NASA tarihi açıklamayı yaptı.

Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Dünya dışında yaşam olabileceğine dair bugüne dek elde edilmiş en önemli bilimsel bulguyu açıkladı.

GFAJ-1 MİKROBU / FOTOGALERİ

TSİ 21.00’de, NASA’nın Washington’da bulunan merkez binasında yapılan basın toplantısında, araştırmayı yürüten Arizona State Üniversitesi ekibinin başındaki isim Dr. Felise Wolfe Simon önemli açıklamalarda bulundu. Simon, bugüne dek tüm yaşam formlarında var olan biyo moleküler yapıdan ayrışan GFAJ-1 mikrobu hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Wolfe Simon, basın toplantısının başlangıcında şu açıklamayı yaptı:

“Bugün konuşacağım şey, çok uzun süreden beri yapılan bir araştırmanın sonuçları olacak. Arseniği temel moleküllerinde bulunduran bir mikrop keşfettik. Bugüne kadar bildiğimiz şey, yaşam için altı elementin, yani karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfürün gerekli olduğuydu. Bu elementler DNA, protein, yağların ve hücrelerin bilgi yapısında bulunuyor. Keşfettiğimiz mikrobun sahip olduğu arsenik ise moleküler yapısında bulunan elementlerin yerini alıyor.”

Kötü Kadınlar

Hemen aklınıza kötü yola düşmüş yani fuhuş yapan kadınlar geldi değil mi?

E, değil…

İyi kadın deyince de aklınıza aile ortamında yetişmiş, çocuğunun anası, evini maharetle çekip çevirebilen, işine, eşine sadık olan, çiçektir, börtüdür, böcektir, anadır, ayaklarının altıdır, cennettir zırvalarına mazhar olan kadınlar gelmekte…

…yine değil.

Kötü kadın, birey olamamış, olmayı bilmeyen ve hatta öğrenmek istemeyen kadındır.

Kötü adam keza…

…bakın “kötü erkek” demedim. Erkek olmak zaten kötü olmak ile aynı anlama gelmekte. Zira analarından çıktıkları gibi kalmış olanlardır erkek olanlar.

-Neyiniz oldu?
-Erkek evladımız oldu…
-E maaşallah…

Hala erkek ise, öyle kalmış…adam olamamış demektir.

2006’dan iki küçük rüya

Az önce yanlışlıkla buldum -günlükten- bu rüyaları, tamamen unutmuşum fakat şimdi okuyunca oldukça ilginç geldi 🙂

Dün gece belki bu uygulamanın da etkisiyle öyle bir rüyalar serisi gördüm ki aman allah
Bu rüya serisinin birinde tanımadığım orta yaşlı bir bey (bi iş adamı ya da yüksek seviyeli bi yönetici) şöyle diyordu; “bu işin sırrı şu; “işlere genç bayanlar atıyorum” yani anladığım kadarı ile bi sürü işi varmış ve onların her birini genç bi hanıma delege ediyormuş; yoksa bu işlerin altından nasıl kalkarım?! dedi.
O anda bende bi şafak atıyor! hahahahahahaha… Diyorum ki, zaten dünyayı idare etmek için benim gördüğüm kadarıyla kabiliyetiniz/enerjiniz yeterli değil, ben de şaşırıyordum, dünya nasıl çökmüyo diye!!!
Muzip muzip yüzüme bakıyo, yaaa işte işin sırrı bu diyor. Al gülüm ver gülüm oluyomuş yani! Kızlar işi yapıyor ve fakat kendilerine bu yetki verilmiş olduğunun gönül borcuyla başarıyı adama bırakıyorlarmış!
Epeyce güldüm, serinin bu parçasına.

İçimizde Saklanan Kadın ve Erkekler

Hepimiz dişi ve erkek enerjilerini içgüdüsel olarak içimizde taşırız. Ama çoğunlukla bunun farkında değilizdir. İstemlerimizin, eylemlerimizin hangisinin dişi, hangisinin eril enerjiden geldiğini irdelemeyiz. Beden tipleriyle ilişkilendirerek bu enerjileri değerlendirmek ya da algılamak seçtiğimiz sıradan yoldur genellikle…

Bu yüzden kadınlar dişi, erkekler de eril enerjinin sembolü olmuştur. Oysa kadın bedeninin ya da salt cinselliğin, dişil enerjiyi tam tanımlayamadığı gibi, maço bir bakış ve atletik bir vücut da eril enerjiyi tanımlamaz. Yani dişil enerji dediğimizde tam olarak kadın; eril enerji dediğimizde de erkek tanımı boyutunda kalmak yeterli değildir.

Dişil ve eril enerji olgusu, seks ve bedenden öteye uzanan başka boyutlar ve gerçeklikler taşır.

Geleneksel olarak kadınlar, alıcılık, besleme, hassasiyet, duygu ve sezgi ifade etme ve geliştirme durumundadırlar. Geçmiş tarihte pek çok kadın, kendine güven, doğrudan eylem, zekâ, etkili ve güçlü bir şekilde görev yapma yeteneklerini bastırmıştır. Benzer bir şekilde erkekler de eril enerjinin sembolü olmuştur. Güçlü, doğrudan, saldırgan ve iddialı hareket etme yeteneklerini geliştirmişlerdir. Pek çok erkek kadının tersine, sezgi, duygu, hassasiyet ve besleme duygularını bastırıp inkâr etme yoluna gitmiştir.

İskenderiye Kütüphanesi

xenix yazdi;

“Ömer’in İskenderiye kütüphanesini yaktırması da din adamına yakışır bir davranış mıdır?..”

xenix´in merakini gidermek icin bir katkida bulunmak icin bende üyesi oldugum sitede yazan forumdas´in konuyla ilgili bu yazisinin faydali olabilir düsüncesiyle paylasmak istedim malum “elciye zeval olmaz”..

**

Hakan ÇİFTÇİ (Competitive Advantage of Turkey Genel Koordinatörü)

İskenderiye
Kütüphanesi’nin
macerası ise daha enterasandır.

M.Ö. III. yüzyılda kurulmuş olan kütüphane,
insanlık tarihinde meydana getirilmiş olan en önemli eserlerden biridir.

Eski kaynaklar,
burada 900 bin cilt el yazması eserin toplandığını kaydeder.

Batıda,
bu kütüphanenin şehrin Müslümanlar tarafından alınmasından kısa bir süre sonra ikinci İslam Halifesi Hz. Ömer’in emriyle Mısır Fatihi Anur İbnül-As tarafından yakılarak yok edildiğine dair yanlış bir kanaat vardır.