Aynı anda iki yerde birden olabilmek mümkün mü?


Einstein haklı çıktı
“Aynı anda 2 yerde olabilme” deneyinde büyük ilerleme kaydedildi

ABD’de California Üniversitesi bilim adamları, aynı anda iki farklı enerji durumunda bulunabilen bir aygıt geliştirerek Albert Einstein’ın öncülerinden olduğu “kuantum teorisi”ni haklı çıkardı. Yılın buluşu kabul edilen aygıt, toz zerresi kadar küçük bir metal parçasını “mutlak sıfır” kabul edilen eksi 273 dereceye yakın bir sıcaklığa kadar soğutuyor ve enerjisini bir kuantum artırıyor. Madde, bu noktada günlük hayatımızda karşı karşıya olduğumuz Newton fiziğinin kurallarından çıkıp Einstein tarafından tanımlanan kuantum yasalarına göre hareket etmeye başlıyor. Saniyede 6 milyar kez titreşen madde, algılanabilir bir elektrik akımı yayıyor ve aynı anda hem yüksek, hem de alçak enerji düzeyinde varolabiliyor.

Matematik Üzerine Sokratik Bir Diyalog

Aşağıdaki yazı Alfred Renyi nin “Matematik Üzerine Diyaloglar” kitabından alınmıştır.Socrates ve Hipokrat arasında geçen güzel bir diyalog bence.Bir kısmını aktarıyorum.

MATEMATİĞİN NESNESİ NEDİR?

SOKRAT(S): Pekala, o halde bana matematiğin ne olduğunu bilip bilmediğini söyler misin? Sanırım üzerinde çalışmak istediğine göre matematiği tanımlayabilirsin de.
HİPOKTAT(H): Bunu çocuklar bile yapabilir. Matematik bir bilimdir ve elbette bilimlerin en güzellerinden biridir.
S: Senden istediğim matematiği övmen değil, onun doğasını tanımlamandı. Örneğin eğer sorum Tıp hakkında olsaydı, bu sanatın hastalık ve sağlıkla uğraştığını ve amacının hastalıkları iyileştirmek ve sağlığı korumak olduğu cevabını verecektin. Haklı değil miyim?
H: Kesinlikle.
S: O halde şu soruyu cevapla; Doktorluk sanatı var olanla mı yoksa var olmayan şeylerle mi ilgilidir? Doktorlar olmasa da hastalık var mıdır?
H: Kesinlikle, hatta şu an olandan daha da fazla olacaktır.
S: Şimdi de başka bir sanata geçelim, mesela Astronomi olsun. Astronomların yıldızların hareketi üzerinde çalıştıkları konusunda bana katılıyor musun?
H: Şüphesiz.
S: Astronomlar var olan bir şeyle mi uğraşıyorlar diye sorsam cevabın ne olur?
H: Evet olacaktır tabii ki.
S: Yıldızlar dünyada hiç astronom olmasa da var olacaklar mıydı?
H: Tabii. Zeus kızıp insanoğlunun soyunu tüketse bile yıldızlar, hala geceleri gökyüzünde parıldayacaklardır. Ama niye matematik değil de astronomi üzerinde konuşuyoruz?
S: Sabırsız olma, sevgili dostum. Matematikle karşılaştırmak için birkaç başka sanat üzerinde daha düşünelim. Ormanlarda ya da denizlerin derinliklerinde yaşayan tüm canlı varlıklar hakkında her şeyi bilen birini nasıl tanımlarsın?
H: Bu insan, canlı doğayı inceleyen bir bilim adamıdır.
S: Bu insanın var olan şeyleri incelediği düşüncesine katılıyor musun?
H: Katılıyorum.
S: Peki eğer, her sanat var olan bir şeylerle uğraşır dersem bana katılır mısın?
H: Tümüyle tabii ki.
S: Şimdi bana, matematiğin nesnesinin ne olduğunu söyler misin, genç dostum? Bir matematikçi neleri inceler?
H: Aynı soruyu Theaiteos a sorduğumda bana, matematikçilerin sayıları ve geometrik formları incelediklerini söylemişti.
S: Çok güzel, cevap doğru. Peki, bu şeylerin var olduğunu söyleyebilir misin?
H: Tabii ki. Olmayan şeyler hakkında nasıl konuşabiliriz?
S: O halde şunu soracağım. Asal sayılar, dünyada hiç matematikçi olmasa dahi var olurlar mıydı? Eğer var olursa, nerede olurlardı söyler misin?
H: Gerçekten ne cevap vereceğimi bilmiyorum. Açıktır ki, eğer matematikçiler asal sayılar hakkında düşünüyorlarsa, o halde asal sayılar matematikçilerin bilinçlerinde vardır. Fakat ortada hiç matematikçi yoksa, herhangi bir yerde asal sayılar da olmayacaktır.
S: Bu ‘Matematikçiler var olmayan şeyleri incelerler’ demek zorundayız anlamına mı geliyor, sevgili Hipokrat?
H: Evet sanırım, bunu kabul etmek zorundayız.
S: Soruya başka bir açıdan bakalım. Şuraya bak! Balmumu tableti üzerine 37 sayısını yazdım. Bu sayıya elinle dokunabiliyor musun?
H: Kesinlikle.
S: O halde, belki de sayılar vardır?
H: Benimle dalga geçiyorsun herhalde. Aynı tablet üzerine yedi başı olan bir ejderha çizseydim, bu ejderhanın var olduğu anlamına mı gelecekti? Hiç ejderha gören birine rastlamadım ve ejderhaların peri masalları dışında hiçbir yerde var olmadığına inanıyorum. Ama yanıldığımı ve Heracles in sütunları ötesinde bir yerlerde ejderhaların gerçekten de var olduklarını düşünelim. Yine de çizdiğim ejderhaya benzemediklerine eminim.
S: Doğru söylüyorsun, sana tümüyle katılıyorum. Fakat bu, sayıların, onlar hakkında konuşup yazabilmemize rağmen, gerçekte var olmadıkları anlamına mı gelir, sevgili Hipokrat?
H: Kesinlikle öyle.
S: Acele sonuçlar çıkarma. Başka bir deneme daha yapalım: Şu çayırdaki koyunları veya Pire limanındaki gemileri sayabiliriz derken doğru mu söylüyorum?
H: Evet, sayabiliriz.
S: Koyunlar ve gemiler var mıdır?
H: Şüphesiz.
S: Ama koyunlar var ise, koyunların sayısı da var olan bir şey olmalı mıdır?
H: Bana şaka yapıyorsun Sokrat. Koyun saymak, matematikçilerin değil çobanların işidir.
S: Matematikçiler; koyunların, gemilerin ya da diğer şeylerin sayılarını değil, sayının kendisini mi incelerler demek istiyorsun, Hipokrat? Bu yüzden zihinlerde var olan şeylerle ilgilenirler öyle mi?
H: Evet söylemek istediğim buydu.
S: Bana ‘‘Theaitetos a göre ‘matematikçilerin sayıları ve geometrik formları incelediklerini’’ söyledin. Peki ya bu formların var olup olmadıklarını sorarsam cevabın ne olur?
H: Kesinlikle vardırlar. Örneğin güzel bir kabın formunu görebilir, elimizle de dokunabiliriz.
S: Yine de hala bir güçlük var. Bir kaba bakarken ne görürsün, kabı mı kabın formunu mu?
H: Her ikisini de görürüm.
S: Bu bir koyuna bakmakla aynı şey midir? Şu karşıdaki koyunu ve yünleri görüyor musun?
H: Bu oldukça iyi bir benzetme.
S: Adeta Hephaestus gibi topallıyor. Koyunu tıraş edebilir; koyunu yünsüz, yünü de koyunsuz
olarak görebilirsin. Aynı şekilde bir kabın formunu, kabın kendinden ayırabilir misin?
H: Kesinlikle hayır. Hatta bunu hiç kimsenin yapamayacağını da söyleyebilirim.
S: Yine de hala geometrik bir formu görebileceğine inanıyor musun?
H: Bundan kuşkulanmaya başladım.
S: Ayrıca, eğer matematikçiler kapların formlarını inceliyorlarsa, matematikçilere çömlekçiler dememiz gerekmez mi?
H: Kesinlikle.
S: Öyleyse Theodoros en iyi matematikçiyse, bu onun en iyi çömlekçi olduğu anlamına gelmez mi? Onu öven birçok insan gördüm, ama kimse bana onun çömlekçilikten anladığını söylemedi. Theodoros un en basit çömleği bile yapabileceğinden emin değilim.
Sevgili dostum, matematikçilerin geometriyle uğraşırken kaplar gibi var olan nesnelerin formlarıyla değil, yalnızca düşüncelerinde var olan formlarla ilgilendikleri sonucunu çıkarıyoruz. Matematikçilerin gerçeklikte değil düşüncelerinde var olan şeylerle ilgilendikleri sonucuna ulaştıktan sonra, şimdi de Theaitetos un sözlerini inceleyelim. Theaitetos matematiğin diğer bilim dallarına göre daha güvenilir, daha sağlıklı bilgiler verdiğini söylemişti. Peki, Theaitetos hiç örnek verdi mi bu konuda?
H: Evet. Örneğin hiç kimsenin Atina nın Sparta dan ne kadar uzakta olduğunu kesin olarak bilemeyeceğini söyledi. Tabii bu yolu aşmış olan herkes, yolun yürünerek kaç günde katedilebileceği konusunda aynı şeyi söyleyebilir. Ama aradaki mesafenin tam olarak kaç adım olduğunu bilmek olanaksızdır. Buna karşılık, Pisagor teoremi yoluyla bir karenin köşegen uzunluğunun tam olarak neye karşılık geldiği hesaplanabilir. Theaitetos ayrıca Yunanistan da yaşayanların tam sayısını vermenin de olanaksız olduğunu söyledi. Tüm nüfusu saymaya çalışan biri, asla tam nüfus sayısını elde edemeyecektir. Çünkü sayım işlemi sırasında bazı yaşlı insanlar ölecek, bebekler dünyaya gelecektir. Bundan dolayı toplam sayı sadece yaklaşık olarak doğru olabilecektir. Ama bir matematikçiye düzgün bir on ikiyüzlü nün kenar sayısını sorarsan, on ikiyüzlünün her biri beş kenarı olan on iki yüzü olduğunu anlatacaktır. Bu altmış eder ama her kenar iki yüze aittir ve bu yüzden iki kere sayılmıştır. On ikiyüzlünün kenar sayısı otuz dur ve bu sayı hiçbir şüpheye yer bırakmaz.
S: Theaitetos başka örnekler de verdi mi?
H: Birkaç örnekten daha bahsetti, ama bu örneklerin tümünü hatırlamıyorum. Gerçeklikte, tümüyle birbirinin aynı iki şey bulunmasının olanaksız olduğunu, Poseidon tapınağının sütunlarının bile az da olsa birbirinden faklı olduğunu söyledi. Buna karşılık bir dikdörtgenin köşegenlerinin birbirlerine tam olarak eşit olduklarından emin olabileceğimizi söyledi. Heraclitus tan bir alıntı yaparak; var olan her şeyin sürekli olarak değiştiğini, ancak 1(tek), 2(çift), 3(üç tane), doğru ve çember gibi hiç değişmeyen şeyler hakkında kesin bilgi sahibi olmanın mümkün olduğunu anlattı.
S: Sanırım bu kadarı yeterli. Bu örnekler matematikte şüpheden uzak bilginin edinilebileceğini, diğer bilimlerde ve günlük yaşamda ise bunun mümkün olmadığı konusunda beni ikna etti. Şimdi de matematiğin doğası üzerine sorduğumuz sorulardan elde ettiğimiz sonuçları toparlayalım. Matematiğin var olmayan şeyleri incelediği ve incelediği şeyler hakkındaki tüm gerçekleri keşfedebileceğini söylemem yeterli olur mu?
H: Evet. Çıkardığımız sonuç buydu.
S: Peki Zeus aşkı için söyler misin; Var olmayan şeyler hakkında var olan şeylere göre daha çok şey bilmemizin gizemli bir yanı yok mu sevgili Hipokrat?
H: Eğer böyle bakarsak, kesinlikle gizemli bir yanı var. Eminim akıl yürütmemizde birtakım yanlışlıklar oldu.
S: Hayır büyük bir dikkatle ilerledik. Akıl yürütmemizde herhangi bir yanlışlık olmadı. Bu düğümü çözmemizde yardımı olabilecek bir şey hatırlıyorum.
H: Bir an önce söyle, çünkü her şeyi birbirine karıştırmış durumdayım.

BİZ ve Birey olma hali, Sorularımız?

BİZe, kavram itibariyle  “Toplumsal Bellek Bileşimi” diyebiliriz sanırım . İnsanlık, birleşmenin kaçınılmaz olduğunu özünden biliyor ve bin yıldan fazladır da (belki ne yaptığını pek de bilmeden) birleşmenin pratiklerini yapıyor. Fakat TBB öyle bir ince ayar istiyor ki, onu tutturmak şimdilik mümkün olamadı. Birey bilinci oluşmadan terennüm edilen ya da denenen BİZ oluşumları gerçek biz değil, korkmuş BENler cemaatleri oluyor.

Toplumsal Bellek Bileşimi için benim görebildiğim ince ayar şöyle bir şey:

  • TBB, değiştirme, yönlendirme talep etmez. Her bir katılımcıyı olduğu haliyle muhafaza etmenin büyük bir hazine olduğunu bilir, çünkü varlığını ve gelişimini buna borçlu olacaktır.
  • TBB, temelde samimiyet eşiğini geçmiş olmayı gerektirir. Olduğu gibi olmaktan ne gurur ne de mahcubiyet duymayanların natürel bir bileşkesidir.
  • Bir özelliğin eksikliği diğer özellik için zarurettir, işte tam da bu sebepten şeyleri dönüştürmeye çalışmak yalnızca bireyselliğin tahrik ettiği aslında çaresiz bir taleptir.
  • TBB, güven gerektirir, tapınma değil. Yoldaşlık ve dayanışma gerektirir, fikir birliği değil. Fikir birliğine varmak için icat edilen (konsensüs gibi) yöntemler, TBB ruhuna uygun düşmez. Fikir birliği olan yerde gelişme olmaz. TBB, uygun adım yürümek değildir ki o şekli köprü yıkar!
  • Kendiliğindenlik her konuda bir düstur gibidir.
  • TBB, doğrudan gerçek bellek bileşimidir. Topluluk içinde her bir bireyin gerçek belleği hem kendine hem de toplu kullanıma açılmıştır. Bu tamamen bir gönüllü işlemidir, reklamı yapılmaz, pazarlama taktiği işe yaramaz. “Dâhil olan” herkesin kazandığı bir yöntemdir.

Bilinçli olmayanın göbeğinde oturan dişil ilke, eril ilkeyi doğurur. Bu onun yaratıcı eylemidir. Ancak eril ilkenin ayrışma/özgürleşme ve kendini, kendisi olmayan’a göre tanımlama eylemi sayesinde dişil ilke “biz bilinci”ni oluşturabilir.

Buhran

Bu şiir, sonsuzus’un nadir gördüğümüz üyelerinden yunus’un bulduklarından.. Ona da, tüm üyelere de selam olsun. Hüzün iyidir, açın kollarınızı damardan giriversin.

Buhran
çok fazla
çok az
ya da çok geç

çok şişman
çok zayıf
ya da çok kötü

kahkaha
ya da gözyaşı
ya da kusursuz
kayıtsızlık

nefret edenler
sevenler

ellerindeki şarap şişelerini sallayarak
önlerine çıkanları süngüleyip
kadınların ırzına geçen ordular

ya da ucuz bir pansiyon odasında
Marilyn Monroe’nun fotoğrafıyla yaşayan bir ihtiyar

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu saatin kollarının ağır hareketlerinde
bile görebilirsiniz.

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu Vegas’ta, Baltimore’da ya da Münih’te
yanıp sönen neon ışıklarında görebilirsiniz.

Deli Dumrul’un Bilinci- M.Bilgin Saydam

Aşağıdaki mesaj tahmin ettiğim gibi yerine ulaşmadığı için buradan yayımlıyorum, eminim bi zaman sahibini bulur 🙂

Merhaba Bilgin Bey,

Az önce Deli Dumrul’un Bilinci isimli kitabınızı bitirdim. Genelde çok beğendiğim kitaplar için özet çalışmalar yaparım. Yol’da olan bir kişi olarak, hoşuma gidenleri paylaşmak daha gelişkin bir fayda ve zevki de beraberinde getiriyor. Kitabınızı gerçekten çok sevdim. Beğendim kelimesi hafif kalacağı için bunu bilerek kullandım. Binlerce kitap okumuş (ve bikaçtane de yazmış) biri olarak, bu kitabı bunca geç okumuş olmaktan hayıflanıyorum. Kitap geçen hafta bir araştırma yaparken önüme çıktı, onunla ilgili uzun bir açıklamanızı okudum ve hemen edinmek istedim. Maalesef baskısı tükenmişti. Yine de arayışımı sürdürdüm ve internette ikinci el satıştan buldum. İşte hikayesi böyleydi onu edinişimin.
Kitabınız gerçekten harika bir lezzette. Belki  Jung hayranı olduğum için belki de Gurdjief öğrenciliğinden geçmiş olduğum, ya da Yaqui yerlilerinden şamanizmi öğrendiğim (öğrettiğim de aynı zamanda, ikisi birlikte işliyor bu mekanizmanın) için bana şahane göründü. Bu bence oldukça hassas konuda, tüm sözler ve yorumlar yerli yerince, kararınca kullanılmış, bilimsel tavırdan ayrılınmamış fakat buna rağmen (genelde olduğu gibi) kuruyup kalmamış bir yapıt.
Kitabın yazarı olan size tebriklerimi ilk elden takdim etmek ve hatta imkan olursa tanışmak ve sohbet etmek isterim. Bu gönderinin elinize geçeceğinden emin değilim, yine de şansımı deniyorum.
Umarım başka çalışmalarınızı da bulmak ve okumak mümkün olur, sevgilerimle
Sibel Atasoy
03.12.2010