alışkanlıklar

uzun süredir sonsuz usu takip ediyorum ve bazı gözlemlerimi dile getirmek istiyorum. burası bir akvaryum gibi. akvaryumdaki balıkların ne yapacakları az çok bellidir. nasıl davranacakları ve alışkanlıkları. bu alışkanlıklar onların kolay yem olmasını ve oltaya takılmalarını sağlar. en azından hiç bir zaman akvaryumdan çıkamamalarını. sitede kimin neye ne şartlarda nasıl tepki vereceği adeta o kişinin alışkanlığı olmuş. çok az kişi şaşırtıyor beni. çok az kişi alışkanlıklarının esaretinden kurtulup başka bir eylem yapabiliyor.

elbette sıradan, ezberci, tekrarcı, alışkanlıklarına bağımlı kişilerin kim olduğunu ve beni şaşırtabilenleri söylemeyeceğim.bunların hepsini sizlerde biliyorsunuz.

gelin şimdi yaşamınızı monotonlaştıran,sizin bir eylem yapmanızı engelleyen alışkanlıklarınızdan kurtulmanın yollarını arayalım.bundan kurtulmanın ilk yolu çıkarsız birşeyler yapmaya başlamaktır.çıkar ilişkilerinden, çıkar arkadaşlıklarından, çıkar davranışlarından kurtulmanın tek yolu ise sebebsiz bir şeyler yapmaktır.aslında bütün yaptıklarımızı sebebsizken biz onlara çıkarımıza göre sebebler yaratırız.

2011 Rüya Eğitimi

Umarım başlamak ve hayırlısıyla bitirmek nasip olur. Bu sene gurup açmayı hiç düşünmüyordum ama nasıl tavlandım bilmiyorum 🙂
Sık sık siteye ve mailime soranlar oluyordu bu sebeple söz verdiğim gibi duyuruyorum.

Zaman
19 Aralık Pazar · 14:30 – 17:30

Yer TuVa Sanat ve Kişisel Gelişim Merkezi

İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sk. No:16/3 Beyoğlu-İstanbul
Beyoglu Turkey

Oluşturan:

Daha Fazla Bilgi
RÜYALARIN SİHİRLİ DİLİ
Farkındalık, biz insanlara dışarıdan gelen bir etki değil, içteki tıkanık ve karartıların şifalandırılması neticesinde ulaşılan parlaklık seviyesidir.
Fizik bedende bir rahatsızlık olduğunda modern tıbbın öncelikle ne yaptığını hatırlayalım; Röntgen ya da daha gelişmiş yöntemlerle bedenin sorun/karartı bulunan bölgelerini belirlemeye çalışır. İşte rüyalar da psişenin (bir bütün olarak insanın) röntgen filmle…ridir.

Tanrı – Taş paradoksu

Yıllar önce okuduğum bir kitapta Bertrand Russell’a ait şu paradoksla karşılaştım:

Tanrı, kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi?
Eğer yaratabilirse, taşı kaldıramaması gerekir. Kaldıramazsa da gücünün SONSUZ olmadığını anlarız.
Eğer yarattığını kaldırabilirse, bu da yaratma gücünün SONSUZ olmadığını gösterir.

Bende bu paradoksun oluşturduğu düşünce ise şudur:
Her şeyi yapabilen, SONSUZ güce sahip bir şey (tanrı) yoktur. Eğer tanrı varsa bile düşündüğümüz veya öğrendiğimiz tanımlarda değildir.

Beni agnostik görüşlerimden arındıran paradokstur kendisi.

Tabi buna, “Ne gerek var canım, niye böyle yapsın ki… Tanrı’nın işi gücü yok da bunlarla mı uğraşacak?” diyenler de çıkacaktır. Ben de onlara şu soruyu yöneltiyorum:
Tanrı zamanı yaratabilir mi?

Kutsal Kitaplar

Kutsal kitapların dünyada en çok bilinen kitaplar olduğunu sanıyorum. Herkes okumasa bile en azından içeriği hakkında bir önbilgiye sahiptir. Ülkemizin de nüfus cüzdan istatistiklerine göre yüzde doksandokuzu müslüman olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okuyan oranı yüzde beşi (%5) geçmez.

Bu oran yurtdışında da aynıdır. İncili okuyan hristiyan oranı da muhtemelen yüzde beşlerdedir. Tevrat keza aynı şekilde.

Benim asıl merak ettiğim konu ise, eskaza kutsal kitabı baştan sona okudu diyelim. Herkesçe bilinen bu meşhur “tanrı yazması” kitapların etkileri okuyanlar üstünde nelerdir? Hiç çevrenizde Kur’an-ı Kerim’i okuduktan sonra değişen bir insan var mı? Olumlu olumsuz etkilerini hiç gözlemleme fırsatı bulabildiniz mi?