Soru Sorma Sanatı

Soru, ister bir çocuğun isterse bir erişkinin hançeresinden fırlasın, hayati öneme sahiptir.
Soru, insanın hayat karşısında duruşudur, bizatihi varoluşunun temelidir. Hayat ise bıkıp usanmayan bir cevapçıdır. Sorduğunuz sürece var olursunuz. Soru bir büyü gibi işlev taşır; çünkü gerçek sorular bir alçak basınç alanı oluşturarak, cevabı zorunlu kılar. Peki neden “gerçek soru” deme ihtiyacı hissettim? Gerçek soru adı üstünde bir şeyi gerçekten merak ettiğinizin göstergesidir. Oysa günümüz insanının merak duygusu öylesine körelmiş buna karşın kendine önem verme hassası öylesine güçlenmiştir ki, soru işareti ile biten cümleler aslında –çoğu kez- bir boy ölçüşme, karşıdakini küçük düşürme vasıtası gibi işlev görmeye başlamıştır.

Soru soran açısından; kişi kendi diyeceği varsa onu soruya tahvil etmeden demelidir zaten, eğer merak edilen bir şey varsa o durumda tamamen boş bir zihinle, kalpten gelerek, özlü ve net biçimde merakını dillendirmelidir. Cevabı gerçekten merak etmelidir, onu duyabilmek için iç konuşmasını durdurmuş olmalı, etkili dinleme yapabilmelidir.

Bir müslümanın Şeriat’ı istememe sebebi ne olabilir?

  • İşine gelmiyordur. Kazancına engel olacaktır.
  • Kuran'ı tarihsel bir mitoloji kitabı olarak kabul ediyordur.
  • Kuran'daki kanunların, günümüz çağına uygun olmadığını, yetersiz olduğunu düşünüyordur.
  • Şeriatle yönetimi beğenmiyordur.
  • İnancı yeterince sağlam değildir veya ılımlı müslümandır.
  • Bütün müslümanlar ister. İstemeyen, müslüman değildir.
  • İslam bireysel bir dindir. Toplumsal ve sosyal konularda hükmü yoktur diye düşünüyordur.
  • Laikliğin daha doğru ve güvenilir olduğunu düşünüyordur.
  • Başka bir sebebi var ve yorum olarak yazıyorum.

21. Yüzyıl Becerileri

Öğrenme ve Yenilenme Becerileri

Yaratıcılık ve Yenilenme
• Çalışma hayatında orijinalite ve yaratıcılık sergilemek
• Diğerlerinin işine yarayacak yeni fikirler geliştirmek, uygulamak ve anlatmak
• Yeni ve farklı bakış açılarına açık ve uyumlu olmak
• Yeniliğin geliştiği alanlarda yaratıcı fikirlerimle somut ve yararlı yardımlarda bulunurum

Eleştirel Düşünme ve Problem Çözme
• Anlamaya yönelik doğru akıl yürütmek
• Karmaşık seçimler yapmak ve kararlar vermek
• Sistemlerarası ilişkileri anlamak
• Farklı bakış açılarını netleştirmeye ve daha etkili çözümler üretmeye yönelik sorular belirlemek ve sormak
• Problem çözmek ve soruları yanıtlamak üzere bilgiyi sınırlandırmak, çözümlemek ve birleştirmek

Yaptım oldu!

Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer
Uçsuz, bucaksız, sonsuz, sular içreydi her yer!
Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,
Uçuyor, arıyordu, katı bir yer, bir bucak.

Kutsal bir ilham ile, nasılsa gönlü doldu,
Kayıptan gelen bu ün, ona bir çare buldu.
Göklerden gelen bir ses, Ülgene buyruk verdi:
Tut önündeki şeyi, hemen yakala!Dedi.
Ülgen bu emre uydu, uzattı ellerini,
İçinden tekrarladı, Semanın sözlerini.
Denizden çıkan bir taş, fırladı çıktı yüze,
Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!
Artık Ülgen memnundu, rahatı bulmuş idi,
Üzerinde duracak bir yeri olmuş idi

Denizden ibaret olan bir dünyada Tanrı Ülgenin su üzerinde durması olanaksız olan bir taşa binmesi ve bu taşı kendine yer olarak seçmesi, bu olayın sembolik bir olay olduğunu ortaya koymaktadır. Ülgenin bindiği veya üzerine konduğu bu taş, büyük olasılıkla Frisyalıların tapmış oldukları Gök Taşıdır. Gök taşı Tekvinde şöyle anlatılmıştır:
Ve Allah dedi: Suların ortasında kubbe olsun ve suları sulardan ayırsın. Ve Allah kubbeyi yaptı ve kubbe altında olan suları, kubbe üzerinde olan sulardan ayırdı; ve böyle oldu. Ve Allah kubbeye Gök, dedi.(Tekvin Bap 1/ 9).

Bir deli gülümsedi bana/ bana gülümsedi bir deli/ gülümsedi bir deli bana

Dün dolanırken bir kilise gördüm. Kapısı açıktı. Bunu ilahi bir davet sayarak kiliseye yöneldim. Ayin yarın (bugün) sabahmış. Bir şey yapmış olmak için bir mum yaktım. Sonra yarım bıraktığım geziyi sürdürdüm. Aman ne kalabalık, ne kalabalık! Bir yığın insan.
Bu kadar insan içinde üç deliye rastladım. Biri tam arkamda uzunca bir süre beni takip etti. En son çıkardığı seslerden ürküp arkamı döndüm. Hızlandığını fark edince kendimi bir mağazaya attım. Mağazada karşıma bir hortlak resmi çıktı. Ben nereye gitsem resim de o yöne dönüyordu. Üç boyutluymuş meğer. Shakespeare’inkini çok beğendim. Ciddi bir ifadeyle eli yüzündeyken siz yürüdükçe eli iniyor ve gülümsüyor. Yoksa tersi miydi?
Her neyse tekrar yola düştüm. Bu kez dev bir mağaza önünde çok hareketli bir müzikle kalabalığı durduran bir deliye rastladım. Müziğe ayak uydurarak dans ediyordu. Bu deliyi daha önce de defalarca görmüşlüğüm vardı. Hep böyle müziğin taştığı mağazaların önünde bekler ve dans ederdi. Onu izlerken gülmeden edemedim. Gülerken göz ucuyla bir başkası tarafından izlendiğimi fark ettim. Bu izleyici bir başka deliden başkası değildi. Ben dans eden deliye gülümserken, o da bana bakıp gülümsüyordu. Kendimi komik buldum. Hangimizin dünyası gerçekti? O bende gülünecek ne görmüştü acaba?