LABİRENT
Sembole özellikle, Avrupa’daki katedral döşemelerinde, Girit’teki saray …duvarlarında, Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş olan Etrüskler’in vazolarında, Roma evlerinin döşemelerinde, bitki kümelerinden oluşturulmuş biçimde İngiltere’de (bunlara Truva labirenti denir), Maya çanak çömleklerinde, Arizona’nın Pima kızılderililerinde, Çin’de, Mısır’da, Anadolu’da ve mezarlarda rastlanır. Terimin Anadolu kökenli “çift ağızlı balta” anlamına gelen labryus sözcüğünden geldiği sanılmaktadır. (Anadolu’nun eski dilleri olan Luwi ve Pelasg dillerinde labra sözcüğü “balta” anlamına gelir. “Labarna” ise Proto-hatti dilinde hükümdar anlamına gelir.)
Bilinen en eski labirent yapılar Mısır’da ve Girit’te keşfedilmiştir. Fakat eski metinlerde sözü edilen Etrüsk labirenti ile Heredot’un sözünü ettiği, Mısır’ın kilometrelerce uzunluktaki, “piramitleri gölgede bırakan dünyanın en büyük labirenti” henüz bulunamamıştır. Birçok inisiyasyonda mağaralar ve yeraltı odalarının yanısıra labirent yapıların da kullanılmış olduğu bilinmektedir.
Grek mitolojisine göre, “yasa koyucu” lakaplı ve öte-âlem’in üç yargıcından biri olan kral Minos Girit’te bir labirent yaptırmış. Bu labirentin içinde boğa başlı canavar Minotauros varmış. ‘Cehenneme iniş’ (<) olayını deneyimleyen kahramanlardan Theseus bu canavarı Ariadne’nin yardımıyla labirentte öldürmüş. Ariadne’nin ona yardımı, labirentte geri dönerken yolunu kaybetmeden çıkışı bulabilmesi için ilerledikçe açacağı bir ip yumak vermesiymiş. (Ariadne’nin altın tacı gökteki bir yıldızdır). Buradaki, Theseus’u ışığa kavuşturan ip sembolü hem varlığın yolu bulmasını sağlayan iç rehberini, yani hem vicdanını, hem de kendisinin Gök ile, yani yüksek ruhsal planlar ile irtibatını, sezgi kanalını simgeler.> İp. Minotauros ise ejder (<) sembolü ile boğa (<)sembolünün birleştirilmesiyle oluşmuş olup, bu sembollerin olumsuz anlamlarına eş anlama sahip bir semboldür. Theseus’a bu işte ikinci yardım eden kişi Daidolos’tur (Daedalos). Daha sonra Daidolos ve oğlu İkaros, labirente hapsedilirler. Fakat Daidolos bir çift kanat icat eder ve oğluyla uçarak, labirentten kurtulurlar. Bir başka versiyona göre, Daidolos oğluna fazla yüksekten uçmamasını, Güneşe fazla yaklaştığı takdirde kanatların yapıştırıcı maddesi olan balmumunun eriyebileceğini söyler. Fakat oğlu babasını dinlemez ve aşağı düşer. (İkaros’un düşmesi sembolizminde tedriç ilkesi ve bu ilkeye uyulmaması halindeki sakıncalar simgelenir. Yani, yükselme sıçramalar tarzında değil, varlıkların liyakat, yetenek, kudret ve kapasitelerine uygun olarak derece derece gerçekleşir. Kişinin bu ilkeyi gözardı etmesi birtakım tehlikelerle karşılaşmasına yol açabilir.)
Mandalayı anımsatan labirent çizimlerinde genellikle dairesel veya kare, kimi zaman da sekizgen planın esas alındığı görülmektedir. Labirent sembolünün anlamları ele alınmadan önce labirentin içerdiği özellikleri anımsamak sembolün anlamlarının anlaşılmasında yararlı olacaktır:
• Biçimi ne olursa olsun bir merkez içermektedir.
• Biçimi ne olursa olsun, eş merkezli halkaların ya da dolanımların söz konusu olduğu bir spirallik özelliği gösterir.
• Giriş ve çıkışı hep tektir.
• Doğru yol bir tanedir.
• Doğru yoldan başka, herhangi bir kestirme yol yoktur; kestirme sanılan yollara girilirse ya çıkmazla karşılaşılır ya da aynı yerde dolanıp durulur.
• Labirent’te hedef dıştan içe ve içten dışa olmak üzere ikili görünümdedir: Dışındaki kimse için hedef merkezdir; içindeki kimse için hedef özgürlüğünü sağlayacak çıkışı bulmaktır.
• Labirentin planını bilmeyen biri hatalar yapmadan hedefine varamaz.
• Labirent, planını bilmeyenler için bir hapishane gibidir.
• Kolay labirent yoktur; labirentlerin zor olmaları ortak özelliklerinden biridir.
• Labirent onun sırrını bilmeyen ve sırrına erecek kapasitede olmayan kimseden merkezdeki kutsal bir şeyi, bir sırrı saklamak, korumak üzere zorluk içerir.
Son zamanlarda okuduğum en anlamı yazılardan bir tanesini yazdı Yılmaz Özdil.
Hazır ortalık sakinledi…
Sakin sakin konuşalım.
*
59 yaşındaki YÖK Başkanı, koltuğa oturur oturmaz, ilk iş
ne yaptı biliyor musunuz?
*
Motosiklet aldı.
*
İçinde ukteymiş.
*
Çünkü, sağ-sol, ideoloji meselesi filan değildir aslında yaşananlar… “Gençliğini yaşayamamış insanlar” tarafından yönetiliyor Türkiye… Gençleri anlamama sebepleri bu.
*
Hani, üniversite yıllarından suratını hayal meyal hatırladığınız, varlığıyla yokluğu bir, hafızanızı zorlasanız bile ismini çıkaramadığınız tipler vardır ya… İşte onlar yönetiyor.
*
Elbette onlar da 20 yaşında, 25 yaşında oldular, ama, hiç genç olmadılar. Vazgeçtik kafelerde yan yana oturup laflamayı, fakülte kantininde bile kızlı-erkekli ortamlarda bulunmadılar.
*
Gençliğin adeta uzvudur mesela, gitar… Ne kadar uzak onlara… Plajda yakılan romantik bir ateşin etrafı, dağcılık kulübünün kurduğu kampın çadırı, amfide şamata, kampustaki şenlikte mırıldanan aşk şarkıları veya yılbaşı partisi, belki alt tarafı bi bira… Ne kadar uzak.
*
Dar çevrelerinin Çin Seddi gibi eşiklerine esir büyüdüler maalesef… Kanları kaynamıştır, istemişlerdir mutlaka. Aşamadılar. Aşanlara kızmaları ondan… Halbuki, hayatında bi kere olsun dağıtmadan, nasıl toparlanır insan? Hangi sınırdan bahsedebilirsin, özgürlüğü tatmadan?
*
İnanmazsanız, açın özgeçmişlerini… Hayat baharının en güzel dört senesi “şu üniversiteyi bitirdi” diye geçiştirilen, kupkuru üç kelimeyle özetlenmiştir. Anaları babaları, ilkokul dönemi, sonra zart diye atlar, siyaset sahnesindeki binlerce fotoğraf… Arası boştur! Üniversite yıllarına dair hatıra fotoğrafı olabilmesi için, hatıra olması lazım öncelikle… Yoktur.
*
Sorsalar bana, king bilmeyeni milletvekili bile yapmamak lazım… Ki, briçi kumar zannedip, spor olduğunu kavrayamadan mezun oldular. Zaten, spor ayakkabı giymeden emekli oldu çoğu… Apo’nun bile Bekaa’da kız militanlarla voleybol oynarken fotoğrafı var, bunların var mı? Güya kültür dersi veriyorlar bize, hangisinin halkoyunu oynarken fotoğrafı var? Tiyatro?
*
Mayo giymeden büyüdüler, mayo… Bülent Arınç, Beşir Atalay… Aileleriyle şezlongda güneşlenirken düşünebilir misiniz? Bırak düşünmeyi, Allah bilir, mahkemeye bile verebilirler beni… Bu kadar normal bir insan davranışı üzerinden kendilerini örnek verdiğim için.
*
(Bakın, peşin peşin söyleyeyim, mahkemeye verirseniz, Kürşad Tüzmen’i şahit gösteririm… Çünkü, mayo giymeyi anormallik kabul etmeyen Kürşad Tüzmen’e gidin sorun, yumurta fırlatan gençlerin heyecanını da anlıyordur, sahillerin AKP’ye neden oy vermediğini de.)
*
İyi yönetilen devlet, iyi yönetilen üniversite, iyi yönetilen gazete, iyi yönetilen banka, hepsini inceleyin… Hepsinin başında, gençliğinin hakkını vererek yaşamış yöneticiler görürsünüz.
*
En vahim gençlik hatası…
Gençliğini yaşamamaktır.
*
Türkiye’nin durumu vahimdir.
If I would not say my love, the trouble of my love overwhelm me. Yunus Emre
Ben sevdiğimi demez isem,sevmek derdi boğar beni.

Yunus Emre (1238?–1320?) was a Turkish poet and Sufi mystic. He has exercised immense influence on Turkish literature, from his own day until the present. Because Yunus Emre is, after Ahmet Yesevi and Sultan Veled, one of the first known Turkish poets to have composed works in the spoken Turkish of his own age and region rather than in Persian or Arabic, his diction remains very close to the popular speech of his contemporaries in Central and Western Anatolia. This is also, it should be noted, the language of a number of anonymous folk-poets, folk-songs, fairy tales, riddles (tekerlemeler), and proverbs.