Ülkeniz savaşa girerse

  • Cephede gönüllü asker olurum
  • Cephe arkasında gönüllü yardımcı olurum
  • Sadece mal yardımı yaparım
  • Başka ülkeye göç ederim
  • Savaş karşıtıyım hiçbir şeye karışmam
  • Yerimde kalır, işimi büyütürüm
  • Yaşadığım ülkeyi sevmiyorum bu yüzden savaşmam
  • Savaşa gidenlerin mallarını yağmalamak için yerimde kalırım.
  • Başka bir seçenek yaparım ve yorum olarak yazıyorum.

Cehennemi mi Arıyordun? Ya Bulduysan?

Alarm çaldı, uyan! Sabah uyanmamız için gereken şeyin bir alarm olması ne tuhaf? O bir alarm! Tıpkı doğal afetlerde kullanıldığı gibi…

TDK’da ”alarm” kelimesinin anlamı, ”Bir uyarıyı, bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret” olarak belirtiliyor… Zil çalıyor ve kalkıyoruz. Bir uyarı, bir tehlike!.. Neden mi? Sabah sabah bu dünyaya gözlerimizi açıyoruz da ondan.

Peki nasıl bir dünya bu? İçinde bolca ofisler olan, belli aralıklarla para denen ve işleri idare ettiren kağıt parçalarının biriktirildiği, insanların sabahtan akşama kadar köle gibi çalışıp, kendine ayıracak zaman bulamadığı bir dünya… Bir başka deyişle, insan denen canlının hayatını yapay gündemlerle 12-16 saat meşgul eden ve tek kaçış noktasını uyku olarak gören insanların dünyası bu. Başka insanlar öldürülürken ses çıkarmayanların, ta ki sıra kendilerine ya da en yakınlarındakilere gelene kadar ses çıkarmadığı bir dünya…

Üçgenden dörtgene nasıl geçilir?

Başlangıçta tanımlanamayan, ikiye bölündü, 0 ve 1 şeklinde oldu. Bilgisayar programlama dili ya da tez antitez, olmayana ergi yöntemi, hepsi aynı şekilde iş görüyor.
1=eril ilke ve 0=dişil ilke.
Bildiğiniz gibi tüm rakamlar bire bölünürler ve değerleri değişmez, hepsi onun(BİRin) bir yandan zenginleşmesi diğer yandan sadelikten uzaklaşmasıdır. Sıfır ise rakamların önüne ve sonuna gelmeleriyle fark yaratır! Bir sayının sıfırla çarpımı sıfıra varır, yani dişil ilkeyle çarpışmak zarar getirir. Bir sayının sıfıra bölünmesi sonsuzluğa varır (ki bu tanımlanamayandır ve bu haliyle öze dönüştür). Sıfırın sıfıra bölünmesi-çarpılması ya da sıfırın bir sayıya bölünmesi yine sıfırdır; demek ki işlevsizdir.

Matematiksel ilkelerden yola çıkacak olursak, dişil ilkenin azalmadığını, çoğalmadığını, değişmediğini açıkça görebiliyoruz. O sadece eril ilkeyi dönüştürebilme yetisine sahip. “Bir erkeği rezil eden de vezir de eden kadındır” demiş atasözü. Şüphesiz, eril ve dişi ilkeyi bizatihi erkek ve kadınla özdeşleştirmiyoruz; çünkü artık hepimiz biliyoruz ki, her iki ilke de her insanda mevcut. Ancak insan doğduğu andan itibaren onun aslında neredeyse tanımsız varlığı, isim koymakla başlayan ve iç-dış ayrılığı yaratmak ve ego-ben oluşturmak üzere verilen ciddi bir eğitimden geçer. Aslında bedenle belirlenen cinsiyetin gerçekten belirlenmesi bu sayede pekişir. Böylece cinsiyetler pekiştirildiğinde(0-6 yaş arasında tamamlanır) o insan artık kendinde var olan iki temel ilkenin bedensel cinsiyetine eş olan yönünü ağırlıklı olarak kullanmaya başlar.

Apaçık bilgilenme nedir?

Gerçek şudur ki, ben-bilinci bir bilgi(lenme) olsa da, bu bilgi tümüyle özel bir türdendir. Her zaman uğraşmakta olduğumuz apaçık bilgi(lenme)den ayrımı dolayısıyla, ona saymaca olarak, “apaçık olmayan bilgilenme” diyebiliriz. Bilgisel sürecin amacı apaçık bilgilenmenin sağlanmasıdır. Apaçık olmayan bilgilenme, apaçık bilgilenmeyi sağlamak yolunda bir araç olarak karşımıza çıkar. (Lektorski)

Basitçe ne bildiğini bilmiyorsan, yani dalga yönünde salınarak tüm bilgiye sahipsen, buna bilgilenmişsin diyemeyiz demek istiyor. Burada mesele bilginin kendi eril yönünde açığa çıkmasıdır.
Apaçık olmayan bilgiler bize, simgeler, semboller, resimler, müzikler, rüyalar, şiirler (ve onun öykünmesi reklam sloganları) ve öyküler yoluyla ulaşır. Bütün bu yollarla bizim içimizde olmakla birlikte onların apaçık bilgi haline gelmesi; ki ben ona AYMA demekteyim, apaçık olmayan bilginin halihazırdaki akıl-beden-ruh bütünlüğünüzde spesifik bir örnekle bağdaştırılması halinde oluşur. İşte bu başarıldığında siz bilgiyi müşahede (aymış) etmiş olursunuz.

Bir alış-veriş Merkezinde Gezinirken Geçenlerde…

Geçen gün ismi lazım değil bir alış veriş merkezinde gezinirken tanık olduğum bir olayı paylaşmak istedim. Temelinde hangi düşünceye hizmet ettiğini anlayamadığım bir grup insanın, yere oturup adeta kendinden geçmiş halleriyle karşılaşmak önce ilgimi çekti. Sonra merak edip az daha yaklaştım ne oluyor burada filan diye birden kendimi grubu kontrolde tutan, tutmakla da kalmayan onları sözleriyle bayıltma noktasına getirmiş bir kadınla karşılaştım. Göz göze gelince yüzünde tatlı bir tebessümle bana, hastanelerde sıkça karşılaştığımız, işaret parmağını dudaklarına götüren “sessiz olun” mesajı veren hemşire resimleri misali bir tavır sergiledi. Sessiz oldum elinle işaret ettiği bir yere oturuverdim. İzlemeye koyuldum olanları.

Az çok olayı çözdüm, meditasyon yapıyorlardı. Yere oturmuş bağdaş kurmuş bazıları, bir kaçı da küçük ve zemine oldukça yakın taburelerde ayakları çıplak ve yere basacak şekilde pozisyon almışlardı. Hepsinin sağ elleri alınlarında, sol elleri ise avuçları yukarı bakacak şekilde sol dizlerinin üzerindeydi. Hmmmm diye bir ses çıkartıyorlardı değişik versiyonlarda.