Bir de ölmek vardı.
Bunu unutanlar merhametlerini de kaybetti. Aslolan hep aydınlıktı. Kimse ışığa koşmaya cesaret edemedi. Ondan kaçtılar, bazen neyden kaçtıklarını unutarak hatta. Acaba sadece bir son muydu bu? Sondan kaçarken sona doğru hızla koştuklarını bilmiyorlar mı? Bir tünele girdik ve bu tünelin geri dönüşü yok, öyle de böyle de çıkışa doğru hızla ilerliyoruz ama tünelin sonundaki ışığı neden herkes görmezden geliyor?
Kaç kalp kırdın bugüne kadar hiç düşündün mü? Kaç kişinin mutluluğunu çaldın? Bunları yaparken ne kadar haklıydın? Buna değecek kadar mı? Arkanda ne bıraktın? Sana sayıp söven senin için küçük (!) insanlar mı? Yoksa adını her anışta yüreklerine bir sıcaklık çöken büyük dostlar mı?
Asabını bozanlar olunca yakıp yıkar mısın sen de? Derin bir nefes alıp sakinleşmek yerine derin bir nefes alıp ağız dolusu küfür mü edersin? Yanlış anlamak lügatinde yazmaz mı senin? Duygusal kararlar senin zayıflığından mı gelir? Yoksa karşındakinden çıkarın olmayınca ona dair alınacak kararlarda acımasız olmayı başaracak kadar profesyonel misin işinde? Peki ezmek nasıl sence? Ezmezsen ezilirsin diyenlerden misin? Bu mantıktan yola çıkarak sevmezsen sevilirsin desek acaba senin mantığın ne kadar tutarlı olur? Ya da sen kendi küçük dünyanda sen onlara yapmayınca herkesin sana yapacağına inanıyor musun? Kendini dünyanın merkezine koyarak yaşamanın ne kadar acı verici olduğuna hala uyanamadın mı? Başkalarıyla paylaşmadan yaşamanın tatsız tuzsuzluğu senin damağına bulaşmadı mı?