Masonluk Nedir?

Masonluk nedir? diye arattığınızda genellikle kendileri dışında başka grupların hazırladığı siteler çıkıyor. Ve çoğunda ateist oldukları yazıyor. Hatta daha da ileriye götürüyor yalanlarını bu gruplar ve Darwinist emelleri uğruna şehirleri yakıp yıktıları bebek yedikleri gibi fantastik senaryolara kadar varıyor.

Masonların kendi sitelerinden baktığımızda ise

“Masonik düşüncede, eklektisizmi benimsemekle birlikte süregelen en önemli dogma insan ruhunun ölmezliği ve insan aklının üstünlüğüdür, bunların dışında, Evrenin Ulu Mimarı’nın varlığına ve tekliğine inancı ayrı tutarsak, düşünceyi sınırlayan hiçbir dogmatik öğe veya kısıtlama yoktur”


Ülke oluşturuyoruz

Hepimizin yeterli derecede kaynağı olduğunu varsayarak bir ülke oluşturmamız isteniyor. Bu durumda ülkemizi oluştururken insan tipi oranlarını da belirlemek bizim görevimiz olsun. İnsan tipleri aşağıda listelenmiştir. Seçeceğiniz insan tipleri oranlarını yorum olarak yazarsanız oluşan ülke profillerimizi inceleyebiliriz.

Kullanılacak İnsan Tipleri
a- Memur, işci, beden veya emek gücüne dayalı insanlar
b- Savaşçı, asker,
c- Bilim adamı
d- Teolog, din görevlisi, vs
e- Filozof, yazar, şair, sanatçı
f- Mühendis, Doktor, Bilim ve teknoloji uygulayıcısı
g- Çocuk

(aklıma gelenler bunlar, bunlar dışındaki önerilerinizi yazarsanız eklerim)

Dişi bilinç BİZ bilinçliliğidir.

Kadın bilincinin her zaman ilişkiyi, yani “biz”i ön planda tutması, dişil ilkeyle özdeşimi ve eril ilkeyle bağlantısı, onun bütünden kopmasını engelleyici faktördür. Dişi bilinç BİZ bilinçliliğidir.
Eril Bilinç için ilişki her zaman ayrışma ve denetimle, karşı karşıya olmakla birliktedir. Bu tanımlama eril bilincin ilişki modelinin, aslında “ilişki” yi (=birlikteliği) sabote eden bir çelişkiyi barındırdığını gösterir: Eril bilinç yaklaşırken uzaklaşır. Sözsüz, tanımlamasız, ayrışmasız birlikteliğin savunucusu dişil bilinç ise her zaman bağlantıyı vurgular. Ancak dişil bilincin ilişki şemasının da bir tehlikesi vardır: Bireyselliğin törpülenmesi, sınırların silinmesi ve ben-bilincinin sönmesi (Neumann).

Dişil bilinç, çıkış noktasıyla, kaynakla, ana merkezle bağlantının bilincidir; anacıl eylemin bilinçliliğidir. Ancak varoluşu için dışarı doğru (merkezkaç) bir eyleme gereksinir. Bu eylem ise ana merkez çıkışlı, dışa açılımlı eril bilinçtir. Dişil ilkenin savunduğu “biz bilinci”, kendisini BİZe göre tanımlayan, BİZe karşı sınırlayan ben-bilinci ortaya çıkmadan olanaksızdır. Zira bilinçlilik ilişkiyi gerektirir. İlişkinin ön koşulu ise farklı iki birimin, yani birbirini “kendinden ayrı” olarak tanımlayan karşılıklı bilinçliliğin varlığıdır.

Masallar ve Mitler

Masallar ve Mitler

Masallar, mitler ve rüyalar aynı kumaştan biçilmiştir. Üçü de bilinçdışının ürünüdür. Campbell’e göre rüya kişiselleştirilmiş mit; mit ise kişisellikten arındırılmış rüyadır.
Mitolojinin simgeleri (ister ele gelir görüntüler, ister soyut düşünceler biçiminde olsun) en derin dürtü merkezlerine dokunup onları harekete geçirir, eğitim görmüşleri ve cahilleri aynı biçimde etkiler, yığınları, uygarlıkları harekete geçirir.
Bir mitin genel olarak bütün insanlıkla ilişki derecesi, bir düşün özel olarak onu gören bireyle yakınlığı kadardır.
Gördüğü düşü anlamlandırabilen kişi, “öz” kendisini daha iyi tanır. Bir mitin saklı anlamını kavrayabilen birey de, yaşamın hepimizden yanıt istediği evrensel ve tinsel sorularla ilişki kurar (Johnson).

Ayna sembolizmi-İbn Arabi

Tanrı’nın âleme benzeyiş yönünün ayna sembolündeki karşılığı ise,
aynadaki sûretin sahibinden başkası olmamasıdır. Çünkü aynanın karşısındaki kişi bir harekette bulunduğunda, aynı hareket sûret tarafından da yapılmaktadır.
Bu da mümkünlerin, Tanrı değilseler bile, tam olarak Tanrı’dan
başkası olmadıkları anlamına gelmektedir.
Bütün bu açıklamalardan sonra ayna ile aynadaki görüntü arasında üç
temel ilişkiden söz edilebilir:
1. Görüntü, ayna olmadan ortaya çıkamaz. İbn Arabî’ye göre şeylerin
varlığa gelişi, onların ‘Tanrı aynası’nda zuhûr etmelerinden başkası
olmadığından, ayn’lar ancak bu yüzey sayesinde var olurlar. Bu da nihaî
anlamda görüntünün varlığı aynanın varlığına bağlıdır, demektir.
Ayn’ların ayna, Tanrı’nın sıfatlarının aynadaki görüntüler kabul edildiği
bakış açısına göre ise, Tanrı’nın sıfatları ancak ayna olan mümkünler
sayesinde var olmaktadırlar.
2. Aynayla görüntü ve görüntü ile görüntünün sahibi özdeş değildir. Bu
iki çift, tamamen birbirinden farklı da değildir. Bunlar arasındaki ilişki
“ne/ne de” ve “hem/hem de” ilişkisidir. İbn Arabî ayna ile görüntü arasındaki
bu arada-olma halini pek çok bağlamda kullanır.
3. Ayna, üzerinde görüntü olmasa da ayna olmaya devam eder ve varlığı
görüntüye bağlı değildir. Fakat aynanın aynalık vasfının kemâli, ancak
aynalık fonksiyonunu yerine getirmekle gerçekleşir. Bir başka deyişle,
ayna ancak üzerindeki görüntülerle kemâl bulur. İbn Arabî’nin Tanrı’nın
mümkünlere muhtaç olmamasına karşın pek çok sıfatı olup bu sıfatların
fonksiyonlarını icra edecekleri bir konu aradıklarına ilişkin görüşünün
ayna sembolizmindeki karşılığı budur.
Dikkati ayna sembolündeki son öğeye, yani görüntülere, yoğunlaştıracak
olursak, Tanrı, zât halinde herhangi bir sıfat veya isimle muttasıf olmaktan
yücedir. Ancak bir kez ilk tecellî gerçekleşince, artık O pek çok sıfat ve
isme sahiptir. Bu sıfat ve isimler de hükümlerini gösterecekleri bir konuya
muhtaçtırlar. Buna göre ilahın ilahlığını göstereceği bir objeye ve sfere
(me’lûh), Rabbin de rablik özelliğini üzerinde sergileyeceği bir nesneye veya
hükümranlık alanına (merbûb) ihtiyacı vardır. Ayna sembolizminde bunun
karşılığı, aynanın aynalık sıfatını gösterebilmesi için yansıtacağı görüntülere
muhtaç olmasıdı
r.