrin anlamı” adı altında yazmış olduğum yazıyla ilgili bazı yanlış anlaşılan hususlar dikkatimi çekti. İma ettiklerim sanki bir dayatma, bir terbiye muhasebesi, bir İslami ahlaklılık istemi gibi algılandı. Bunlara çok üzüldüğümü başta belirtmek isterim. Küfürü ayıplamaktan ziyade bir farkındalık yaratma niyetindeydim. Bu bağlamda küfür edeni suçlu bulacak değilim. Yazdığım o yazıda yer alan “bu suça ortak oluyoruz” cümlesi de biraz haddini aşmış bir cümleydi, bunu da kabul ediyorum. Amacım hiçbir kadını zavallı duruma düşürmek değildir. Tam tersi ne demek istediğimi anlayan arkadaşlar, kadın dediğimiz kavramı bir kadından öte bir insan olarak algıladığım konusunda hemfikirdirler kanımca.

“Bir Zorunluluk Olarak Hayat” adlı yazımda, hayata biraz da “değerler” gözlüğünden bakılmasını tavsiye etmiştim. Karşılaşılan manzara ise korkunçtur. Bir bunaltı hali sarıp sarmalar midemi her çevreme bakışımda. Hem kişilerin kendisinde, hem de yarattıkları eserlerde populizme dayalı bir konfor görürüm. İnsanın en önemli özellikleri; düşünmesi, hissetmesi ve hissettiği ölçüde kendini ifade etmesidir. Bu da kendi gibi olabilmesinden yola çıkar. Değerden anladığım özgün ifadelerdir. Çalışılmış, düşünülmüş, katılmış, ruha bürünmüş şeylerdir ifadeler.

Denge

Başkaları için bişeyler yapıyorsan, yapma lütfen!

Zevk aldığın için yaptıkların başkalarının da işine yarıyorsa, durma yap!

sa

Carl Gustav Jung kimdir

Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; Kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur, içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” Carl G. Jung
“Vocatus adque non vocatus, deus aderit” “Çağrılsın veya çağrılmasın… Tanrı vardır.” (C. G. Jung’un evinin kapısının üzerinde yazdığı belirtilen Latince cümle.)

Jung şöyle der: “Ben inanmam, bilirim…”

Carl Gustav Jung 1875 – 1961 yılları arasında yaşamış İsviçreli psikiyatrdır. Analitik psikolojinin kurucusudur. Öğretisi, analitik ruh bilim adıyla anılır. C. G. Jung’un insan ruhunun derinliklerini inceleyen yapıtlarının, Hermetik özellikler taşıdıkları kabul edilmektedir. Semboller, mitler, arketipler ve kolektif bilinçaltı konularındaki fikirleriyle katkılarda bulunmuştur. “Sembol, bilinçdışı enerjisi tarafından harekete geçirilen ipuçlarıdır. Bilinçdışının kontrollü olarak bilince taşınması, sağlıklı bir süreçtir. Jung psikolojisinde hasta, tanrısal imgeler taşıyan arketiplerle özdeşleştirilir. Bu özdeşleşme, hastanın benlik boşluğunu dolduran önemli bir süreçtir.” “Akıl hastaları ve mitoslar arasındaki benzerliği araştırmıştır. Bunun sonucunda, akıl hastasının hayallerinin, arkaik simge ve imgelerden oluşan kolektif bir fondan yararlandığını keşfetmiştir.” “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm kapılarını açmakta özgürsün.”der Jung.

Yalnızlık, Kader Değil Bir Seçim…

Uyandı… Güçlükle açabildiği gözlerini araladı. Aralık gözleri önce sağ, sonra sol bileğinde çocukluğundan bu yana alışkın olduğu saatini aradı. Sağ ve sol bileğine dönüşümlü olarak taktığı su geçirmez saati kolunda değildi! Peki, ama saat kaçtı? Güneşin sevimsiz ışığı pencereden içeri girdiğine göre, sabahtı. Sabahtı ama saat kaçtı?

Ayaklarını karnına doğru çekip cenin pozisyonunu aldı. Ellerini kulaklarının üzerine götürdü ve dirseklerini iyice birbirine birleştirip gözlerini sıkıca yumdu… Yatakta bu şekilde yatmayı dış dünyaya karşı bir savunma olarak düşünüyordu. Bir süre kımıldamadan bu şekilde hareketsizliğini korudu. Ama ya saat, saat kaçtı?

Aniden fırladı yataktan! Günün başlangıcına inat hızla, karışık çantasının içinde telefonunu aradı. Kalem, parçalanmaya yüz tutmuş birkaç kâğıt, anahtarlar, buruşmuş ve her yanı kıvrık kâğıt mendil paketi, özensizce çantaya tıkıştırılmış kredi kartı makbuzları, birkaç kartvizit, bir dudak koruyucu, bir göz kalemi, küçük bir şişe parfüm, sakız kutusu, bir kitap Ahmet Ümit – Patasana, üç beş bozuk para boşluğa atılmış, para cüzdanı, bir telefon şarj cihazı… Telefon yok!! Saatte yok… Karışık odaya çevirdi gözlerini ve aramaya başladı, hem düşündü “nerede olabilir ki bunlar?”…